Geçmişi sadece insanoğluna özgü diye düşünürseniz hata edersiniz. Şehirlerin de bir geçmişi olduğunu unutmayın. Karaman’ın da bir geçmişi var. Kimse yazmasa da zengin bir geçmiş… Örnek mi, bir vakitler av hayvanlarının postlarını alan dericiler olduğunu, kebapçılığın sezonluk yapıldığını duydunuz mu? Redif Kışlası nedir, eski hanlara ne oldu, biliyor musunuz?
Yazmak bir eylemdir. Yazar, Friesian ırkı bir soylu at üstünde şehrinin cadde ve sokaklarında dolanır. İsimleri, renkleri ve sesleri atının terkisine atar. Sonra atını anılar denizinin kıyısına sürer. Yazar anıları, anılar hayatı canlandırır. Anısı olmayan şehir mi olur? Ha kişinin bunaması ha şehrin anılarının unutulması… İkisi de aynı.
Karaman’da dericilik bir vakitler çok geçerli bir ticari işmiş. Dericiler ve tabakhaneler varmış. Dericiler av hayvanlarının postlarını, en çok da tilki ve tavşan derisi alırmış. Çünkü kürk modası varmış. Kentli ve kasabalı varlıklı kadınlar kürk giyermiş. Kürkü asalet simgesi görenler bile varmış. Manto olacaksa ille de kürk manto olmalıymış. Kürk, av hayvanlarının derisinden yapılır ve bir hayli pahalıymış.
Burhanettin Cevher, 1937’de Karaman’da doğmuş. İlkokulu bitirince babası Yunus Cevher onu ‘Esnaf Üniversitesi’ne yazdırmış. Ayakkabıcı Sait Çakılcı’nın yanında çıraklığa başlamış. Şimdi profesör. Yarı zamanlı danışmanlık yapıyor.
Sait Çakılcı sadece usta değil aynı zamanda bir değerli hoca imiş. Çıraklarına özel ders verir ve Kur’an-ı Kerim okumayı öğretirmiş. Hem öyle güzel öğretirmiş ki, Burhanettin Cevher, bunu şöyle anlatıyor:
“Bir gün camide hoca bir sureyi yanlış okudu. Farkına vardım, hocaya doğrusunu hatırlattım. Sait Çakılcı bize öyle çok emek vermiş. Onu hep hayırla yad ederim. Allah rahmet eylesin.”
Burhanettin Cevher çırak olarak verildiği işi sevmemiş. Onun gözü babasının yaptığı ticarette imiş. Yani hububatçılık ve peynircilik. Hububat ve peynir işi sezonluk yapılırmış. Eski buğday pazarında buğday dökülen “innas” adı verilen yerler varmış. Buraların kapısı yokmuş. Buğday Pazarında 1959’da, 22 yaşında ticarete başlamış. Sermaye yok, para yok. Koluşaklığı yapmış. Yani birinden aldığı malı kârı ile bir tüccara satmış.
Burhanettin Cevher, ticarete başladığı yıllarda Karaman’da ticari hayatın çok canlı olduğunu söylüyor. “Karaman Ereğli’den iyiydi” diyor. Karaman’ın büyük tüccarlarının Tabakhane Meydanında iş yerleri olduğunu ifade eden Burhanettin Cevher’in hatırladığı isimler arasında İbrahim Dölek, Ziya Duru ve Latif Dirik var. Çarşı esnafı, Buğday Pazarı esnafına göre daha zenginmiş.
Burhanettin Cevher bulgurculuk da yapmış. Askeriye, her yıl Karaman’dan 5 bin 500 ton alım yaparmış. Redif Kışlası için depolara buğday konulurmuş. Karaman’ın köylerinde en yaygın işlerden biri koyunculukmuş ve buna bağlı olarak beyaz peynir üretimi yapılırmış.
