Saatçi Kadir’in Anısına

Yıl, 2008. Mekân, Karaman Yunus Emre Camii önü.“Kışın son günlerinin ayazı sürerken, elinde bir poşet, ıslık çalarak kedileri çağıran birini gördüm. Islığın ardından nereden çıktıkları belli olmayan birkaç kedi, kaldırımın kenarına bırakılan etlere hücum etti. Elinde içi et dolu poşetiyle, kedileri çevresinde toplayan kişi, yıllardır görmediğim ama tanıdığım biriydi. Karaman’da herkesin tanıdığını tahmin ettiğim bu kişi Saatçi Kadir olarak bilinen Kadir Güneş’ti.”Yıl, 2020. Mekân, arkadaşım Umran Çetinkaya’nın marketi.

Markette, Yeşilçam’ın eski jönlerinden birini görmüş gibi oldum. Dalgalı, dağınık, alnına kadar dağılmış bembeyaz saçlar, iki kaşın ortasında ince, uzun bir yaşam çizgisi, gözlük camları ardında tecessüsle fıldır fıldır iki ışıltılı göz, iri, düzgün, yüzünün bütünlüğünü ve güzelliğini tamamlayan burun, ortasında çukuru kaybolmamış kavisli bir çene ve çenenin altında yaşlılığın belirtilerini gösteren sarkık bir boyun. Birkaç haftalık sakal ve uzun bıyıklar… Ve çökük omuzlara rağmen heybetini kaybetmemiş uzun boy…

Dikkatli bakmış olmalıyım ki, “Ben seni tanıyacak gibiyim. Ankara’dan mı geldin?” dedi. “Ben de sizi tanıyorum ama çıkaramadım” diye yanıt verdim. Sonra, adımı söyledim, o da “Ben Kadir Güneş” dedi. Ayaküstü sohbetimiz 15 dakika kadar sürdü. Rahmetli Hüseyin ağabeyimin sınıf arkadaşı olduğunu, o yılları uzun uzun anlattı. İki kızı olduğunu, yalnız yaşadığını da o sohbette öğrendim.

Saatçi Kadir’le ilgili bir yazı yazmıştım. 15 yıl olmuş. O yazı bir vakitler Karaman’da çıkan en güzel dergide yayımlandı. Yazı, ‘Kedi Deliğimiz Kalmadı Ama Pay Dağıtanımız Var” başlığıyla Karaman Bakış adlı derginin Nisan 2008 tarihli 3. sayısında yer aldı. Dergi uzun ömürlü olmadı, birkaç sayı çıktı, sonra kapandı.

Kadir Güneş, kendisini anlattığım o yazıyı duymuş. Ama dergiyi görmemiş, yazıyı okumamış. “Sen benimle ilgili yazı yazmışsın. Ben o dergiyi bulamadım. Nasıl bulabilirim” diye sordu.

Çetinkaya Market, Saatçi Kadir’le son görüştüğümüz yer oldu. Dergiyi ve yazıyı gördü mü, bilmiyorum. Cumartesi sabahı öldüğünü duydum.

Ölüm haberi, “Karaman eşrafından, merhum helvacı Cevat Güneş’in oğlu, Arif, Kemal ve Sinan’ın abileri Saatçi Kadir Güneş kalp krizi sonucunda vefat etti” şeklinde paylaşılmış. Ben bir de Hayrunnisa adlı kız kardeşi olduğunu hatırlıyorum. Yaşıtımdı ve ilkokulda aynı dönemde Cumhuriyet İlkokulu’nda okumuştuk. Kuzenleri de sınıf arkadaşlarımdı. Evleri, Yunus Emre Camii’ne çıkan dar yolun başında, eski musallanın arkasındaydı. Duru ve Gülşen aileleriyle komşuydular.

Kadir Güneş, Karaman’ın en renkli kişilerindendi. İstanbul’da öğrendiği saatçiliği uzun yıllar, küçücük bir iş yerinde sürdürdü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Kadir Güneş’in anısına, 15 yıl önce yazdığım yazıyı paylaşmak istedim.

Kedi Deliğimiz Kalmadı Ama Pay Dağıtanımız Var

“Pay”, çocukluğumuzun söz dağarcığında kesimlik hayvandan kedi ve köpek için ayrılan kısım demekti. Sözlüklerde Karaman’da kullandığımız biçimde bir anlatım yok. Ne güzel bir kelime seçilmiş ki, hayvanın hakkını gözetiyor.

Ne çok kedi vardı, çocukluğumun Karaman’ında. Sokaklarda gezeni de vardı ve hiçbiri sokak kedisi değildi. Kediler için sokaktan daha geniş alanlar vardı o dönemlerde. Evlerin hayat denilen bahçeleri, kedilerin egemenlik alanlarını belirledikleri yerlerdendi. Üstelik sokak kediliği o dönemde mümkün olamazdı. Nasıl olsun, çöpten ekmeğin kırıntısının bile çıkmadığı yıllardı.

