Bir Bu Eksikti: Seyyar Tezgâhta Fosil Satışı

Son yazılarımdan biri “Dert Etmeye Değer mi?” başlıklı, toplumsal çürüme ve vurdumduymazlığımız üzerineydi. Vurdumduymazlık, TDK’ya göre, hiçbir şeye aldırış etmeyen, umursamayan, önem vermeyen, kulak asmayan, duvar yüzlü demek.

Bu haberi kaçırmayın Dert Etmeye Değer mi? Devamını Oku

Vurdumduymazların yanı sıra, olumsuzluklar karşısında çaresiz kalıp, içi kan ağlayanımız yok mu? Var, ama onların sesini duyan yok. Onlar üzüldükleriyle kalıyor. Şimdi anlatacağım olay, konunun uzmanından gelen bir ihbar. Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından biri, hemşehrimiz, jeoloji profesörü Tahir Emre, İzmir’den aradı. Sesi hüzün ve öfkeyle yoğruluydu.

Bir doğa tutkunu milletvekili ve eski bürokrat kadim dostum “sonbaharla kucaklaşmaya var mısın?” dedi. Fırsatı kaçırır mıyım, “Varım” dedim. İki kıdemli gazeteci dostumuzu da aldık. Togg’la ilk uzun seyahatim olacaktı. Bolu’nun Dörtdivan, Seben, Kıbrısçık ilçelerini gezdik. Köroğlu Dağlarında Kartalkaya’ya çıktık.

Hilmi Yavuz’un ifadesiyle “Yolların yaprağa, yaprağın yollara dönüştüğü zaman”daydık. Sonbaharın kucağındaydık. Mevsimin ilk karını bile gördük. Göllerin, göletlerin, yaylaların, boşalmış yayla evlerinin, güneşin parlaklığıyla yarışan titrek kavakların, çamların, meşelerin hem kokusunu teneffüs ettik hem fotoğraflarını çektik. Orman içlerine girip mantarları, karınca yuvalarını inceledik. Salaş bir ahşap lokantada keşli erişte, kanlıca mantarı, kavurma, bal, tereyağı ve çıtır salata ile boğazlar meselesini çözdük. Çayımızı ve derde deva buz gibi kaynak suyundan kana kana içtik.

Ankara’nın merkeze en uzak noktasındaki Bolu sınırındaki Oklavlar köyünden yay çizerek Nallıhan’a ulaştık. Hoşebe Milli Parkı’ndan geçip güneşi Nallıhan Kuş Cenneti’nde batırdık. Dünyaca ünlü Kız Tepesi Tabiat Anıtı’nı ilk gördüğüm yılları hatırladım. Çektiğim fotoğraf, Hürriyet gazetesinde “Burası Mars Değil” başlığı ve büyük bir fotoğrafla yer almıştı. 35 yıl geride kalmış. O gün beni Kuş Cenneti’ne ve Kız Tepesi’ne götüren de şimdi beraber olduğum dostumdu.

Bizi sonbaharla kucaklaştıran dost, Nallıhan Kuş Cenneti’ni Milli Park, Kız Tepesi’ni Tabiat Anıtı ilân ettiren Milli Parklar’ın efsane genel müdürü, Ak Parti’den üç dönem Ankara Milletvekili seçilen ve Başkent Ankara Meclisi Başkanı Nevzat Ceylan’dı. Geçmişi özlemle yad ettik.

Yol boyunca alışverişi de ihmal etmedik. Nallıhan’ın özel tandır ekmeği, Beypazarı’ndan simit ve coğrafi işaretli Beypazarı kurusu…Bagajı doldurduk.

Beypazarı çıkışında telefonum çaldı. Arayan Prof. Dr. Tahir Emre idi. Tahir Hoca, Gazi Kültür’de Karaman jeolojisi üzerine söyleşi yapmış, dostlarıyla görüşmüş ve İzmir’e dönmüş. Bana Whatsapp’tan fotoğraf ve mesaj göndermiş. Gezi boyunca telefona bakmamıştım. Dolaysıyla Tahir Hoca’nın gönderdiklerini de görmemiştim.

