Her canlı ölümün kucağına doğar. Ölüm, doğumumuzun ilk ödülü, hayatın sona ermesi ve bu dünyanın tek gerçeği. Ölüm, ömür adını verdiğimiz yaşam mücadelesinin iniş çıkışlı güzergahının son durağı. Ölüm, bize gelmeden önce sevdiklerimizi ve tanıdıklarımızı yolumuzdan birer birer alan emanetçi.
Hafızamın mezarlığı öyle doldu ki; şahideler beynime sığmaz oldu. Her gün bir ölüm haberi ve her gün hafızamın mezarlığında yeni bir kabir çukuru kazılıyor. Bugün 15 Mayıs ve tanıdığım iki kişinin ölüm haberini aldım.
Biri ilkokul arkadaşım Olcay’ın abisi, Karaman’ın ilk kamyoncularından Kır Mahalleli Celil’in oğlu Kubilay Ülkü. Diğeri Fenari Mahallesi’nden Prof. Dr. Ayhan Tan.
KIr Mahalleli…
Rahmetli Kubilay Ülkü’nün ilkokulda en yakın arkadaşı Seki Çeşme’den Bahri Mavili’ydi. Bahri, içe dönük, arkadaşlık kurmakta zorlanan biriydi. Dedesi Karaman’ın kunduracılarındandı. Kubilay, Bahri ile oynamak için onca yolu yürümeyi göze alırdı. Kubilay’ı tanımam Bahri sayesindedir. Bahri yatılıya gitti, Karaman’a bir daha dönmedi. Kubilay’ı da 20’li yaşlarından sonra görmedim. Görmüşsem de tanıyamamışımdır. İki arkadaşın kader çizgileri çok farklı oldu.
Kubilay Ülkü, Karaman Belediyesi’nden emekli olmuş. Öldüğünü duyunca Olcay’ı arayıp baş sağlığı diledim. Olcay, Ahmet Duru’nun 67 kişilik sınıfının en sakin ve uyumlu öğrencisiydi. İyi anlaştığım arkadaşlardandı. Onunla da ilkokuldan sonra karşılaştığımızı hatırlamıyorum. Ama sınıf arkadaşı olduğumuzu hiç unutmadım. Ülkü ailesine sabırlar dilerim.
Toprak Damlı Evlerin Çocukları
Toprak Damlı Evlerin Çocukları’nın sayısı her yıl azalıyor. İbrahim Rıfkı Boynukalın’ın, Anı Bisküvi Kültür Yayınları’ndan 2020’de, 743. Türk Dil Bayramı Armağanı olarak çıkan ‘Toprak Damlı Evlerin Çocukları’ adlı kitabının ilkinde yer alan isimlerden Prof. Dr. Ayhan Tan, 15 Mayıs 2023 günü Ankara’da vefat etti.
Ayhan Hoca’nın vefat haberini bir dönem rektörlük yaptığı Atılım Üniversitesi’nin ilanından öğrendim. (Maalesef KAREV’in veya Karamanlılar Derneği’nin duyurularına ambargoluyum. Büyük bir saygısızlık ve terbiyesizlikle karşı karşıyayım. Duyuruların paylaşıldığı gruptan veya listeden silinmiş olmalıyım. Bu konuyu ayrıca yazacağım.)
Acı Kaybımız
‘Acı Kaybımız’ başlığı altında, Prof. Dr. Ayhan Tan’ın 1999-2022 yılları arasında Atılım Üniversitesi’nde rektörlük görevini üstlendiği belirtilen vefat ilanında, merhumun ailesine ait tek kelime yoktu. Siyah zemin üzerine, siyah beyaz bir fotoğrafın yer aldığı ilanda, Ayhan Tan için rahmet, ailesine ve Atılım Üniversitesi mensuplarına baş sağlığı dilenmiş. “Hizmetleri ve hatırası hep bizlerle olacak” cümlesi yazılmış ki, bir vefa çiçeği gibi geldi.
Ayhan Tan, 1977’lerde ben üniversitede okurken Hacettepe İşletme Fakültesi öğrencisi ev arkadaşımın hocasıydı. Adını duymuştum, kendisini tanımazdım. Tanışmamız, 1990’lı yılların başında Ankara Karamanlılar Derneği sayesinde oldu. Ayhan Hoca dernekte bir dönem başkanlık yaptı.
Politik Macerası
Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda, Kuğulu Park yakınlarındaki Cinnah Caddesi’nin başındaki binada ziyaretime geldi. Karaman’dan milletvekili adayı olmak istediğini söyledi. Başarılar diledim, ardından Karaman dışından aday olmasını önerdim. Nasıl cüret etmişsem! O süreçte birkaç kez Karaman’a gitti. Hayal kırıklığı yaşadığını hatırlıyorum. Aday olmadı veya olamadı. O sevdadan çabuk vazgeçti. Kanımca, mizacı siyasete uygun değildi.