O yıllarda Kisecik köyünde tiftik keçisi yetiştirilirmiş. Tiftik çok önemli ve kıymetli bir ürünmüş. Kisecik tiftiği İstanbul Ticaret Borsasında işlem gören emtia olarak tescil edilmiş. Karadağ’ın meşe ormanı da birçok kişi için ekmek kapısıymış. Karadağ’dan Karaman’a meşe getirilirmiş. Hey babam hey. Şimdi ne meşeyi biliyoruz ne tiftiği… Zamanın ruhu, her şeyin bir vakti saati var. İnsan ömrü gibi. Dünyada ölümsüz olan ne var ki?
Burhanettin Cevher’in bir erkek, iki kız kardeşi varmış. Kendisi bir erkek, iki kız çocuğu babası. Karaman Ticaret Odasında başkanlık yapmış. Ayrıca Ticaret Borsasında 17 yıl yönetim kurulu başkanlığı yapmış. Dile kolay 17 yıl, var mıdır Karaman’da bu kadar uzun süreli başkanlık yapan? Ayrıca TOBB Genel Kurul delegesi olarak 1992-2007 yılları arasında Karaman’ı temsil etmiş.
Burhanettin Cevher’in politikayla yakından ilgilendiği de olmuş. 1970’li yıllarda siyasete girmiş. Adalet Partisi’nin güçlü ismi Ramazan Işık’a karşı çıkmışlar. Bir anlamda o dönemin değişimcileri veya yenilikçileri… Kimler varmış derseniz, Mehmet Arı, Mehmet Ali Aladağ, Ömer Ün ve Hüseyin Yıldızbaş ilk hatırladıkları. Ramazan Işık’ı devirip, Sadık Güneş’i ilçe başkanı yapmışlar.
Karaman’da ortak işler de yapılmış. Burhanettin Cevher, 1968’de Buğday Pazarı esnafı olarak 15 kişinin ortaklık kurduğunu anlattı. Ama ortaklık sadece 4 ay sürmüş. Sebebi, hırsızlık yapılıyor şüphesi imiş. Ortaklar hesabı görmüşler, sonuç; bire dört kazanmışlar. Şüpheler boşunaymış. Sonra aynı ortaklığı bulgurcular yapmış.
Avrupalı işçiler de birlik yapmış. Bumas, Yem Sanayi, Karyer adlı çok ortaklı şirketler kurulmuş. Bu kuruluşların başına profesyonel kişiler getirilmemiş. Bu yüzden işler yürümemiş. Bunları kötü örnekler olarak hatırlıyor.
Burhanettin Cevher, babasının “Ben sigara içmedim. Rica ediyorum, sen de sigara içme” sözüne sadakat göstermiş. Hiç sigara içmemiş. Cevher, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde televizyon olmadığını, kışın sıra geceleri yapıldığını ve tura oynandığını belirterek, “Oyunu rahmetli Hasan Pınarbaşı kurardı.” dedi.
Burhanettin Cevher’in Karaman’da tanımadığı aile yok diyebilirim. Cevher’in bu özelliği rahmetli Keramettin Ünsay’da da vardı. Kim, kimdir, nüfus müdürü gibi herkesi sayabilirdi. Üstelik ömrünün 60 yılını Ankara’da geçirdi. Şükrü Işık ve Emin Özakın’ın kendisinden büyük olduğunu anlatan Burhanettin Cevher’in en iyi arkadaşları Celal Aydın, Arif Küçükbasmacı, Eyüp Bağcı, Yüksel Özkaraman ve Tahir Şahin’miş.
Tahir Şahin çiftçilik yaparmış ve güzel kavunlar yetiştirirmiş. Manifaturacı Talat Duru, bir gün Tahir Şahin’den kavun istemiş. Tahir Şahin kavunu göndermiş. Birkaç gün sonra karşılaştıklarında Tahir Şahin sormuş:
-Kavun nasıldı?
Talat Duru, ciddi bir yüz ifadesiyle -Beğenmedim,
demiş ve ilave etmiş:
-Kavun istedim, bal getirmişsin!