Evler hayata sahipti, kedilere sahipti, bir de duvarlarında kedi deliklerine… Bugün kedi deliği lâfını duyan çoğu kişi, “Bu ne demek?” diye sormaktan kendini alamaz. Kedi deliğini görenlerin ve bilenlerin sayısının çok olmadığını tahmin ederim. Kediler için delik delinecek evler kalmadı. Evinin duvarında delik açacak kadar kedi sever kalmadığı gibi…

Karaman’da evler, şimdiki gibi dikey değildi. Tek katlı, ahşap ve kargir evler çoğunluktaydı. Evlerin büyük veya küçük ama mutlaka bir hayatı vardı. Hayat, iki metreye yakın kerpiç duvarla çevrili olur, sokağa veya komşulara ev halinin mahremini perdelerdi. Şimdi artık eski evlerden kalmadı. Yeni müstakil evler ise Karaman evlerinin özelliğini taşımaktan uzak. Yeni yaşam biçimine belki böyle evler uygundur. Biz mimarlardan daha iyisini mi bileceğiz? Öyle olsa kedi delikli evler yaparlardı.

Eski evlerin sakinlerinden biri de kedidir. Kediler ya sarmandır ya tekir, başka cinsini hatırlamıyorum. Kedilerin istediklerinde evin içine girip çıkabilmeleri için bir yöntem vardı: Duvarı delmek. Evin en çok kullanılan odasının duvarına çapı 15 santim kadar bir delik açılırdı. Kedi, tuvalet ihtiyacı geldiğinde, yahut başka bir sebeple dışarıya çıkmak istediğinde bu deliği kullanırdı. Kedinin bir süre dışarıda kalması istenmişse, bu delik top haline getirilmiş kumaş parçalarıyla tıkanırdı. Bizim nasıl kedi deliklerimiz varsa ABD’de de kedi kapıları olduğunu lise yıllarında çizgi filmlerden öğrenecektim. (Tom ve Jerry)

Farelerle, bahçedeki ağaçlara konan serçe veya sığırcık başta olmak üzere bazı kuşlar kedilerin hünerlerini göstermelerine imkân verirdi. Üstelik kediler kıpırdayan her şeye dokunmak ister ve bunların büyük bölümünü öldürür ya da yer. Böylece farelerin yanı sıra evleri börtü böcekten de korumuş olurlardı.

Elbette, kedilerimize o günler hazır mama alamıyorduk. Türkiye dünyadan habersiz ve bizler mamayı duymamıştık. Ama kedilerimizi beslememiz gerektiğinin farkındaydık. Evimizde pişen yemekten ayırır, kasaplardan aldığımız ‘pay’ı onlara verirdik. Şimdi ‘pay’ diye bir kelime daha çıktı karşımıza, çoğu kişinin bilmediği veya hatırlamadığı…

‘Pay’ bizim çocukluğumuzun kelime dağarcığında kedi ve köpek için kesimlik hayvandan ayrılan bölümlere verilen isimdi. Pay, Türkçe sözlüklerde “Birden fazla kişi arasında bölüşülmüş bir bütünden, bu kişilerden her birine düşen bölüm, hisse”, “eşit bölüm”, “bölüşülecek bir bütünün ayrıldığı kısımlardan her biri” diye tarif edilmiş. Sözlüklerde, Karaman’da kullandığımız biçimde bir anlatım yok. Bu anlamdaki kullanım, sanırım başka illerde de yok. Ne güzel bir kelime seçilmiş ki, hayvanın hakkını gözetiyor. ‘Pay’ diyerek, bütünün hissesini evinde beslediği kedi veya köpeğine verme yükümlülüğü getiriyor.

Kasaphaneye et almaya giden herkes kasaptan payını isterdi. Bu pay daha çok kedilerin olurdu. (Karaman’da evlerde köpek beslendiğini hatırlamıyorum. Sadece kenar mahallelerde yerleşik bazı besicilerin ve sayıları çok az olan avcıların köpekleri vardı.) Evde etli yemek pişmişse, kurban, adak veya etlik kesilmişse kediler paylarını mutlaka alırdı.

Kedi delikleri unutuldu ama payın unutulmadığına şahidim. Karaman’da Yunus Emre Camii önünde çocukluğumun o güzel kelimesini duydum. Kışın son günlerinin ayazı sürerken, elinde bir poşet, ıslık çalarak kedileri çağıran birini gördüm. Islığın ardından nereden çıktıklarını bilemediğim birkaç kedi, kaldırımın kenarına bırakılan etlere hücum etti. Elinde içi et dolu poşetiyle, kedileri çevresinde toplayan kişi, yıllardır görmediğim ama tanıdığım biriydi. Karaman’da herkesin tanıdığını tahmin ettiğim bu kişi Saatçi Kadir olarak bilinen Kadir Güneş’ti.

