Karaman’ın Manevi Annesini Unutmayalım, Unutturmayalım

Karaman’da hepimizin bir manevi annesi olduğunu söylesem ve manevi annemizin vefatının 800. yılına girdiğimizi hatırlatsam ne hissedersiniz? Koskocaman bir hiç mi?

“Şimdi bunu söylemenin sırası mı? Yıl bitiyor. Üç beş günde hazırlık yapıp bir anma programı nasıl düzenlenecek? Daha önce yazsaydın ya!” diye öfkelenenler de olabilir. Oysa, yazdım. Bir yıl önce.

Hani “Cennet annelerin ayağının altında”ydı? Hani “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar bulunmaz”dı.

Biz, Karaman’ın manevi annesini, gönüllerimizin anasını unutmuş olamayız. Unuttuysak vah bize, vahlar bize. Yazıklar olsun hepimize.

Halk arasında Aktekke diye bilinen caminin gerçek adının “Mevlâna’nın Annesi” manasında “Mader-i Mevlâna” olduğunu unutmuş olmalıyız. Geçen yıl Hz. Mevlâna’nın ölümünün 750. yıldönümüydü. 2023 yılı, Mevlâna Yılı ilân edilmişti. Bu yıl ise Mümine Hatun’un ölümünün 800. yılı.

Mümine Hatun, bu çileli kadın, 800 yıldır Karaman’da, adıyla anılan caminin bir köşesinde yatıyor. Yanıbaşında oğlu ile gelini, biraz uzağında güzeller güzeli, Sultan Murad Hüdavendigâr’ın kızı, Karaman’ın gelini Nefise Sultan (Melike Hatun) uyuyor.

Bir daha hatırlatalım: Büyük Türk mutasavvıfı Mevlâna Celaleddin-i Rumi 1222 yılında ailesi ile birlikte Karaman’a geldi, burada evlendi ve yedi yıl kaldı. Aktekke Cami içerisinde sol tarafta ayrılmış olan mekânda Mevlâna’nın annesi, ağabeyi ve yakınlarına ait 21 adet taştan yapılmış sandukalı mezar var.

Aktekke Camii, çevresinde hamamı, derviş hücreleri, güney ve batısında mezarlığı ve içerisindeki türbe ve mezarları ile bir külliye. Karamanoğlu Alaaddin Bey tarafından 1370 yılında yaptırılmış. Cami 654 yıldır ibadete ve ziyarete açık. Her daim Karaman’ın kalbi olmuş.

O, Gönüllerimizin Annesi

Geçmişe, günümüzden çok çok gerilere gitmeye ne dersiniz… Bozgunculuğun olmadığı, kan dökülmediği, yağma yapılmadığı, ganimet paylaşılmadığı, insanların evlerinden, yurtlarından sürülmediği, can ve namus derdine düşmediği bir döneme değil. Çünkü öyle bir dönem, insanın dünyada var olduğu günden beri hiç yaşanmadı.

İnsanlık tarihi, savaşların, acıların, kan ve gözyaşının tarihidir. 1200’ler, acıların alev topu olup düştüğü, toprakları cayır cayır yaktığı yıllar.

Yolculuğumuzun ilk durağı 1189’un Afganistan’ı ve Belh şehri. Belh Emiri Rüknettin Muhammed Ferhunde’nin 15 yaşındaki kızı Mümine, imanı, ilmi ve saygınlığı ile tanınan, Sultânü’l-ulemâ adı ile şöhret kazanmış 42 yaşındaki Bahâeddin Veled’le evlenir.

Mümine Hatun, 1193’te bir çocuk doğurur; adını Fatma koyarlar. (Fatma, uzun yaşamayacaktır. Belh müftüsü ile evlenen Fatma, 19 yaşında vefat eder.) Mümine Hatun, 1205’te Muhammed Alâaddin adını verdikleri bir erkek çocuk dünyaya getirir. İki yıl sonra bir erkek bebeği daha olur ve Celâleddin ismini koyarlar.

Bölgede karışıklık hakimdir. Bahâeddin Veled, Moğol saldırılarından çekinerek, ailesinin ve müritlerinin can güvenliğini sağlamak amacıyla 1219 yılının sonlarında Belh’ten ayrılır. Mümine Hatun’un uzun yolculuğu başlamıştır. Kafile önce Nişabur’a sonra Bağdat’a varır. Bağdat’ta fazla kalmazlar. Kufe’ye geçerler, Mekke’ye uğrayıp hac yaparlar. Sonra Şam üzerinden Anadolu’ya geçerler ve bir vakit Erzincan Akşehir’de kalırlar.