Bu şakaya birlikte gülmüşler.
Karaman’ın kavunları gerçekten bal gibi olurdu.
Kılbasan kavunu çok makbuldü. Kılbasan’da hâlâ kavun ekilir mi, bilmiyorum. 20-25 senedir Kılbasan kavunu yemedim. Valilik, Türk Patent Kurumu’na, Süleymanhacı kavunu için coğrafi işaret başvurusu yapmış. Çok da iyi olmuş. Kılbasan kuymağına bile sahip çıkamamış bir köy. Kavuna kim sahip çıkacak, muhtar mı? Kavun mevsiminde Trakya’dayım ve kokulu kavunların merkezindeyim. Meriç kara kavunu coğrafi işaret alalı çok oldu. Tekirdağ’ın ‘hırsız almaz’ kavunu ise bir başka lezzet.
Karaman’da helvacı ve kebapçı çok fazlaymış. Kebapçılar sezonluk iş yaparmış. Kış geldi mi kadayıfçılığa soyunurlarmış. Yazın kebapçı, kışın kadayıfçı, bir koltukta iki karpuz. Zamanın ruhu. Şimdi parası olan isterse 12 ay kebap yer, üstüne kadayıf sipariş edebilir.
Burhanettin Cevher’in gençliğinde tek eğlence sinemaymış. Bir gün babası, eşine “Hanım, bizim parada haram karışıklığı var” diye yakınmış. Eşi şaşırmış. “Neden öyle söylüyorsun bey?” diye sormuş.
Rahmetli Yunus Cevher’in sözü çok ilginç:
-Paramız sinemaya gidiyor.
Burhanettin Cevher, Ferit Çelebi’nin sinemasına gidermiş. Film izlemeyi çok severmiş.
“O günler geride kaldı” diyor. Ama o günlerden bugüne taşıdığı öyle alışkanlıkları var ki! Bunlar bırakılacak şey mi? Hangi Karamanlı bunlardan uzak kalabilir? Burhanettin Cevher’den dinleyelim:
“Calla ve sulu pilava devam. Çok severim. Hâlâ etliğimizi yaparız. Arabaşı, sucuk, batırık, ekmek atması. Bunlar severek yediğim yiyecekler.”
Burhanettin Cevher, “Karaman’da çok deli vardı. Delisi çok olan memleketin bereketi bol olurmuş” dedi. Bu söz bana Karaman’ın hürmet ettiğim ağabeylerden birinin söylediği sözü hatırlattı.
Bir gün, Karaman’da gazetecilik yaptığına inanan biri, kendisinden Onbaşı, Elif, İrebiş ve bunlar gibi bazı kişilerin fotoğraflarını istemiş. Ağabey bir sinirlenmiş, bir kızmış. “Yeter” diye çıkışmış. Bana anlatırken, “Belki de bağırmış olabilirim” dedi. Adamcağız şaşırmış, aval aval bakmış. Ağabey devam etmiş:
“Bu şehrin hiç mi akıllısı yok? Yetmez mi delileri yazdığınız? Her gün deliyle yatıp deliyle kalkıyorsunuz. Yazdıklarınıza bir bakın. Eline kalemi alan delileri yazıyor. Hep aynı şeyler. Birbirinin tekrarı. Delilerle ne alıp veremediğiniz var? Akıllıları göremiyor musunuz, bu şehirde akıllı mı yok? Bir gün bu şehrin akıllılarını da yazın, işte o vakit alnınızdan öpeceğim.”
O ağabeyin söylediği cümleler hâlâ hafızamdadır:
Şehirlerin geçmişinde delilere de, velilere de yer verilir. Ama en çok hatırlanması gerekenler, o şehre hizmet etmiş, değer katmış kişiler olmalıdır. Şehrindeki akıllıları göremeyenden gazeteci de olmaz yazar da.
Ahmet Tek