Türlü, sevdiğim yemekler arasında yer almaz. Tabağımdaki bir yiyeceğin yanına bir başka yiyeceği koymayı da sevmem. Yalınlık şiarımdır. Yazılarımda da bu alışkanlığımın izleri vardır. Ne anlatacaksam, sadece o konuyu yazarım. Okuyucuyu bunaltmak istemem. Sevmediğim bir şeyi başkasına ikram etmem.
Kont Drakula ve Patavatsızlık
Siyahi Kelebek
Mucize organ beyin, ırmak akarken bizden izin istemeye gerek duymadan su stokları yapmış olmalı. Beynin mucizeliğine örnek isterseniz, anılar dediğimiz hafıza barajlarına bakabilirsiniz. Bu barajları kim inşa etmiş, nasıl çalışıyor?
Dünya Refah Liginde Kaçıncıyız?
Türkiye Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar Ligi C Grubu 1’de oynadığı 6 maçta 13 puan topladı. Grup birincisi oldu. Kimseye yaranamadı. Futbolseverler sevinmek şöyle dursun, küplere bindiler. Çünkü Karaman’ın nüfusunun beşte birine sahip, adı bilinmeyen bir ada ülkesine 2-1 yenildi. Milli Takım bu karşılaşmadan önce Lüksemburg’la oynadığı maçı da kazanamamış, 3-3 berabere kalmıştı.
Yeni Gözlerle Tarihe Tanıklık Etmek
Ahmet Kaya’nın “Bir Veda Havası” şarkısında “hoşça kal iki gözüm” diye seslendirdiği dizenin, gün gelip yakama yapışacağını düşünmüş değildim. Hayat her anıyla sınav; çalışmadığın, atladığın yerlerden seçilmiş kazık sorularla çıkar karşına. Benim için böyle oldu. Gözlerim pes etti, az daha farkına varmasam, hoşça kal diyeceklermiş.
Ekmek, Peynir, Üzüm
Sıcacık çıtır ekmek, tam yağlı tulum peyniri ve bir salkım üzüm. Bunlar benim güz güzellerim. Bu üçlüyü hiçbir yemeğe satmam, birbirinden ayırmaya kıyamam.
Güz Kokulu Bir Eylül Masalı
Eylül, hasat ve bağ bozumu demektir. Arapça kökenli bir sözcüktür. Akatça ve eski Babilce’de hasat festivali anlamında kullanılmıştır. Hakkında en çok yazı yazılan, en çok resmi yapılan, şarkısı söylenen aydır. Sanatçıların gözde konusudur.
Kâmil Bir Yaşamın Özeti
Jules Verne’in “80 Günde Devri Âlem” (80 Günde Dünya Turu) adlı kitabını okuduğumda Karaman Cumhuriyet İlkokulu’nda öğrenciydim. Kitaptan uyarlanan 1956 yapımı filmini de Eski Sinema’da izlemiştim. İlkokula mı gidiyordum, ortaokula mı hatırlamıyorum. Film, kitaptan daha çok etkilemişti beni. Sanki dünya turuna çıkan İngiliz Phileas Fogg değil de bendim. Filmin birçok sahnesi bugün bile hatırımdadır.
Necip Fazıl, Adamını Kayırmak, İktidar ve Kaptanın Sırrı
Necip Fazıl unutuldu mu diye sorsam, ilk tepki gösteren kişi yine Necip Fazıl olurdu. Yattığı yerden kalkmasa da gece rüyama girer, “Hiç unutulur muyum? Bunu bilmeyenin alnında ahmak yaftası asılıdır” diye hiddetlenir, bana kâbus yaşatır, kan ter içinde uyandırırdı.
Melâli anlamayan nesle âşina değiliz
Hazan, hicran, hüsran, hasret, hikmet, melâl, efkâr, âşina, sabır, sevda, idrak… Bu kelimeler şairlerin dilinden ve kaleminden en çok dökülen kelimelerdir. Ne yazık ki, bunların anlamlarını bilenlerin sayısı azalıyor. Şairler kenara çekilse, bu kelimeler hepten unutulacak, kökten kuruyacaklar.
Aşk Olsun Gençler, Aşk Olsun Size!
Nobel edebiyat ödüllü Hint yazar Tagore “Her yeni doğan çocuk, Tanrı’nın bu dünyadan umudunu kesmediğini gösterir” demiş. Ben de elime geçen dergilere bakar, Tagore’un bu sözünü “Her yeni dergi, edebiyattan, güzel yazıdan umudumuzu kesmememiz için bize gönderilen mesajdır” diye takla attırırım.