Mümine Hatun’un çileli ve yorucu yolculuğu bitmemiştir. Bahâeddin Veled’in yeni durağı Karaman’dır. Mümine Hatun’un son yolculuğuna uğurlanacağı şehir de Karaman olacaktır.

Karaman’a geldiklerinde Mümine Hatun 47, oğullarından Alâaddin 16, Celâleddin 13 yaşındadır. Alimler Sultanı’nın eşi Karaman’ın “Gönül Annesi”dir. Uzun yolculuklar onu yıpratmıştır. Karaman’daki dünya ömrü dört yıl sürmüştür. 51 yaşında iken 1224’te vefat eder. Karamanoğlu Beyi Emir Musa tarafından yaptırılan medrese içine defnolunur. Burası daha sonra mevlevihaneye dönüşecektir.

Mümine Hatun’un, Belh’te iken daha 5-6 yaşlarında olan Celâleddin’i elinden tutarak, onu kocasının kütüphanesine götürdüğü ve “Babana beni bu kitaplar yüzünden verdiler” dediği rivayet edilir. Mümine Hatun’un canından çok sevdiği oğlu Celâleddin, bir süre sonra Mevlâna Celâleddin Rumî olarak tanınacak, adını ve eserlerini dünyada duymayan kalmayacaktır.

Mümine Hatun’a sağlığında Pehlevice “ana” anlamında “mâder” ile birlikte Mâder-i Sultan (Sultan Ana) diye hitap edilirdi. Mevlâna’nın şöhret kazanmasıyla birlikte Mâder-i Mevlâna (Mevlâna’nın Annesi) denilmeye başlandı. Mevleviler, Mümine Hatun’u Mâder-i Mevlâna, Mâder Sultan veya Valide Sultan gibi saygı ifadeleri ile anarlar.

Günümüzde Mâder-i Mevlâna (Aktekke) Camii olarak bilinen bu güzel esere, Mümine Hatun’un mezarı bulunduğu için Osmanlı padişahları özel önem vermiş, koruyup kollamışlar.

Sultan Mehmet Reşad, 1916’da Mümine Hatun’un sandukası için musanna puşide (usta elinden çıkmış, özenle dokunmuş örtü) ile yeşil kadife perdeler göndermiş. Sultan Reşad yine sanduka için Kâbe örtüsü hediye etmiş.

Mevlâna’nın torunlarından Celâleddin Bakır Çelebi, Mümine Hatun’un anısına, ünlü hattat Hamit Aytaç’a “Cennet annelerin ayağının altındadır” anlamına gelen “el cennetü tahte akdâmu’l ümmühat” hadisini yazdırmış.

(Kaynaklarda sözü edilen yeşil kadife perdeler, Kâbe örtüsü ve puşide kayıptır, çalınmış. Mevlâna’nın torunu Esin Çelebi, babasının siparişi üzerine Hamit Aytaç’ın yazdığı hattın 1996 veya 1997’de çalındığını iddia etmiş. Hamit Aytaç’ın geride kalan eşyaları arasında bu hattın kalıbı bulunmuş, yazı yeniden yazdırılmış, ancak ikinci levha da aynı akıbete uğramış.)

Aktekke’yi ziyaret edip Mümine Hatun ve yanıbaşında yatan oğlu Alâaddin’in sandukası başında dua edenler, Mâder-i Mevlâna’nın şöyle fısıldadığını iddia ederler:
“Belh’ten kalkıp Anadolu’ya geldim. Karaman’ı yuva bildim. Burada hürmet gördüm. Ben bu şehrin gönül annesiyim. Bu şehre benim kadar uzun süreli göz kulak olmuş bir başkası yoktur. Önce Karaman’ın sonra Gönüllerin Annesi’yim.
Nefise Melek Sultan hem kızım hem ahiret kardeşim. Gelinim, Celâleddin’imin genç yaşında vefat eden karısı Gevher Hatun da yanı başımda. Karaman’ın bağrında yatıyor, Karaman için güzellikler diliyoruz.

