Belçikalı karikatürist Morris tarafından çizilen ve Türkiye’de de bir dönem büyük okur kitlesine sahip olan Red Kit adlı çizgi romanın hastasıydım. Karakterlerin renkliliği ve zenginliği bir yana müthiş esprili bir dili vardı. Daltonları, Rin Tin Tin’i ve Düldül’ü unutmak ne mümkün! Red Kit, Vahşi Batı’nın en hızlı silah çeken yalnız kovboyuydu. Silahını gölgesinden hızlı çekerdi. Red Kit’in maceralarından birinin adı “Gölgesinden Hızlı Silah Çeken Kovboy”du.
Animeler, çizgi romanların pabucunu dama attı. Ankara Kitap Fuarı’nda da gördüm, anime stantlarının önleri çok kalabalıktı. Red Kit sevdam depreşmiş değil. Red Kit’i hatırlamam bir zekâ ürünü olarak edebiyat dünyasına çizgi romanla giren “Gölgesinden hızlı” metaforudur.
Ankara’dayken dünyanın dertleriyle dertlenen, yerelliğe prim vermeyen ben, ne vakit Karaman’a gitsem, beş duyum, bir de zihnim iş birliği yapıp beni Karaman kazanının içine atıyor. Kazanda öyle bir pişiyorum ki, içim dışım Karaman’la boyanıyor.
Gönlüm güzel insanları aradığı gibi gözlerim de güzel işleri görmek istiyor. Şehir belediye hizmetleri yönünden bir adım ileri gidememiş desem, hop oturup hop kalkacak bir kesim var. Maalesef öyle. Gazi Kültür Sanat Merkezi de olmasa şehirde ışıl ışıl bir bina göremeyeceğiz. Su konusuna hiç girmeyeceğim. Suyumuz ucuz diyenler düşünsün.
Karaman Millet Bahçesi’nin tuvaletlerinin birkaç vandal veya çapulcu tarafından kırılıp parçalanmış halini yazdım, fotoğraf paylaştım. Yazı “Millet Bahçesi’nin İçine Etmişler” başlığıyla, 17 Aralık 2024 Salı günü saat 20.00 sıralarında yayına girdi.
Bu haberi kaçırmayın Millet Bahçesi’nin İçine Etmişler! Devamını Oku
Yarım saat sonra bir il müdürümüz aradı. Sitem ettiğim bir konuda bilgi verdi. Karaman’ın geleceği için yapılan çalışmaları anlattıkça konuşma tatlı bir sohbete dönüştü. Karadağ’la ilgili bir müjde aldım ki, sevincimi anlatamam.
18 Aralık Çarşamba günü saat 13.00’e doğru Karaman İl Özel İdaresi’nden aradılar. Tuvaletlerin durumuyla ilgili bilgi verdiler. Kırılan, dökülen yerler elden geçirilmiş. Görebileceğimi söylediler. Ankara’da olduğumu belirterek fotoğraf göndermelerini rica ettim. 15 dakika sonra fotoğraflar geldi.
Millet Bahçesi’nin güzelliğine ve temizliğine yakışır bir çalışma yapmışlar. Maalesef buradaki tuvaletlere sık sık zarar veriliyormuş. Tuvaletlere kamera konulamayacağı malum. İnşallah bir formül üretilir de aynı çirkin görüntüler bir daha tekrarlanmaz.
Bu kadar kısa sürede bunca iş yapılmış, hayretler içinde kaldım. Sonra yüreğimi bir sevinç dalgası kapladı. Karaman’da ilk kez eleştiriyi hakaret olarak algılamayan, arkadan iftira atıp itibarsızlaştırma çabasına soyunmayan, devlet terbiyesi, edebi ve nezâketini yansıtan bir üslupla karşılaşmanın mutluluğu baskın geldi.
