Belediye Başkanı Olacağını Rüyasında Gördü

Adaylar arasında yarışta birinciliğe uzak olandı. Aslında kendisinden kimsenin umudu da, beklentisi de yoktu. O, moralini bozmadı, yılgınlık göstermedi. Kendisini engellemek isteyenlerle vakit kaybetmedi. Karaman’a belediye başkanı seçileceğini rüyasında gördü. Rüyasının çıkacağına inandı ve rüyası gerçek oldu. Ardı ardına iki dönem belediye başkanı seçildi.

Kalp ve koşullar hazırsa rüyalar gerçek olur. Ben buna inanırım. Önce kalp hazır olacak. Koşullar ikinci planda. Bugün sizlere çok eski bir öyküyü hatırlatıp, 35 yıl önce görülen bir rüyayı anlatacağım.

Adamın biri, güvendiği bir hocaya sormuş:
“Peygamber Efendimizi rüyamda görmek istiyorum. Bunun için ne yapmalıyım?”
Hoca, “Bir büyük balık al ve pişir. Üzerine bolca tuz serp. Balığın tamamını ye ve su içmeden uyu” demiş.

Adamcağızın, tuzlu balık yiyerek, rüyada peygamberi göreceğine aklı yatmamış. Yine de “Hocanın bir bildiği vardır elbet” diye diye balıkçıya gitmiş. Aldığı balığı bol yağla tavada iyice kızartmış. Üzerine bir avuç dolusu tuz boca etmiş. Balık o kadar tuzluymuş ki, zor yiyip bitirmiş. Uyku saatine kadar su içmeden beklemiş. İçi yanmış. Hocanın emri var, su içilmeyecek. Gecenin bir vakti göz kapakları ağırlaşmış. Susuzluktan ağzı kurumuş ama çaresiz dayanacak. Sonra vurmuş kafayı, bir güzel uyku çekmiş.

Rüyasında pınarlar, çağlayanlar, şırıl şırıl akan dereler, çeşmeler, su dolu sürahiler görmüş. Sabah uyanmış, dili damağına yapışık, susuzluktan ciğeri yanıyor. Üstelik rüyada peygamberi de görmemiş.

Adamcağız koşmuş hocaya; pişirdiği balığı, balığa döktüğü avuç dolusu tuzu, susuzluktan kıvranışını, uykusunda hep su gördüğünü anlatmış. “Peygamberimizi göremedim” diye de dert yanmış.

Hoca, “Sen rüyanı görmüşsün. Neye, ne kadar ihtiyaç duyarsan rüyanda onu görürsün. Eğer sen peygamberimize gerçekten susasaydın, gece ırmaklar ve pınarlar yerine peygamberimizi görecektin” demiş.

“Rüyalar gerçek olsa / Seni her gün görürdüm” diye başlayan, Emel Sayın’ın yumuşacık ve tatlı sesinden içimize işleyen nihavend şarkının dillerden düşmediği bir zaman diliminde yaşanan yeni bir öyküye geçeceğim. Rüyası gerçek olan bir Türkmen gencinin ve benim de doğup büyüdüğüm şehrin öyküsüne…

Takvimler, 3 Kasım 1985 tarihini gösterirken, Sosyal Demokrat Parti (SODEP) ve Halkçı Parti, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adlı yeni bir partinin şemsiyesi altında birleşti. SHP’nin başında Erdal İnönü vardı. Çok karmaşık oldu. Maalesef CHP’de işler eskiden de çetrefildi. Sofistike gözükmesi bu yüzden.

SHP, 29 Kasım 1987’de yapılan milletvekilliği seçimlerinde yüzde 22 oy aldı. İktidardaki Özal’ın partisi ANAP yüzde 41’le rakiplerine büyük fark attı. Karaman, Konya’ya bağlı ilçeydi. SHP’nin Karaman’dan gösterdiği milletvekili adayı eczacı Alaaddin Işık, seçilemedi. ANAP adayı Ali Pınarbaşı, Karaman’ın TBMM’ndeki temsilcisi oldu. Bunlar bir dönemin fragmanları.

Karaman’da, 26 Mart 1989 yerel seçimleri öncesi, şimdi isimleri bile unutulmuş olan o günkü siyasi partiler adaylarını belirledi.

ANAP rüzgârının estiği yıllardı. Karaman’ın ANAP’lı belediye başkanı kalp krizinden genç yaşta ölmüştü. Onun yerine seçilen Adem Güngörer ANAP’ın adayıydı. Refah Partisi’nden rahmetli Osman Özel, DYP’den rahmetli Latif Yıldızbaş, MÇP’den Osman Sevimli, DSP’den Ali Duru da diğer adaylardı. Yaşayanları incitmemek, ölülerin kemiklerini sızlatmamak için detaya girmeyelim.

SHP’nin adayı 33 yaşında, 5 çocuk babası, iş adamı, Kamenili, Türkmen oğlu Yaşar Evcen’di. 8 çocuğu yaşamadan ölen bir çiftin 9. çocuğu olarak dünyaya geldi. Adı, bir dua gibi, dua niyetiyle Yaşar konuldu.

Karaman, muhafazakar bir ilçeydi; sosyal demokrat (!) bir partinin adayının belediye başkanı seçileceğine kimse ihtimal vermiyordu.

