Karasakal Hoca Servetini Bağışlamış

Bir soran olsaydı, “Karaman’ın Yaşayan İnsan Hazinesi kimdir?” diye; hiç düşünmeden ‘Karasakal Hoca’nın adını verirdim. O aynı zamanda bir “Ayaklı Kütüphane.” Dahası bir “Kanaat Önderi.”

Karasakal Hoca, nüfustaki adıyla Mehmet Ali Kırboğa hakkında yazdığım yazılar, bir kitapçık oluşturacak hacme ulaştı. Çok mu? Asla. Karasakal Hoca, bir derya, bir derin adam. Yazdıklarım, deryadan bir bardak su almış misali… Keşke başkaları da yazsa. Daha çok hatırlansa.

“Mal canın yongasıdır.” Malı bilmeyen yoktur ama yonga da neymiş diyenlerin sesini duyar gibiyim.

Yonga, “kesilen, yontulan veya rendelenen bir nesneden çıkan ufak parça ya da talaş” anlamına gelir.

“Mal canın yongasıdır” atasözü, insanların mal ve mülklerine büyük değer verdiğini ve onlara gelen zarardan tıpkı canlarına gelmiş gibi acı duyduklarını ifade eden bir benzetmedir. Mal, canın ayrılmaz bir parçası olarak görülür.

Karasakal Hoca’nın dünya malı olmadı. Hatta dünyalığı olmadı. Onun dünya malında gözü olduğunu da sanmam. Malı olmayanın yongası da yoktur.

Karasakal için hayat; varsa yoksa kitaptı. O, Dünya’ya kitap okumaya, okuduklarını yorumlayıp, kendine özgü üslubuyla halka anlatmaya gönderilmiş bir ilim yolcusu oldu.

Karasakal’ın elle tutulur tek mal varlığı kitapları oldu. Ama kitaplar için mal kelimesi sanki hakaret gibi. Kitapseverler, kitaplarına mal veya eşya diye bakmazlar. Kitaplar onlar için can suyudur, iksirdir.

Gerçek kitapseverlerden Cemil Meriç, “İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım” dedi. Bu aforizma, zamanla “İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım”a dönüştü.

Karasakal Hoca, insanlardan kaçtığı için kitaplara sığınan değil, insanlara yakın olabilmek için kitaplara kucak açan oldu.

Karasakal Hoca, ömrü boyunca ya kitap peşinde koştu, ya kitap okudu, ya kitap yazdı, ya okuduklarını birilerine anlatmak için uğraştı.

Yüzyılın en büyük bibliyofillerinden Umberto Eco, “Kitaplar müthiş bir şeydir: Bir metin bir evren gibidir ve -anladığım kadarıyla- metin, üzerine basıldığı kitaba dönüşür” der. Şu söz de Umberto Eco’ya aittir:
“Bizler kitaplar için yaşıyoruz.”

Karasakal Hoca, son ziyaretimde, kitaplarıyla vedalaşma hazırlığındaydı. Kızını baş göz edecek bir babanın heyecanını yaşıyordu. Kitaplarından ayrı kalacak olmanın korkusu yüreğine oturmuştu.

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Karaman’da bugüne kadar tanık olmadığımız bir vefa örneği gösterdi. Karasakal Hoca’nın bağışladığı bin kadar kitabı, kütüphaneye kazandırmakla kalmadı, Mehmet Ali Kırboğa (Karasakal Hoca) Kitaplığı bölümü oluşturdu.

Karasakal Hoca’nın kitaplarının bulunduğu ve adının verildiği bölüm için hazırlanan panoda onun hayat öyküsüne ve eserlerine yer verildi.

Vefa örneğinin baş mimarı elbette KMÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Gavgalı’ydı. Yine aynı ekipten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İdris Nebi Uysal ve Karasakal Hoca’nın oğlu (KMÜ) Kazım Karabekir Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ziyaeddin Kırboğa‘nın çabalarını unutmamak gerekir.

Karasakal Hoca’nın din, tarih, edebiyat, kültür ve farklı ilim dallarına ilişkin önemli eserlerden oluşan koleksiyonu, KMÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından tasnif edilerek araştırmacılar, öğrenciler ve kitapseverlerin erişimine sunuldu.

alt=”Karasakal Hoca Servetini Bağışlamış”>

Karasakal Hoca, bir anlamda canını, servetini bağışladı. Onun canı da malı da kitaplarıydı.

Her kitabın bir öyküsü var. Ben sadece iki örnek vereceğim. Karasakal Hoca’nın kitap sevgisine kanıt olarak gösterilmesini umarak paylaşıyorum.

