Eşek, ağzı bozuk tayfanın küfür dağarcığındaki sözcüklerden biridir. Birine hakaret etmek mi istedin, akla gelen ilk hayvandır eşek. Her organıyla en ağır hakaretler yapılabilen tek canlı da eşektir ve bu alanda birincilik ondadır.
Atalarımız eşeği 6 bin yıl önce evcilleştirmiş ve yük taşıtmaya başlamış. Çünkü eşeğin uysal, uyumlu, güzel ve zeki hayvan olduğunu fark etmişler. Eşek, daha yakın zamanlara kadar cefakâr, çilekeş, çalışkan hayvan dostlarımızdandı.
Bugünkü öykümüzün kaynağı Burhanettin Cevher. “Ömrümüzün son demi / Son baharıdır artık. / Maziye bir bakıver / Neler neler bıraktık” dizesinin anlamını en iyi bilenlerden biri. “Bana bir masal anlat baba” diyebileceğiz, görmüş geçirmiş, yaşamın ipine sımsıkı sarılmış biri. Türkiye’nin en lezzetli kaşarını üreten Karamanlı tüccar. Onu sizlere kısaca tanıtmaya çalışmıştım.
Karaman’ın bir akıllı eşeği varmış. 1950’lerde yaşayanlardan bu eşeği bilmeyen yokmuş. Karaman Tren Garı’nda da bir büfe varmış. Eşeğin sahibi de büfenin işletmecisi de aynı kişiymiş. Muş’tan Karaman’a göç eden Kürt Halil lâkaplı biriymiş.
1940-1950 arası; Türkiye’nin dar yılları, zor yılları, fakirliğin zirvede olduğu yıllar. 2. Dünya Savaşı’nın açtığı derin yaraların sarılmaya çalışıldığı vakitler. Siz inanmayın, “ah ah bolluk vardı, bir elimiz balda bir elimiz yağda. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda” diyenlere.
Şimdi köylerde traktörlerden geçilmiyor ya; 1944 yılında Türkiye’de toplam traktör sayısı 956. Bin bile değil. Bugün itibariyle sadece Karaman’da kaç traktör var, bir tahminde bulunun. 15 bine yakın traktör var. Sadece Karaman’daki traktör sayısı 15 bin.
1945’te toplam buğday üretimimiz 2 milyon 189 bin tonmuş. Şimdi 20 milyon ton civarında. 10 kat artmış. Nüfus 1945’te 19 milyondan biraz eksikmiş. Şimdi 85 milyonuz. 1950’de kişi başına gayri safi milli hasıla (GSMH) 465,9 TL imiş. Bugün başımız göğe ermiş değil ama o yıllarda gerçekten yoksulluk varmış. 2022’de kişi başına ortalama milli gelirimiz 176 bin 589 lira.
Dünü bilmeden bugünü anlayamayız. Dünün verileri sır değil. Yeter ki okumaya, öğrenmeye vakit ayırın. Yoksa sosyal medyanın düzmecelerini, manipülasyonlarını gerçek zannedip bir de paylaşmaya kalkarsanız konuyu bilmediğinizi cümle aleme duyurursunuz.
İlkokul öğretmenim rahmetli Ahmet Duru, andımızı okuttuktan sonra “Bugün dünden iyiyiz. Yarın bugünden daha iyi olacağız.” cümlesini söyletirdi. Öyle güzel bir cümle öğretmiş ki, umudumu hiç kaybetmedim. Bu sözün doğruluğuna öyle inandım ki, bir gün bile umutsuzluğa düşmedim. Hayatıma yön veren sözlerden bir söz oldu.
Kürt Halil’in bir arabası varmış, bu arabaya bir eşek koşarmış. Traktörün olmadığı yerde kamyonet olacak değil ya. Kamyonet vardı da Kürt Halil, ben buna binmem mi, dedi.
Kürt Halil’in arabası ilginç, eşeği akıllıymış. Arabanın ilginçliği konteynır gibi olmasıymış. Halil Ağa çarşıda alışverişini yapar, aldıklarını arabasına yüklermiş. En çok kuzu kelle alırmış. Şimdi kuzu kokoreç nasıl gözde yiyecekse o yıllarda kuzu kellesi öyleymiş.
Yine büfenin temel malları arasında, ekmek, sigara, peynir, zeytin, helva ve haşlanmış yumurta da olurmuş. Tost, kumpir, kızarmış piliç, pizza, hamburger, döner, sandviç, kek ve waffle henüz hayatımıza girmemiş. Fast foodun Türkiye’ye gelmesine daha uzun yıllar var.
