Karamanlılar Sözünde Durmaz mı?

Karamanoğulları Kalleş miydi?

Prof. Dr. İskender Pala’yı, kültür ve sanatla bir nebze bağı bile olanlar tanır. Divan edebiyatını sevdirmek için emek verenlerden. Üniversite hocalığı ve köşe yazarlığı yaptı. Bugüne kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı dahil onlarca görev üstlendi. Çok sayıda eser yazmış yetkin isim. Halen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanı ve TRT’de Berceste ile Nükte adlı iki programı hazırlayıp sunan kişi. 2013’te edebiyat dalında Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü’ne layık görüldü. 28 Şubat’ın zulmüne uğradı ve bu döneme ilişkin anılarını “İki Darbe Arasında İlginç Zamanlarda” adıyla kitaplaştırdı. İskender Pala, 100’e yakın esere imza attı. Geçen yıl yayımlanan “Surnâme – Bir Osmanlı Macerası” adlı tarihi romanıyla yeniden çok satan yazarlar için ayrılan koltuğa oturdu. Hemşehrilerince “Uşak Halk Kahramanı” seçildi.

İskender Hoca’nın kitaplarından bazılarını okudum. Hoca ile Uzak Doğu ülkelerine yolculuğumuz da oldu. Yazılarını beğenerek okurdum. Yunus Emre’yi anlattığı ‘Od’ adlı romanı da beni etkileyen kitaplardan biridir. Esere göre Yunus Emre Eskişehir’dedir. (Yazar, Yunus Emre köyüne gidip kitap için ön çalışma yapmış. Kitapta Karaman’ın adı da geçmekte.)

İskender Pala’nın eserlerinden biri 2000 yılında yayımlanan ve bugüne kadar, korsan baskıları hariç, en az 300 bin adet sattığını tahmin ettiğim “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabıdır. Bu kitapta 99 deyime yer vermiş ve bu deyimlerin ortaya çıkış öykülerini anlatmış.

“İki Dirhem Bir Çekirdek” ilk, orta ve lise öğrencilerinin başvuru kaynağı. Bir fikir edinmeniz için kitabın tanıtımından kısa bir bölümü paylaşıyorum:

Dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler, hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşüncelerin ve olayların muhataba daha etkili biçimde yansıtıldığı bir gerçektir. Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar ve deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar. Bu bakımdan deyimlerin kaynaklarını arayıp bulmak, oldukça meşakkatli bir iştir. Bazen rastgele bir sayfada, bazen bir dipnotta, bazen de hiç ummadığınız bir el yazması sayfasında bir deyimin ortaya çıkış hikayesiyle karşılaşmak mümkündür.
Deyimlerimizin ortaya çıkış hikâyelerini bilmenin, dilimizin kültüre yansıyan yüzüne bir renk katacağı kesindir. Umarız, bu konuda daha geniş araştırma yapacaklar için bu küçük kitap bir başlangıç olur.

Deyimlerden biri “Karaman’ın Koyunu” başlığı altında yer almış ve üç sayfa ayrılmış. İskender Hoca, Şair Necati Bey’in bir beyitiyle konuya giriş yapmış. Şair, sözünde durmayan sevgilisine “Karamanlı mısın?” diye soruyor.

İskender Hoca, şairin bu sorusunu açarak, deyimin çıkışını hikâye ediyor. Güya, II. Murat, bir sulh muhaveresi (iki kişi arasında karşılıklı olarak yapılan konuşma, diyalog) için huzurunda bulunan Karamanoğlu Mehmet Bey’den, bundan böyle Osmanlı ile iyi geçineceğine dair söz ister.

Karamanoğlu elini kalbinin üstüne vurarak birkaç defa yemin eder:

-Bu can bu tende bulunduğu müddetçe, soyumdan bir daha size muhalefet olunmayacaktır.

Oysa çok geçmeden Karamanoğlu yine Osmanlı’ya karşı ordu tedarikine başlayacaktır. Çünkü o yemini ettiği sırada cübbesinin göğüs cebinde, tam da eliyle vurduğu yerde bir güvercin saklıdır ve huzurdan ayrılır ayrılmaz güvercini uçurup,

-İşte bu can bu tenden ayrıldı, yeminin hükmü kalmadı, diye parlak zekâsı ile övünecektir.

İskender Hoca devam eder:
“Eskiden dilimizde, verilen sözde durulmadığı zamanlarda söylenen ‘Karamanoğlu gibi, akşam verdiğini sabah alır’, yahut ‘Karaman bahşişi gibi’ diye iki söz varmış.

İskender Pala, Karamanlı Nizamî’nin Mehmet Bey ile bir öyküsüne de yer vermiş. Merak eden kitaptan okusun. Hikâyenin tamamını yazmak, yazara ve yayınevine saygısızlık olur.

İskender Hoca, güngörmüş, kibar adam. Karaman’ı ve Karamanlıları sevdiğini söyleyebilirim. Bu hikayenin ardından şu cümleyi yazmış:

“Anlattığımız Karamanoğulları ile şimdiki Karaman halkının seciye yönünden artık bir alâkası olmadığını düşünüyoruz.”