1996’nın son ayları, Karasakal Hoca ve evladı gibi sevdiği Ahmet Çelik (Hububatçı) beraberlerinde rahmetli eşleri olduğu halde umreye giderler. Bir ev kiralarlar. Hac döneminin bitimine, Kurban Bayramı sonrasına kadar, üç aydan fazla Mekke’de kalırlar.

Karasakal Hoca, tavaf ve namazdan arta kalan zamanda kitap okur. Bir gün Mekke’de bir kitapçıda yıllardır aradığı 29 ciltlik Muhammed el-Emin eş-Şankîtî tarafından kaleme alınan “Advâu’l-Beyân fî Îzâhi’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân” isimli Arapça tefsir kitabını görür.

Yıllardır peşinde olduğu kitabı bulmuştur. Kalbi küt küt atmaktadır. Ama kitaba verecek parası yoktur.

Ahmet Çelik’te de yoktur. Yeni yılı Mekke’de karşılarlar. Hac dönemi başlayınca Kâbe’de tavaf sırasında Karaman’dan tanıdıklarla karşılaşmaya başlarlar.

Ahmet Çelik, Saray Holding’in yöneticileri Sami Özdağ ve kardeşi Bekir Özdağ’ı görür. Tavaftan sonra Bekir Özdağ’ın yanına varır ve Karasakal Hoca’nın “kitap sancısı”nı anlatır.

Ahmet Çelik bir de vaatte bulunur: Kitabın her cildine Özdağ Ailesi’nin erken yaşta vefat eden ağabeyleri Adnan Özdağ’ın adını yazacaktır. (Ahmet Çelik’in hat yazısı güzeldir ve rahmetli Adnan sınıf arkadaşıdır.)

Bekir Özdağ, kitapların parasını Ahmet Çelik’e verir. Ahmet Çelik akşam eve döner dönmez Karasakal’a müjdeyi ve parayı verir. Hoca’nın gözüne o gece uyku girmez. Ahmet Çelik, sabah Kâbe’ye gitmek üzere Hoca’yı bekler ama hoca bir türlü gözükmez.

Bir süre sonra Karasakal Hoca sırtında bir koli içinde 29 ciltten oluşan kitabı yüklenmiş halde, ter içinde, yorgunluktan nefesi kesilmiş olarak eve gelir.

Kitapları almak için sabah namazından önce evden çıkmış, kitapları sırtına vurup kilometrelerce yol katetmiştir.

Ahmet Çelik’in, “Hocam, haber vereydiniz, birlikte getirirdik. Kendinizi niye yordunuz?” sözü üzerine, “Yıllardır beklediğim bir fırsatı kaçırmak istemedim. Kitaplar bana yük olmaz. Can kurban böyle yorgunluğa” der.

Ahmet Çelik, her bir cilde rahmetli Adnan Özdağ’ın adını yazar.

alt=”Karasakal Hoca Servetini Bağışlamış”>

Bu olaydan birkaç gün sonra, Hoca bu kez 20 ciltlik bir başka kitap bulur. Bu kitaplar için de para lazımdır. Yine Ahmet Çelik devreye girer.

Bu kez, cömert kahraman Karaman’ın efsane futbolcularından, hayırseverliğini çok duyduğum Necati Kaymaz’dır. Kaymaz’ın verdiği para, kitap parasının iki katından fazladır.

Ahmet Çelik, hayırlı bir iş yapmıştır, Hoca’nın kitaplarının alınmasına vesile olmuştur. Ancak bu iş kendine yaramamıştır. Hoca, kitaplara gömülünce, sohbetleri azalmıştır.

KMÜ’de dün yapılan tören, kelimenin tam anlamıyla kıymetlidir. Çok önemlidir. Bir vefadır.

Her insanın hayatı roman denir. Her kitabın da bir öyküsü var. Ben sadece ikisini anlattım.

Karasakal Hoca’nın koleksiyonundan benim nasibime de, Osmanlıca matbu baskı, bir Niyazi Mısrî Divanı düştü. İlginç bir öyküsü var. İnşallah bir gün paylaşırım.

Karasakal Hoca, Didem Madak adını duymamıştır. Ama bu yazıdan sonra Didem Madak’ın ruhu için bir Fatiha okuyacaktır.

Didem Madak “Ah’lar Ağacı” adlı şiir kitabından şöyle sesleniyor:

“Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım /
da çiçekler açsın ruhunuz.”

“Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum /
Onu orada /
Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.”

Bu sözlerin sahibine, benim kalbimin şairleri arasında özel bir yeri olan Didem Madak’a hatim bağışlansa yeridir.

Karasakal Hoca, Karaman’ın değeridir. Yaşarken kıymeti bilinmesi gereken üç beş isimden biridir. Hocama sağlık dilerim.