Birkaç ay önceydi. Uzun yıllar TBMM’de görev yapan meslektaşım ve değerli bir dostum aradı. Emekli Ankara Müftüsü ile birliktelermiş. Emekli Müftü bir yolculuktan Ankara’ya dönerken Karaman’a uğramış. Aktekke Camisi’nde sabah namazı kılmış.
Aktekke’deki manevi huzuru öve öve bitirememiş. Onlarca kez vaaz verdiği Hacı Bayram Camii’deki manevi iklimi, Aktekke’de de hissettiğini söylemiş.
Dostum, “Hz. Mevlânâ’nın annesinin kabri o camideymiş. N’olur, bir Karaman programı yap, bir iki gün bize memleketini gezdir” dedi.
Olmadı, dostumun Karaman’ı, özellikle Aktekke Camisi’ni görme arzusunu yerine getiremedim. Olmayınca olmuyor.
Karaman’a son gelişimin üzerinden on üç ay geçmiş. Bir hafta kalıp Ankara’ya dönmeyi planlarken, on bir gündür Karaman’dayım. Dağ bayır gezmekten şehir içindeki dostları ziyaret fırsatını yeni bulabildim. Geldiğim gün, Aktekke Meydanı’nda hummalı bir çalışma vardı. Onlarca işçi zemin düzeltme ve döşeme işinde çalışıyordu. Tak-tuk, pat-küt sesleri, araç gürültüleri ve çevreye yayılan toz duman on gün devam etti.
Evimiz meydana baktığı için anlattığım çalışmanın tanığıyım. Yani sallamıyorum, birilerinden duyup yazmıyorum. On birinci gün, sabah saat dokuzdan itibaren meydana öğrenciler gelmeye başladı. Ellerinde dövizler. “Yürüyen Türkçe Sözlük, Atasözleri ve Deyimlerimiz” etkinliğinin provasını yaptılar.
Hatırlatmak isterim; geçen yıl, 748. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Programı çok coşkulu geçmişti.
Özellikle 8 bin 500 öğrencinin ellerinde Divanu Lugati’t-Türk’te yer alan kelimelerden oluşan dövizlerle “Yürüyen Sözlük” etkinliği unutulacak gibi değildi.
Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek denli dikkat çeken etkinlik tüm ulusal tv’lerin ana haber kanallarında yayınlanmış, gazetelerde yer almıştı.
Öğrenciler, provalardan sonra servis araçlarıyla okullarına döndüler. Bu sırada Aktekke Camisi bahçesindeki ulu çınarın yanındaydım. Karaman’a her gelişimde, şehir merkezindeki, tescilli dört anıt ağaçtan biri olan Aktekke’nin çınarının altında durur, görkemli duruşuna hayranlıkla bakarım.
Çınar, yeni yeni göğeriyor. Yüksek kısımlarla dalların uçlarında yapraklar çıkmaya başlamış. Uzun ömürlü ağaçlar akıllı olurmuş. Bu nedenle geç canlanır, geç çiçek açar, geç yeşerir, dondan zarar görmezmiş.
Bir makalede en aptal ağaçların, en erken çiçek açan badem ve yabani erik ağaçları olduğunu okumuştum. Ceviz ağacı da akıllı olduğu için geç uyanır, geç çiçek açarmış.
Ulu çınarla vedalaşırken gözüme banklar ilişti. Keşke görmez olaydım. Üzerinde “Karaman Belediyesi” yazılı bankların boyaları kavlamış, tahtaları yer yer çürümüş. Kullanılacak durumda değiller. Sert pvc’den bir bank kırık, oturulacak gibi değil. Derviş hücrelerinin birinin önündeki banka çul sermişler. Sırtlarına çul bağlanan tazıları hatırladım.
Prova yapan çocukların taşıdığı dövizlerde görmedim ama “Çul içinde aslan yatar” deyimimiz de var.
Meydanın köşesinde bir okulun öğrencileri toplaşmış, okullarına dönmek için servis bekliyorlar. Herkes gitmiş, onlar sona kalmışlar. 7 ve 8. sınıf öğrencileriymiş. Neşeli çocuklar, kıpır kıpırlar, cin gibiler.
