Benim kişisel tarihimde Karaman’da isimleri altın harflerle yazılacak üç kişi vardır. Biri atamayla gelen Vali Hakkı Teke, diğeri halkın seçtiği Belediye Başkanı Kâmil Uğurlu. Üçüncü isim ise Karaman’ın il olmasını sağlayan, Organize Sanayi Bölgesi’ni kente kazandıran Işın Çelebi.
Bu üç isim kadar Karaman’a katkı sağlamış başka birini bilmiyorum. Vali Hakkı Teke, Karaman’ın dördüncü valisiydi. 1996-1999 yılları arasında görev yaptı. Karaman’dan ayrılalı 25 yıl olmuş. Adı ve geride bıraktığı eserleri yaşıyor. Çöplüğü ormana dönüştürdü. Yetmez mi?
Kâmil Uğurlu, Karaman’a tarihi kimliğini kazandıracak çapta bir entelektüeldi. Mimardı, tarih bilinci vardı. Karaman için büyük şanstı. Kıymeti bilinmedi. Hayallerini, projelerini kanadına bağlayıp, bir göçmen kuş gibi, uçtu gitti. Onun kadar ufku geniş, birikimli biri bir daha gelir mi? Sanmıyorum.
Işın Çelebi, sadece Turgut Özal’ın prensi, ANAP’ın beyin takımından biri değil, Karaman aşığı bir teknokrattı. Karaman’dan oy istemedi, Karaman’dan aday olmadı. Karaman’la sadece gönül bağı vardı. Fanatik politikacılardan değildi. Muhalif belediye başkanına desteğini esirgemedi.
Karaman’da derin iz bırakanların başında bu üç isim gelir. Ortak özellikleri: Birikimli, öz güvenli ve samimi olmalarıydı. Samimiyet, göreve yakışmak, layık olmaktır. Samimiyeti, herkese gülücük atmak, önüne çıkanı kucaklamak sanmayın. Samimiyet, içtenliktir, özüyle sözüyle bir olmaktır, yapmacık tavırdan arınmaktır. Samimiyet, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmaktır. Her işin özü samimiyettir.
Karaman son yıllarda boynu bükük, mahsun, kimsesiz, kaderine boyun eğmiş bir yoksuldan farksızdı. Derdini anlatacak, yarasına merhem olacak birilerinden mahrum bir yoksul. Lâf çok, icraat yok. Vaat çok, iş yok. Şehir sevdalılarının dilinde hep aynı cümle: Karaman sahipsiz şehir. Karaman’ın derdiyle dertlenecek bir yönetici yok.
Yağı, unu, şekeri olan bir şehir helva yapıp yemek istiyordu. Yağı, unu, şekeri bir araya getirmek mümkün olmuyordu.
“Aranan kan bulundu“ desem, inşallah ileride başım öne eğilmez. Geçen hafta Karaman’daydım. Vali Mehmet Fatih Çiçekli ile tanıştım. İlk dikkatimi çeken özelliği, samimiyeti oldu. Kısa sürede Karaman’ın röntgenini çekmiş, teşhisini koymuş. Karaman’la yatıp Karaman’la kalkıyor. Hayallerinin ve yüreğinin peşinden gitmeye ant içmiş bir irade. Karaman için yapacaklarını anlatırken gözleri çakmak çakmak, heyecanını hissetmemek için ruhsuz olmak gerekir.
Karaman’da her gün ortalama on beş bebek dünyaya geliyormuş. Bunu merak eden olmuş mudur? Merak, insanı insan yapan histir. İnsanı mağaradan çıkaran dürtüdür. Karaman’da günlük ortalama on beş bebek doğduğunu bir tesadüf sonucu öğrendim. Tesadüf dediğime bakmayın. Bir konuşmaya tanık oldum. Bu bilgi bana öyle bir hassasiyetle, nezaketle ve muhabbetle geldi ki, vatandaşın bundan haberinin olması gerekir diye düşündüm.