Prof. Dr. Tahir Emre ağlayacak durumdaydı, çok üzgündü. Kızgın ve öfkeliydi. Karmaşık duygular içindeydi. Bana gönderdiği fotoğrafta gördüklerini aklı almıyordu. Bir cümle kuruyor, ardından “Bu nasıl olabilir?” diye tepki gösteriyordu.

Olan neydi biliyor musun sevgili okuyucu; Taşkale yakınlarındaki Karaman’ın tarihi miraslarından Manazan mağaralarının önünde açılan bir tezgâhta fosil satışı yapılmasıydı. Hocamın aklının almadığı şey işte buydu. Ben de şaşırdım. Dünyada gezmediğim, görmediğim pek az ülke kaldı. Fosil satan biri karşıma hiç çıkmadı. Nadir görülen şeylerde üstümüze yok desem katılır mısınız?

Fikirlerini paylaşmadığım bazı yazarların bana itici gelen üsluplarını kopya ederek, “çekirdek mi, domates mi satıyorsun kardeşim? Ne bu gözü karalık! Bu gidişle Manazan’ı bile satar bunlar. Kimse de ne oluyor, demez” diye yazsam, işi sulandırmış olurdum. Oysa bu iş sulandırılacak türden değil. Ciddi, çok ciddi bir iş. Fosiller kamu malı sayılır diye biliyorum.

Fosiller yer altı mirasımız. Ha tarihi eser, ha fosil. Toplanması, taşınması ve satışı yasak değil miydi? Peki bu fotoğraf neyin nesiydi? Karaman, kuş uçmaz, kervan geçmez, kanunların uygulanmadığı bir yer miydi? Bunların takibi yapılmıyor muydu? Hiç şikayet eden olmamış mıydı? Karaman’da polis, jandarma ve kanun adamları bu durumdan haberdar değil miydi?

Ermenek’te bin 780 adet bitki ve hayvan fosiline el koyan ve bu olayı medyaya duyuran Karaman Valiliğinin jandarma ekipleri değil miydi? Mart’ın ilk haftasında bu haber medyada yer almamış mıydı?

Güzel bir gezinin tadı tuzu kaçıvermişti. Tahir Hocam da bunun farkına vardı. Özür diledi. Ama birilerinin bu konuyla dertlenmesi, üzülmesi, takipçi olması gerekmez miydi?

Bu fotoğraf ne zaman, nerede, nasıl ve kim tarafından çekilmişse bunu ortaya çıkaracak olan güvenlik güçleri. Seyyar fosilci. Yeni bir satıcı türü. Hangi şehirde: Karaman’da.

Bu fotoğrafta kaç yanlış var, inanın bilmiyorum. Bildiğim, alenen fosil satışı yapıldığı. Bakalım bir fotoğraftan kaç doğru çıkacak? Ulusal basında, “Karaman’da seyyar satıcı tezgâhında 20 liraya fosil satılıyor” başlıklı haber çıkarsa kimse şaşırmasın.

Seyyar fosil satışı kimsenin dikkatini çekmemiş olabilir mi? Yetkililer umarım gecikmeden gereğini yapar. Duyurma görevi de bize düşer. Hem de keyifle.

Not: Fosil; Latince “yerden çıkarma, yerden çıkartılan, yerden çıkarılmış” anlamındaki fossilis sözcüğünden gelmiş. Fosil (taşıl), yer kabuğunun en üst bölümünü oluşturan tortul kayaçların çoğunda, bazen iyi korunmuş, bazen de erozyon ve çökelme sırasında tahrip olmuş, ölü organizma kalıntılarıdır. Profesör Tahir Emre’ye göre, bir ev kadını için kristal ne ise, jeologlar için fosil odur. Çuvallara doldurulup nakledilecek ve tezgâhta sergilenip satışa sunulacak malzeme değildir. Bu ülkenin ziynet eşyalarıdır.

Fosilin bir de mecazi anlamı var. Düşünce ve yaşayış bakımından çağın gerisinde kalmış kimseleri yaftalamak için kullanılır.