Elinde çok bilindik, sık kullanılan bir deyimin yazılı olduğu dövizi taşıyan tertemiz yüzlü, güleç bir öğrenciye “Bu deyimin anlamını biliyor musun?” diye sordum. Bilmiyormuş. Yanında on kadar arkadaşı var. Onların da ellerinde dövizleri var. Onlara da aynı soruyu soracağımı anladılar, zehir gibiler, hemen dövizlerini ters çevirdiler.
İlk sorduğum soruyu diğerlerine yönelttim, “Bu deyimin anlamını kim biliyor? dedim.
Hiçbiri bilemedi. Okul, sınıf ve öğrencilerin adları anlaşılmasın diye dövizdeki deyimi yazmıyorum.
Kimi öğrenci salladı, kiminin verdiği yanıtların deyimle hiç ilgisi yok. “Taşıdığınız yazının anlamını size öğretmediler mi? Sizin öğretmeniniz kim, bu yazıları size kim verdi, sizi buraya kim getirdi?” diye sordum.
Çocuklar parmaklarıyla karşıyı gösterdiler. Başımı çevirdim, hemen arkamda öğretmenleri. Temiz giyimli, hoş tavırlı, biri. Beklemekten sıkılmış, gergin halde. Öğrencilerle konuşmalarımı duyduğunu tahmin ederek:
“Hocam, böyle şey olur mu? Çocuklar taşıdıkları atasözü ve deyimlerin anlamını bilmiyor. En azından her öğrenci kendi taşıdığı dövizdeki yazının anlamını öğrenseydi ya!” diye sitem ettim.
Öğretmen, Karamandan.com’daki yazılarımı okuyormuş. Yazılarımı çok beğendiğini ifade etti. Ama benim kafam, çocukların taşıdığı dövizlerdeki atasözü ve deyimlerin anlamlarını bilmemelerinde takılı.
Öğretmene önce sitem sonra veda ettim.
Aktekke Meydanı’ndan ayrılırken biraz üzgün, biraz kırgın, biraz öfkeliydim. Aktekke’nin bankları, bir güzel okulumuzun seçilmiş öğrencilerinin durumu keyfimi kaçırmıştı.
Servis bekleyen çocuklar yine neşeli, yine kıpır kıpır yine coşkuluydu.
Kutlama Başlamadan Tartışma Başlamıştı
Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Programına ilişkin tartışmalardan haberdarım. Bu konudaki görüşlerimi daha sonra yazacağım.
Kıymetli okur, aşağıdaki cümlelerimi sonraki yazımın giriş bölümü olarak değerlendirmenizi rica ederim .
12 Mayıs’ta yoğun programıma rağmen bazı arkadaşlarla Piri Reis Kültür Merkezi’ne geldik. Beni arayan Karamanlı dostlara Piri Reis’teki etkinlikten söz, edip, orada buluşabileceğimizi söyledim.
Piri Reis’te küratörlüğünü Ethem Büyükköse’nin yaptığı Ali Yağcı koleksiyonundan seçilmiş “Fotoğraf ve Efemera Sergisi” ni gezdik. Dostlarla kucaklaştık, ayaküstü hâl hatır sorduk.
Sonra, Ethem Büyükköse’nin yapımı olan “Bizim Yûnus Belgesel Gösterimi”ni izledik. Emek ürünü olan film, Ethem Büyükköse’nin başkanlığını yaptığı KARTAP adına hazırlanmış.
Piri Reis’in büyük salonunda kaç kişiydik? Tahminlerinizi alabilir miyim?
Birlikte geldiğim dostlar ve orada buluşmak üzere sözleştiğimiz arkadaşlar dahil, toplam 34 kişiydik. Bu sayıya E. Büyükköse ile oğlu dâhil. KARTAP’ın üye sayısı bildiğim kadarıyla binlerce. İzleyicilerin on veya on ikisi benimle birlikte gelenlerdi.
Onca emeğe mi yanarsınız, ilgisizliğe mi?