Vali Mehmet Fatih Çiçekli, sohbetimiz sırasında, beklediği bir telefon varmış, bağlantı sağlanmış. Görüşmek için izin istedi. Sonra tatlı mı tatlı, keyifli mi keyifli bir diyaloğa tanık oldum. Bir bebek dünyaya gelmiş. Vali Çiçekli anneye gözünüz aydın diyor, geçmiş olsun dileğinde bulunuyor. Annenin ve bebeğinin sağlığını soruyor. Bebeğin adını koydunuz mu, diyor. Sonra babayla sohbet ediyor. Sohbet, “Bir ihtiyacınız var mı? Bir sıkıntınız var mı? Hastanede ve odanızda rahat mısınız?” soruları ve bebeğin vatana, millete, aileye hayırlı bir evlat olması dualarıyla sona eriyor.
Vali Çiçekli’nin doğum nedeniyle arayıp tebrik ettiği çift bir yakını değilmiş. Tanıdığı birileri de değilmiş. Vali Çiçekli Karaman’da doğum yapan her anneyi, babalık sevinci yaşayan kişileri mutlaka arayıp, geçmiş olsun dileklerini iletirmiş. Bu nezaketli ve medeni tavrı hangi ana baba unutur? Aradan yıllar geçse de hatırlanacak bir jest. Doğumdan sonra ilk arayan kişi, şehrin valisi. Unutulur mu? Devlet Baba’nın temsilcisine yakışan hoş uygulama. Karaman’da her gün ortalama 15 bebek dünyaya geldiğini de bu sırada öğrendim.
Vali Mehmet Fatih Çiçekli’nin Karaman için öyle güzel düşünceleri var ki, bunları gerçekleştirmek için bir dakikasını boşa harcamak istemiyor. Karaman Kalesi, Hatuniye Medresesi ve Süleyman Bey Hamamı ile ilk adımları atmak istiyor. Beş yıldır atıl duran Nalıncılar Evi, yöresel yemeklerin sunulacağı Karaman mutfağı olarak hizmet verecek. Vali Mehmet Alpaslan Işıklı ve Hüseyin Engin Sarıibrahim de aynı konağı Karaman yemeklerinin ikram edileceği butik bir lokanta olarak düşünmüş, gerçekleştirme imkanını bulamamışlardı.
Vali Mehmet Fatih Çiçekli’nin öncelikleri arasında Karaman’ın turizm ve kültürel alanda tanıtımı var. Karadağ, Binbir Kilise, Taşkale, Gödet Vadisi başta olmak üzere, ihmal edilmiş, görmezden gelinmiş değerler bir bir gündeme gelecek. İnşallah projeler tek tek gerçekleştirilir. Karaman maalesef, işlerin sürüncemede bırakıldığı şehir olmakla ünlüdür. Çevre yolu aklıma gelen ilk örnektir.
Aşağıdaki paragraflar, Karamandan.com’da, 25 Mayıs 2022 tarihinde, “Karaman’ın Yeni Valisi” başlığıyla yayımlanan uzun bir yazıdan alıntıdır.
Bu haberi kaçırmayın Karaman’ın Yeni Valisi Devamını Oku
-İlk karşılaşma çok önemlidir. Not defterine not o an kaydedilir. Göz tuttu mu? Gönül ısındı mı? İnce mi, kalın mı? Kibar mı, kaba mı? Sert mi, yumuşak mı? Sivri mi, küt mü? Bunlar davranış notu olarak zihnin not defterine işlenir.
-Makamlar, ömür gibidir. Ne zaman sona ereceğini sahipleri bilemez. Hani hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarız ya… Makam sahipleri de o görevin sonsuz süreceği inancını taşır.
Ölümlü dünya dedikten sonra içimizden bir sesin ölümün bize çok uzak olduğunu fısıldadığını hangimiz duymayız? Görevler gelip geçici, sayılı günler çabuk geçer derken de o iç ses yine bizi uyutur. Sen hariç der, bizi başkalarından ayırır. Bunun sonucunu görmekte gecikmeyiz. Ölümlü dünyaya kazık çakanımız yoktur. Bir ömrü atandığı makamda tüketen de yoktur.