Oysa tarihi belgelere göre, Karamanoğlu Beyi Alâaddin Ali, kayınpederi Sultan I. Murad’a iki kez ihanet etti. Sultan Murat, kızı Nefise Sultan’ın yalvarıp aman dilemesi üzerine, kızının hatırına damadını öldürmeyip her defasında affetti. Ancak, Alâeddin Ali Bey, daha sonra Osmanlı’ya ait Ankara’ya kadar olan toprakları alınca, kayınbiraderi Yıldırım Bayezid, babası gibi davranmadı. Konya’ya kaçıp sarayına saklanan Alâeddin Ali’yi, kardeşi Nefise Sultan’ın ricasına rağmen öldürttü. Cesedini Konya’da bir meydanda sallandırdı.

İki Dirhem Bir Çekirdek’teki “Karaman’ın Koyunu” başlıklı bölümü okuduğumda not almıştım. O yıllarda fiili gazetecilik yapıyor, henüz köşe yazısı yazmıyordum. Kitabı okuyup notla birlikte kitaplığa koymuşum. Sonra da unutulup gitti. Ne var ki İskender Hoca, TRT 2’de “Nükte” programıyla karşıma çıktı, ‘Karaman’ın Koyunu’nu anlattı. Anlattıkları kitabında yazdıklarıyla aynıydı. (Tarihini not etmemişim)

Hemen kitabı ve notu buldum. Bizde çok kitap yazılır, büyük bölümü taslak halinde kalır, bir kısmı basılır. Vitrine çıkma şansı olanlar satışa sunulur ve bu kitaplardan bazıları alınır. Ancak bunların pek azı okunur. Maalesef durum budur.

İskender Hoca’nın çok satan kitabının başına gelen de bu olmalı. ‘İki Dirhem Bir Çekirdek’teki Karaman’ın Koyunu’nun anlatıldığı bölüm Karaman’da kimsenin dikkatini çekmemiş olacak ki, bugüne kadar gündeme getirip eleştiren çıkmamış. Karaman’da bu kitabı kimse okumamış demek doğru olmaz.

XV. yüzyılın önemli şairlerinden biri Karamanlı Niyazî’dir. Karamanoğlu İbrahim Bey’e kaside sunmuş, Kasım Bey’den takdir görmüştür. İskender Hoca’nın rivayet ettiği, Karamanlı Nizamî ile Karamanoğlu Mehmet Bey arasındaki öykü gerçek olamaz. Nizamî, 1435 veya 1440 yılında doğmuştur. Karamanoğlu Mehmet Bey ise 1277’de ölmüştür. Nizamî’ye Karaman Beyi Kasım Bey’in iltifat ettiği, onu koruyup kolladığı bilinir.

İskender Pala, bir röportajda, “Bana insanlar “İskender Hoca!” diyorlar. Bütün yazdıklarımda hocalık vasfımın bulunmasına titizlikle riayet ediyorum” demiş. Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu deyimindeki iki tarihi hata nasıl gözünden kaçmış?

Karaman’ın Koyunu Şiiri

Karaman’ın koyunu Sonra çıkar oyunu Bakkal bodos çırağa Aşılamış huyunu
Ya terazi ya kantar Oğlan bir parmak atar Kaşla göz arasında On dirhem eksik tartar.
(Üsküdarlı halk şairi Âşık Razi)

Karaman’ın Koyunu TDK Sözlüğünde

Nerelisin sorusuna “Karamanlıyım” diyen biri, sırıtan bir surattan “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” sözünü ömründe en az bir kez duymuştur. Ben duymadım diyen varsa köyünden dışarıya çıkmamıştır.

Ulusal çapta yaygınlık kazanan bu deyimin Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde yer aldığını biliyor musunuz? TDK “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” deyimini “bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığı durumlarda kullanılan bir söz” olarak tanımlamış.

Ne dersiniz? Bir deyimin peşinden gitmeye değmez mi? Adı Karamanoğlu Mehmetbey olan bir üniversite, Türkiye’nin en çok satan kitaplarından biri olan “İki Dirhem Bir Çekirdek”teki Karaman anlatımından, Karamanoğlu Mehmet Bey’den habersiz olabilir mi? Kitabı okumuş bir akademisyen yok mu? Okuduysa bu tarihi hataları görmez mi? Karaman’ın imajı üzerine üniversiteden başka düşünce üretecek mecramız var mı? Bunu Karaman’da gölgesi bile olmayan STK’lardan mı bekleyeceğiz? Yerel yöneticilerden mi duyacağız?Akademisyenlik paye derdine düşmek olmasa gerek. Vampirciler kadar bu konuları dert eden birileri çıksa ya! Bir şehir bu kadar içine kapalı olabilir mi?

İki Dirhem Bir Çekirdek adlı kitabın ilk baskısı 2000 yılında yapılmış. Demek ki, 24 yıldır kimsenin dikkatini çekmemiş. İlk baskıda fark edilseydi, İskender Hoca ile temas kurulup farklı bir anlatıma yer verilebilirdi. Bu konuyu kendine dert edecek biri çıkar mı?

Ahmet Tek