Yeni Gözlerle Tarihe Tanıklık Etmek

Ahmet Kaya’nın “Bir Veda Havası” şarkısında “hoşça kal iki gözüm” diye seslendirdiği dizenin, gün gelip yakama yapışacağını düşünmüş değildim. Hayat her anıyla sınav; çalışmadığın, atladığın yerlerden seçilmiş kazık sorularla çıkar karşına. Benim için böyle oldu. Gözlerim pes etti, az daha farkına varmasam, hoşça kal diyeceklermiş.

Güz Kokulu Bir Eylül Masalı

Eylül, hasat ve bağ bozumu demektir. Arapça kökenli bir sözcüktür. Akatça ve eski Babilce’de hasat festivali anlamında kullanılmıştır. Hakkında en çok yazı yazılan, en çok resmi yapılan, şarkısı söylenen aydır. Sanatçıların gözde konusudur.

Kâmil Bir Yaşamın Özeti

Jules Verne’in “80 Günde Devri Âlem” (80 Günde Dünya Turu) adlı kitabını okuduğumda Karaman Cumhuriyet İlkokulu’nda öğrenciydim. Kitaptan uyarlanan 1956 yapımı filmini de Eski Sinema’da izlemiştim. İlkokula mı gidiyordum, ortaokula mı hatırlamıyorum. Film, kitaptan daha çok etkilemişti beni. Sanki dünya turuna çıkan İngiliz Phileas Fogg değil de bendim. Filmin birçok sahnesi bugün bile hatırımdadır.

Melâli anlamayan nesle âşina değiliz

Hazan, hicran, hüsran, hasret, hikmet, melâl, efkâr, âşina, sabır, sevda, idrak… Bu kelimeler şairlerin dilinden ve kaleminden en çok dökülen kelimelerdir. Ne yazık ki, bunların anlamlarını bilenlerin sayısı azalıyor. Şairler kenara çekilse, bu kelimeler hepten unutulacak, kökten kuruyacaklar.

Aşk Olsun Gençler, Aşk Olsun Size!

Nobel edebiyat ödüllü Hint yazar Tagore “Her yeni doğan çocuk, Tanrı’nın bu dünyadan umudunu kesmediğini gösterir” demiş. Ben de elime geçen dergilere bakar, Tagore’un bu sözünü “Her yeni dergi, edebiyattan, güzel yazıdan umudumuzu kesmememiz için bize gönderilen mesajdır” diye takla attırırım.

Kuş Misâli

Ömrümün ikinci yarısı uzun yolculuklarla geçti. Öyle dönemler oldu ki, bir kışı kar görmeden sıcak ve tropik ülkelerde geçirdim. Yağmur görmediğim yıllar da oldu. Anadolu’yu karış karış dolandım. Her seferinde yuvaya, Ankara’ya döndüm. Gezmekten bıkmayanlardanım. Kuş misâli, göçmenlikten yorulmayanlardanım. Haziran başında gittiğim Trakya’dan Ankara’ya henüz adım attım. Cep telefonuma bir mesaj düştü:

Cem Yılmaz İmam Olsaydı

Bir gün bir balcıyla bir sirkeci aynı pazarda yan yana tezgâh açmışlar. Balcı suratsızın teki, somurtkanın önde gideni. Sirkeci ise güler yüzlü, sevecen ve neşeli. İki ayrı karakter, iki ayrı ürünle para kazanma derdinde.

Dikkat! Kayıp Aranıyor

Birey, kaybettiklerini unutmaz. Kayıplar geride boşluk bırakır. Anne, baba, evlat, kardeş kayıpları derin yaralar açar. Ticari yaşamdaki kayıplar ise bir çok kişi için yıkım demektir. Kişisel kayıplarımızın dökümünü sıralamaya kalksak, uzun bir liste ortaya çıkar. Bir de toplumsal kayıplarımız vardır. Bunların büyük bölümü manevi değerlerdir. Binlerce yıl boyunca damıtılarak oluşturulan toplumsal değerlerdir. Bunlardan hangileri kayıplara karıştı? Bu kayıpları arayanımız var mı?