Kürt Halil günlük ihtiyaçlarını görür, alışverişini tamamladıktan sonra arabayı eşeğine emanet edermiş. Eşek, konteynıra benzeyen arabayla çarşıdan geçer, bir yere sapmadan bir başına İstasyon Caddesinden gardaki büfeye gidermiş.
Eşeğin bir adı varsa da ben öğrenemedim. Kürt Halil’in eşeği diye nam salmış. Herkes tanırmış. Onu yolda görenler “Bunun kadar akıllı eşek yok, Karaman’ın en akıllı eşeği” derlermiş.
O vakitler trenle seyahat eden yolcular Karaman’dan en çok kuzu kelle alırmış. Bazı satıcılar, trene Karaman’da biner, Ereğli’ye kadar gider, hareket halindeki trende satış yaparak yeniden Karaman’a dönermiş. Halil Ağa yaşlanınca büfeyi bir yakınına devretmiş.
Eşeklerin zekâsı yüksekmiş. Hafızaları güçlüymüş ve kolay kolay unutmazlarmış. Eşeği düğüne çağırmışlar, “ya su lâzımdır ya odun” demiş. Eşek bunu düşünecek kadar zeki hayvandır.
Burhanettin Cevher, Karaman’ın 1950’li yıllarını anlatırken, şehirde birçok han olduğunu ve en çok hanın Buğday Pazarı’nda bulunduğunu söyledi. Buğday Pazarı, eşekler ve atlarla dolarmış. O dönemin otoparkı gibiymiş. Hanlar otel hizmeti verirmiş. Han odalarında hasır serili olurmuş. Hayvan dışkılarının kokusundan rahatsızlık duyulmazmış.
Hanların en bilineni Ali Baş Usta’nın hanıymış. Girişinde nalbant Nebi’nin iş yeri varmış. Karaman’ın kültürel mirasına ilişkin derin bilgi sahibi olan Muzaffer Karaoğlu, bu hanın ortasındaki boşlukta yağlı güreş bile izlemiş.
O yıllarda at ve eşek çok olunca saraçlar, nalbantlar, arabacılar ve demircilerin işleri de çok iyiymiş. Bugün bu meslekleri yapan kaldı mı dersiniz? TÜİK verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’deki eşek sayısı 86 bin. 1990’larda bu sayı 1 milyon civarındaymış. Bazı meslekler yok oluyor, sebebi belli değil mi?
Burhanettin Cevher’in o yılları anlatırken söyledikleri şöyle:
Karaman’da semerci, yastıkçı, marangoz, bıçakçı ve kalaycı da çoktu. Komşuluk ve dostluk vardı. Şimdi yok. Herkes çocuğunu komşu çocuğuyla yarıştırıyor. Yarın kaygısı yoktu. Artık herkeste yarın kaygısı var.”
Sadece kaygı mı? Dün, tamahkârlık bugünkü kadar değilmiş. Dün, insanlar çaresizliklerinde bile ağlak ağlak yakınmazmış. Dünyanın bize borçlu ve hayatın adil olmadığını bilirlermiş. Bugün paraya para demeyen bile parasızlıktan şikayetçi. Tıkınacak yeri kalmayan açlıktan ölüyoruz diye bağırmaktan utanmıyor.
Yıllar ne çok şeyi götürüyor, ne çok şeyi değiştiriyor. Bir varmış, bir yokmuş. “Dün dünle gitti cancağazım, bugün yeni şeyler söylemek lâzım.”
Erkin Baba’nın unutulmaz şarkısıyla veda edelim:
Not: Fransız Parlamentosu, eşek anırmasını Fransa’nın yerli ve milli değeri kabul etmiş. Parlamento, horozun ötüşünü, at kokusunu, ağustosböceği cırlamasını, kurbağa vıraklamasını, ördek vakvaklamasını, koyun melemesini, kırsal yörelere özgü bu seslerin, Fransa’nın milli ve yerli kültürel mirası olduğuna ilişkin yasa çıkarmış. Bizim milli ve yerli kültürel miraslarımızla ilgili bir çalışma var mı dersiniz? Yoksa başka şeylerin peşine mi takıldık? Horozun ötüşünü, eşeğin anırmasını en son ne zaman duydunuz?