1980 öncesi CHP üyesi, 1980 sonrası SODEP Karaman İlçe Teşkilatı kurucuları arasında olan Yaşar Evcen’e adaylık önerenler oluyordu. Rahmetli Fikret Ünlü bile bir akşam evine kahve içmeye geldi. Parti genel merkezinde önemli bir görevi vardı. Kahve bahaneydi. Ziyaretin amacı açıktı. Yaşar Evcen’e “Karaman’da çok seviliyorsun. Kime sorsak, senin belediye başkan adayı olmanı istiyor. Bu bir fırsattır, herkese nasip olmaz. Beni kırma, adayımız ol” dedi.

Yaşar Evcen, Fikret Ünlü’ye “evet” demedi. “Ailemle konuşuyum, Karaman’ın ileri gelenleri ile istişarede bulunuyum, bir kamuoyu araştırması yaptırayım. Kararımı size öyle bildiriyim” dedi.

Kiminle görüşse, “aday ol, yanındayız” sözünü duydu. Halkın teveccühü olduğunu gördü. Ön seçime girip kazanacağına da kanaat getirdi. Ankara’ya SHP Genel Merkezi’ne gitti. Fikret Ünlü’nün odasında, ilk kez aday olmak istediğini dillendirdi.

Sırada ön seçim vardı, adaylığı kesinleşirse dişli rakiplerle yarışacağını biliyordu. Yaşar Evcen, havaya girmiş, hayaller kurmaya başlamıştı.

Bir gece öyle güzel bir rüya gördü ki, yüzünde mutluluk ifadesi kaybolmadan uyandı. İçi içine sığmıyordu. Eşi Medine Hanım’ı uyandırdı. Gönlünde bir ferahlık vardı. Kalbi heyecanla atıyordu. “Medine, ben belediye başkanı oldum. Rüyamda gördüm. Nasıl olduğunu sorma, söyleyemem” dedi.

Oysa daha seçime aylar vardı. Adaylığı bile kesin değildi.

O, gördüğü rüyayı anlatırsa, rüyasının gerçekleşmeyeceğine inanıyordu. Bu rüyayı kimseye anlatmadı. Bir sır olarak içinde gizledi.

Beş yıl önceydi; Karaman’daydım ve Yaşar Evcen’i ziyarete gitmiştim. Uzun sohbetimiz sırasında bana bu rüyadan söz etti. Dikkatle dinlemiş, not almıştım.

Yaşar Evcen, rüyasında, kendini bir camide görür. Ezan okunmuş, namaz kılınacaktır. Cemaat, ondan imam olmasını ve namazı kıldırmasını ister. Yaşar Evcen “Ben kıldırmayım, başkası imam olsun” diye itiraz eder. Buna rağmen cemaat, Yaşar Evcen’e zorla cüppe giydirip başına da sarığı geçirir. Sonra onu mihraba doğru itelerler.

Yaşar Evcen, namazı kıldırır. Ardından minbere çıkar, bir de hutbe okur. Namaz bitince cemaat Yaşar Evcen’in çevresini sarar. “Ne güzel namaz kıldırdın, ne güzel hutbe okudun” diye iltifat ederler. Hutbeyi namazdan sonra okumuştur. Bu bir rüyadır ve bir sebebi olmalıdır.

Yaşar Evcen, işte o gün Karaman Belediye Başkanı seçileceğine inanır. Rüyasını belediye başkanı seçileceğine yorar. Ön seçimi kazanır, rakipleri arasından sıyrılır ve belediye başkanlığı koltuğuna oturur. O makamda iki dönem üst üste, toplam 10 yıl görev yapar.

O önce kalbine, sonra çevresine inanmıştır. İnanç olmadan başarı olmaz. Tombaladan çıkanların eli ayağı birbirine dolanır. Onlar geride hayırla yad edilecek bir hizmet bırakmadan sürelerini doldurup kayıplara karışan tiplerdir.

Yaşar Evcen’in rüyası, Gündoğdu Yıldırım’ın yazdığı “Memleket Sevdası” adlı kitapta karşıma çıktı. Beş yıl önceki sohbeti, sohbette aldığım notları hatırladım. (Yaşar Evcen’in hayatından kesitler sunan kitabın kritiğini daha sonra yapacağım.)

Gençlik günlerime döndüm; bir binanın çatısına çıkıp, ucuna oturdum ve ayaklarımı boşluğa saldım. Karaman önümdeydi. Yunus Kent ve KMÜ kampüsü henüz ortada yoktu. Şehir ıssız ve sakindi. 12 Eylül’ün açtığı yaralar kapanmamış, kanıyordu. Gözümün önünden tanıdıklarım bir bir geçiyordu. Benim çatıda oturduğumdan kimsenin haberi yoktu. Gazeteciydim, bir büyük gazetede çalışıyor ve tecrübe kazanıyordum. Karaman’ı izleyip notlar alıyordum. Bugün yazdıklarım, o yıllarda aldığım notların meyveleridir.

Kişinin hayali rüyasına girmiyorsa, o kişiye bel bağlanmaz. Şiddet karşıtı, insan hakları savunucusu ve ırksal eşitlik düşüncesi önderi Martin Luther King’e selam olsun. 1963 yılında yaptığı ‘Bir Hayalim Var’ konuşmasıyla tarihe adını yazdırdı, hayalin gücünü gösterdi.

Yerel seçimler yaklaşırken, Yaşar Evcen’in rüyası bazı kulaklara küpe, almak isteyene mesaj olsun istedim. Bir idealiniz, inancınız ve hayaliniz yoksa başkanlığa talip olmayın. Karaman’ın gelişimine takoz koymayın. Rüyalar rahmet denizinden nasibimize düşen damlalardır. Rüyada su görmek istiyorsanız içiniz yanacak.

Son söz: Rüyaların gerçekliği kadar kabusların da gerçek olacağını unutmayın.