Bayrak şiiriyle tanıdığımız Arif Nihat Asya, Karaman’a gelmiş midir, Aktekke’yi ziyaret etmiş midir yoksa bir ilhamla mı Gönüller Sultanı’na şu dizeleri yazmıştır:

Benzer rengiyle Kubbe-i Hadrâ’ya:
Derler “Karaman” bu yemyeşil dünyaya…
Her yolcu sükût… Her nefes, sessizce,
Bir Fâtiha’dır Mâder-i Mevlâna’ya…

(Toprak Damlı Evlerin Anaları – ANI Kültür Yayınları 14. Kitap – Sayfa: 26-27)

Karaman Belediyesi her yıl Anneler Günü’nde veya başka bir tarihte, Aktekke’de, başta Mümine Hatun olmak üzere vefat etmiş, adı sanı unutulmuş tüm anneler için bir mevlit okutsa, mevlide gelenlere çiçekler verilse ve bir güzel gelenek başlatılsa hoş olmaz mı? “Belediye bu işi yapamaz, belediyeyi karıştırma” diyenler çıkacaktır. Belediye olmazsa olmasın. Başka kuruluşlar, firmalar veya dernekler ne güne duruyor? Karaman istedi mi dağları devirir, olmayacak işleri oldurur. Hayırda, yardımlaşmada ve güzel işlerde Karaman’ı yakaladık diyene aşk olsun!

Anneler ölse de kalpleri evlatları için atar. Karaman, manevi annesine vefatının 800. yıldönümünde layıkıyla hürmet etmesini, saygı göstermesini bilecek görgü ve edebe sahip kutlu bir şehirdir. Sadece hatırlatmak istedim.

Konya’da Şeb-i Aruz törenleri öncesi, şehrin önemli noktalarına asılan, kıymetli kardeşim İ. Ethem Büyükköse’nin eseri olan afişi görünce, içimden geçen sözler şöyleydi:

“Bırakın Hanya’yı, Konya’yı. Mümine Hatun’u önce biz ziyaret edelim. Ruhuna Fatiha okuyalım. Mümine Hatun’u bilmeyen bir şehir, başkasını onun yuvasına davet edemez.”

Karaman Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Şeb-i Aruz etkinlikleri için Konya’ya gelen ziyaretçilerin Karaman’ı da tanıyıp görmeleri amacıyla, özellikle Mevlâna’nın annesi Mümine Hatun’un mezarının Karaman’da olduğunu hatırlatarak, tanıtım atağı başlattı. İ. Ethem Büyükköse’nin hazırladığı afişler Konya’da merkezi konumdaki 50 bilboard ve 50 durağa asıldı. Ayrıca, yine İ. Ethem Büyükköse’nin hazırladığı bir video, yükse hızlı tren ekranlarında gösterilecek. Bunlar bile Karaman için önemli adımlar. Keşke devamı gelse, benzer girişimler sürdürülse. Düşünenlere, emek verenlere gönülden teşekkür borçluyuz.

Mümine Hatun’un 800. ölüm yıldönümüne ilişkin yazıyı geçen yıl yazdım. 2024, Mümine Hatun’un ölümünün 800. yılı vurgusu yaptım. Kimseden ses çıkmadı. “Mümine Hatun için ne yapalım?” diyen olmadı.

Vali Mehmet Fatih Çiçekli’nin Karaman’da estirdiği “Değerlerimize Sahip Çıkma” rüzgârı hüküm sürerken, Mümine Hatun’u, manevi annemizi bir daha hatırlatmak istedim.

Yahya Kemal Beyatlı’yı yad etmenin tam sırası. Büyük şair, büyükelçiliği sırasında, Türkiye’nin nüfusunu soran yabancılara, 15 milyon civarı nüfusu olan Türkiye için 50 milyon cevabını verir. Bu cevaba şaşıran muhataplarına yürekten gelen şairane bir cümleyle karşılık verir: “Bunda şaşılacak ne var? Biz ölülerimizle yaşarız.”

Toprağa emanet ettiğimiz manevi büyüklerimizi ve ölülerimizi unutmuş olamayız.

Not: Bu yazı, editörlüğünü yaptığım, Anı Bisküvi’nin kültür yayınlarından “Toprak Damlı Evlerin Anaları” kitabı için yazdığım metinden kısaltılarak düzenlenmiştir.