Eleştiri kültürünün ilk örnekliğini Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinin düzenlediği ve Karaman tarihinde bir ilk olan ‘Beylikten Günümüze Karaman / Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Sempozyumu’nda Vali Mehmet Fatih Çiçekli vermişti.
Sempozyumun açılışında, beş konuda eleştiride bulundum, Vali Çiçekli, konuşma sırasında not aldı ve eleştirileri tek tek yanıtladı. Tepki göstermek yerine, birikimli ve eleştiri kültüründen nasiplenmeyi bilen biri olarak salondan alkış aldı. Eleştiriler, Karaman’ın hayrına olacak işlere kapı araladı.
Dar görüşlülük, taşra kısırlığı, düşünce çapakları, liyakatsiz insanın sırtındaki yüklerdir. Eleştirinin değerini bilmeyenlerin bu yükleri zamanla artar ve ağırlaşır.
Aynı gün Vali Mehmet Fatih Çiçekli, Millet Bahçesi’ne gitmiş. İl Özel İdaresi personelinden bilgi almış. “Gölgesinden Hızlı” metaforunu hatırlatan olay, Vali Mehmet Fatih Çiçekli’nin aynı gün en az 10 ayrı yeri ziyareti ve denetimi oldu. Vali Bey, olmadı! Bu kadar hıza alışkın değiliz! Başımız dönüyor! Bu kadar hızlı çözüm bizi şaşırtıyor!
Karaman’ın ihtiyacı hantallaşmış refleksinin sağlığına kavuşturulmasıydı. İnşallah bu hantallık tarihin çukuruna gömülür, Karaman’da bir sinerji oluşur. Millet Bahçesi, Karaman’ın kalbinde, tertemiz bir mekân. Aktekke’ye ziyarete gelenlerin de soluklandığı tek yer. Karaman’a sahip çıkmak hepimizin görevi.
“Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!”
Yazımın yayınlandığı günün akşamı sınıf arkadaşım, fikirdaşım ve gönül dostum Mustafa Uysal Hoca’dan bir mesaj geldi. Mustafa Uysal, Türkiye’nin en yaşlı üniversite öğrencilerinden biri. KMÜ İlahiyat Fakültesi öğrencisi. Emekli imam, iyi yazar, usta bilardocular gibi ince görür. Zârif adamdır, yufka yüreklidir. Karaman’ın en çabuk ve en çok ağlayanıdır.
Mustafa Uysal Hoca’dan gelen mesajın can alıcı noktasını paylaşmak istiyorum.
“Karaman’da şu anda üç çocuklu bir kadın, tek odalı, altı toprak bir sığınakta yaşıyor. Resmî, gayri resmî herkese iki yıldır söylüyorum.
‘Allah yardımcısı olsun’ diyorlar. Eşten, dosttan odun kömür temin edip uğraş veriyoruz.
Zeytinin tadını unutmuş binler var üstad.
Anlıyorum Millet Parkı önemli. Ama ne kadar önemli işte onu bilmiyorum.”
Hocam mesajını, “İyi geceler değerli arkadaşım” diyerek bitirmiş ama beni uykusuz bıraktığını bildiğini biliyorum. Hocam, beni can evimden vurdu. Mehmet Akif’in Seyfi Baba şiirinin son dizesi ruh halimin adeta fotoğrafıydı.
“Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!”
Bu yazıyı yazarken hiç tanımadığım üç çocuklu aile gözümün önündeydi. Karamandan.com’da bir fotoğraf ve haber gördüm. İp satan bir esnaf, dükkânının önündeki ağaca kazak örüp giydirmiş.
Ağaç üşümesin diye kazak giydiren güzel abilerin, güzel ablaların memleketinde kömür sıkıntısı çeken, zeytin yiyemeyen aile olabilir mi?
Bugünden tezi yok, “Karaman’da ısınmayan ev, kahvaltı yapamayan aile kalmasın” kampanyası başlatalım. Bu işin haber öncüsü Karamandan.com, sahipleneni valilik olsun. Haydi Karaman!