-Buna rağmen nice makam sahipleri vardır ki, hiç acele etmezler. Yavaş yavaş… Aceleye ne gerek var…İşe daha yeni başladık… Önümüzde çok vakit var…
-Bir bilgenin şu sözlerini asla unutmam:
Kimse size bu geceyi çıkarabileceğinize dair söz vermedi. Hayır, çok uzak bir gelecekten söz ettim. Kimse size bu saati çıkarabileceğinize dair söz vermedi.
-Çalıştığım kuruma bir yönetici tepeden inmişti. Görevinin bilincinde değildi, asıl vahim olan, işi bilmemesiydi. Liyakatsiz, ehliyetsizdi. Bilmediğini bilmeyenlerdendi. Bunların farkında bile değildi. İnandığı tek şey, o makamı ölünceye kadar devam ettireceğiydi. Bir gün, “Şu işi yaparsanız sizi hatırlarlar. İki gün sonra görevden alınırsanız yapamadığınız bu işler için kan ağlarsınız” dediğimde, hayatımın en çirkin tebessümüyle karşılaşmıştım. O itici gülümsemesiyle adeta “Ben buraya ebed müddet geldim. Üç günlüğüne değil.” diyordu. Kompleksini açık ettiğinin farkına varmayanlardandı. Saltanatı üç gün bile sürmedi. Kabaca “defol” dediler. Gidiş o gidiş.
-Ha makam ha ömür. Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi;
“Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”
Makamlar da öyle. Musalla taşında saltanata izin olmaz. Makama ilk gelişte kalabalık karşılama, giderken tek başına…
-İnsan kısım kısım, yer damar damar. Necip Fazıl, Sakarya Türküsü’nde ne güzel ifade etmiş:
“İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.”
Akışı olmayandan, kıvrım kıvrım kıvrılıp sancı çekmeyenden, su gibi hayat vermeyenden, yeşertmeyenden idareci olmaz.
-Kırk yıllık dostunuz var mı? Varsa onu gerçekten tanıdığınızı söyleyebilir misiniz? Ben söyleyemem. Tanıdığımı sandığım nice kişiyi hiç tanımadığımı acı tecrübelerle öğrendim. İnsanların dost mu, arkadaş mı, çıkarcı mı, kim olduklarına karar veremez hale geldim. Kırk yaşıma basmıştım. Karar verdim, önce kendimi tanıyacaktım. Kaç uzun yıl geçti, hâlâ kendimi tanıma derdindeyim.
–“Bir insanın gerçek yüzünü seninle ilgili menfaatleri bittiğinde görürsün”,
“Bir insanın gerçek yüzü ayrılık anında ortaya çıkar” sözlerinin doğruluğuna öyle çok tanık oldum ki…
-Birilerine “hoş geldin” demek yerine, giderken “güle güle” demenin daha keyifli ve daha risksiz olduğunu erken yaşlarımda öğrendim. Bu bilgi doğrultusunda hareket ettim mi? Asla. Gidenin arkasından laf etmek, düşene tekme vurmak ahlâki değildir.
Yoğurtçu Vali, Benim Valimdir
-Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma benim gönül dostumdur, görmeden sevdiğim bir güzel insandır. Hocam Karaman’a gelmiş. Gençlerle sohbet etmiş, Karadağ’a çıkmış, Karaman’dan mutlu ayrılmış. Son kitabında da Karadağ’a yer vermiş. Hocamı tanımayan yazının bu bölümünü okumadan geçsin.
-İhsan Süreyya Sırma, Konya Kitap Fuarı’ndadır. Konya Valisi kitap fuarına gelir, İhsan hocama uğrar. Sohbet ederler. Vali bey Muşlu olduğunu söyler. İhsan hocam, seyyahtır, gurmedir. Damağı, zihniyle, kavrayışıyla, düşünceleriyle yarış halinde olan biridir. Vali beye, en güzel koyun yoğurdunun Muş’ta olduğunu söyler. Belki valiye iltifat etmek istemiştir.