Ayak üstü yaptığımız kısacık konuşmada, Kadir Güneş’in söyledikleri arasında beni en çok hüzünlendiren kelime ‘pay’ oldu. “Kasaptan geliyorum. Kedilere pay aldım, onları besliyorum. Mahallenin kedilerine bakıyorum” dedi. Bir çırpıda kendisini anlatırken, gözlerini kedilerinden ayırmadı. Kediler, deliği olmayan evlere giremeyeli yıllar olsa da, onlara payını veren birinin peşinden ayrılmayan cinstendi.

Pay kelimesi, Seki Çeşme mahallesindeki evimize götürdü önce, salonda yanan sobayı, sobanın kenarında kıvrılmış kediyi, divanı, divanın bir ucuna oturmuş rahmetli babamı hatırlattı. İçim sıcacık oldu. O sıcaklık bir kediden doğdu, bir de kedi sevgisinden.

Baba ocağım hiç kedisiz kalmadı. Kedilere çok düşkündüm. Rahmetli Bekir ağabeyim de çok severdi kedileri. Bir kedimizin Bekir ağabeyimi dış kapıya kadar uğurladığını, gelişinde yine dış kapıda karşıladığını hatırlarım. Kedilerimize mutlaka isim verirdim. Bir kedi sever olmaktan hiç vaz geçmedim. Daha sonraki yaşlarımda da hayatımda ve evimde kedilerim oldu. Şimdi Tenten adını verdiğim bir Siyam kedim var. Evimin baş köşesini işgal etti. Kışın kapımın önünde toplaşan İran kedisi Prenses, tekir kediler Arsız, Kırık, Aciz, sarman kediler Ürkek, Titrek ve isimlerini karıştırdığım ‘kardeşler’ diye çağırdığım diğerleri, Gölbaşı’na bahar çoktan geldi ama beni terk etmediler. Sabah beni işe uğurluyorlar, akşamları karşılıyorlar. (Emekli oldum, Gölbaşı’ndan taşındım. Tenten yaşlandı, 16 yaşında ve kızım bakıyor.)

Kediler için atalarımızın hastane kurduklarını biliyor muydunuz? Orta Çağ’dan 18. yüzyıla kadar Avrupa’da kilise, bütün melânet ve kötülüklerin sebebi olarak kedileri görmüş. Binlerce kedi yakılmış. İngiltere’de VII. Charles, toplumu kötülüklerden arındırmak için canlı kedilerden sarmalanmış bir büyük maketi yaktırmış. Yakın döneme kadar Avrupa’da panayırlarda ve eğlence yerlerinde içinde canlı kedilerin bulunduğu torbalar ağaçlara asılıp ok atma yarışmaları yapılmış.

Kedi delikleri, sadece kedilerin evlerimize girip çıkmalarını sağlıyordu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Evlerimizin havası o delikler sayesinde değişiyordu. Onlar yalnızca kedi delikleri değillerdi, hayat delikleri ve paylaşım delikleriydiler aynı zamanda. “Delikleri kapandı evlerimizin, havamız biraz da bundan bozuldu” diye noktayı koysam, “Abarttı artık” demeyiniz.

Medeniyetle merhamet arasında köklü bir ilişki var. Bu kökü kurutmamak için sizlere küçük bir ipucu: Yağmur ve karda bile kediler temiz su ararlar. Sokak kedileri için temiz bir kaba su koyabilirsiniz. Yaz sıcaklarında avuç içi kadar bile olsa bir kap ayırın ve bu kabı susuz bırakmayın. Arada kuşlar da yararlanır, göremediğiniz onlarca böcek cabası… Sadakanın en hayırlısı…

Kedi sahibi olan Neyzen Tevfik, Tevfik Fikret, Sait Faik, Hüseyin Rahmi, Tanburi Cemil, Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay, Necip Fazıl, Oya Baydar, Bilge Karasu, Tomris Uyar, Haydar Ergülen başta olmak üzere edebiyat ve sanat dünyamızın ünlü isimleri ile ‘Kedilerin Babası’ lakabını almış peygamberimizin arkadaşına, yüreği sevgi deryası Hüseyin Hatemi ve tüm kedi severlere selam olsun.

Saatçi Kadir, her fani gibi dünya defterini kapatıp bir başka aleme gitti. 71 yaşındaydı. Bu dünyadan payını kim almış ki, o alabilsin. Onun bu dünyadan beraberinde götürdüğü hazinesi, benim bildiğim kadarıyla kedilerinin payıdır. Allah ona böyle bir merhamet kapısı açmış. O, bu kapıyı hiç kapatmamış. Kedilere pay verirken, kendi payını buradan devşirmiş.

Kadir Güneş, Karaman’ın güzel insanlarındandı. Hem güzel hem renkli insanıydı. O, Karaman’ın kedi babasıydı. Ölümüne yas tutacak, günlerce onun yolunu gözleyecek yüzlerce kedisi olduğuna yürekten inanıyorum. İki kızına, ailesine, sevenlerine baş sağlığı ve sabırlar dilerim.

Ahmet Tek