-Vali Bey Muşlu’dur ama Konya’yı tanımış, daha ötesi damak tadı olan bir ‘Doğrucu Davut’tur. “Hocam, ben de öyle sanırdım. Ne zaman ki Karapınar’ın koyun yoğurdunu yedim, fikrim değişti. Karapınar yoğurdu çok özel bir yoğurttur” der. İhsan Hoca gülümser, Karapınar yoğurdunu tatmadığını söyler. Vali bey, kitap fuarından ayrılır. Yoğurt muhabbeti bitti mi dersiniz?
-Bitti diyenler kenara çekilsin! Vali bey, şoförünü gönderip Karapınar’ın koyun yoğurdunu aldırtmıştır. Sohbetin üzerinden henüz iki saat geçmemiştir. İhsan Süreyya Sırma’nın önüne bir güzel kap içinde Karapınar koyun yoğurdu gelir. İhsan Hoca yoğurttan bir kaşık alır. Sertlikten iz taşımayan yüzü iyice gevşer, yüzüne bir hoşluk gelir, damağı şenlenir, dudaklarını yalar, kaşığı yeniden yoğurt kabına daldırmadan hükmünü verir:
“Vali bey haklıymış. Karapınar yoğurdunu yemeyen yoğurt hakkında laf söylemesin. Böyle bir lezzet tatmadım.”
-Konya Valisi Vahdettin Özkan, Muşlu’dur. Hemşehri fanatikliği yapmadan, Karapınar yoğurdunu methetmiştir. Bu kadar mı? Övdüğü yoğurdu, olayın sıcaklığı geçmeden muhatabına tattırmıştır. Benim valim bu jesti yapan, sözünün kanıtını ortaya koyan Vahdettin Özkan’dır.
-İhsan Süreyya Sırma hocam, Karapınar koyun yoğurdunun tadını ölünceye kadar unutmayacaktır. Unutmayacağı bir isim de Konya Valisi Vahdettin Özkan ve onun nezaketinden, kibarlığından kaynaklanan davranışıdır. Devlet adamlığı da böyle incelikli bir iştir.
-İşte, yazdım. Biliyorum, bu yazım “Yeni vali hakkında ne düşünüyorsun” diyen okurları tatmin etmeyecek. “Kırk yıllık dostumu tanımaz haldeyim” diyorum. Daha geleli iki hafta olmuş biri hakkında ne yazabilirim?
-Yazılarımda ilkem, birilerinin benden hoşlanması değil, doğru olduğuna inandığım olayları yazmaktır. Muhatabımı veya okurları memnun etme arzusu benden çok uzaktır.
-Kararlıyım, kişiler hakkındaki gerçek düşüncelerimi onlardan ayrılırken yazacağım. Erken davranıp kırılmak veya kırmak niyetinde değilim.
Karaman, 4 yılda 4 ayrı vali gördü. Belediye başkanlıklarında görev süresinin beş yıl olduğu hatırlanırsa, valilerin bu kadar kısa süreli görev yapmaları doğru mu? İşte son valilerimiz ve görev dönemleri:
Vali Fahri Meral: 21 Haziran 2017 – 09 Haziran 2020,
Vali Mehmet Alpaslan Işık: 9 Haziran 2020 – 12 Mayıs 2022,
Vali Tuncay Akkoyun: 12 Mayıs 2022 – 10 Ağustos 2023,
Vali Hüseyin Engin Sarıibrahim: 10 Ağustos 2023 -19 Eylül 2024
Karaman sessiz şehirdir, her şeyi kendi içinde yaşar. Kolay geri dönüş alamazsınız. Karaman, kendisine yakın gördüğü kişiyi gönlünde yaşatır, onu unutmaz. Karaman’da görev yapanlar da bu kadim şehrin cömertliğine, cesaretine, gayretine ve sabrına tanıktır.
İştir kişinin âyinesi, lafa bakılmaz. Makamlar geçici, hizmetler kalıcı. Baki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş. Hazreti Pir ne demiş:
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Karaman’a Devlet Baba gelmiş. Ben tanığıyım. Samimiyetine inanıyorum. Güzel başladı, güzel devam etsin. Hoş gelmiş. Allah yolunu açık etsin. Vali Mehmet Fatih Çiçekli’nin Karaman’a değer katacağına inanıyorum.