İnsan ne kadar da çabuk ihtiyarlıyor. 70’ler, 80’ler ve 90’lar göz açıp kapayıncaya kadar geçivermiş. Aykut Tan, Ağustos 1940’da Fenari Mahallesi’nde doğmuş. Topal Mustafa Efendi’nin kızı Dudu Hanım’ın, Sevim ve Aykut’tan sonra doğurduğu üçüncü çocuğu. İkinci Dünya Savaşı’nın ülkeleri yakıp yıktığı yıllar, Türkiye’nin yokluk ve kıtlık yılları…
Henüz 6 yaşında iken babası rahmetli Vecdi Tan elinden tutup, Güneş İlkokulu’nun Başöğretmeni Ahmet Çiloğlu’na götürmüş. Ettar Vecdi, bir eliyle oğlunun elini tutarken, diğer elinde okulun temizliğinde kullanılmak üzere hediye olarak bir ot süpürge varmış. Ne yazık ki baba, 1949’da genç yaşta vefat etmiş.
Dudu Annenin Çocukları
Ayhan Tan, anneanne ve babaannenin de yanlarında kaldığı 2 odalı bir evde, dört kardeşiyle, Dudu annenin gözetiminde mutlu bir ortamda büyümüş. 1951’de Güneş İlkokulu’ndan, 1954’de Karaman Ortaokulu’ndan mezun olmuş. O yıllarda Karaman’da lise olmadığı için ağabeyi Aykut Tan, zor koşullara rağmen kardeşi Ayhan’ı Konya Lisesi’ne yatılı yazdırmış.
Ayhan Tan, liseden sonra Karaman’a dönmüş ve aile bütçesine katkı sağlamak üzere bir yıl vekil öğretmenlik yapmış. 1958’de girdiği İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni 1963’te bitirmiş. İmar İskan Bakanlığı’nda işe başlamış. Burada bir yıl çalıştıktan sonra devlet bursunu ikincilikle kazanarak New York’a gitmiş. New School for Social Research’ta öğrenim görmüş. Burada yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra 1973’de Türkiye’ye dönmüş.
Akademik Hayatı
Ayhan Tan’ın akademik hayatı, 1974’te Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’ne kurucu öğretim elemanı olarak atanmasıyla başlar. 1980’de Hacettepe’de doçent olur. 1986’da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’ne profesör olarak atanır. Gazi Üniversitesi’nden 1997’de emekli olur. Aynı yıl kurulan Atılım Üniversitesi’nde İşletme Fakültesi kurucu dekanı olarak göreve başlar. Bu üniversitede rektör yardımcısı ve rektörlük yapar. Akademisyenliğinin yanı sıra Mütevelli Heyet Başkan Danışmanı olarak hizmet verir. Ayhan Tan, evli, iki kız, iki torun sahibidir.
Prof. Dr. Ayhan Tan’ın ölüm haberini alan öğrencilerinden bir bölümünün paylaşımını buraya kaydediyorum. Bakın neler söylemişler:
“Vay be! Güzel adamdı Ayhan Hocam vesselam… Nurlar içinde uyu Ayhan Tan hocam.
Ayhan Tan Hocam, sen derste anlattıklarından daha çok, anlayışlı bir insan olmak nedir onu öğrettin bize.
Karşındaki adam kim olursa olsun aynı saygı ve sevgiyi kendisine hissettirmeyi senden öğrendik.
‘Koskoca Rektörüm ben’ demedin, bizi karşına aldın, vakit geçirdin, sohbet ettin, doğruyu yanlışı söyledin.
Hiçbir bayram kutlamasında telefonumuzu açmamazlık etmedin, bu çocukla ne işim olur demedin.
Her şey için sağol, varol hocam. Umarım hakkını bize helâl etmişsindir. Bizimkisi ilk gördüğümüz andan itibaren sana helâldi zaten.”
New York Günleri
Ayhan Tan Hoca, New York günlerinden bir anısını yazmış. Kendi kaleminden alıntılıyorum:
“New York’ta 1967 yılında, dil eğitiminden sonra yüksek lisansa başladım ve 1968’de bitirdim Doktora dönemimde vaktim uygundu ve iş aramaya başladım.
New York Times gazetesinde bana uygun bir ilân gördüm. Başvurdum ve mülâkata çağırdılar. Mülâkatta şirketin iki numaralı yöneticisi bazı sorular sordu. Bir hafta sonra telefonla aradılar. İşe 110 kişinin başvurduğunu ve bir kişinin sınavı kazandığını belirterek, o kişinin ben olduğumu söylediler.
İşe başlamak üzere gittiğimde, benimle mülâkat yapan yönetici, 110 kişi içinden, üstelik bir yabancı olarak benim neden işe alındığımın gerekçelerini açıkladı. Öncelikle 110 kişi içerisinde samimi görüş ve mimiklerimden etkilenmiş. İkinci gerekçesi, 1950 yılında Kore’deki Kunuri Savaşı’nda, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun, kendisinin de içinde bulunduğu ABD’li birliğin Türk askerleri tarafından kurtarılması olmuş. Son olarak Kore’den ABD’ye dönerken gemilerinin İzmir Limanı’nda demirlediğini, orada gördüğü misafirperverliği ve geçirdiği üç güzel geceyi hatırladığını söyledi.
O günün koşullarında, oldukça iyi bir ücretle (devlet bursumun 4 – 5 misli fazlasıyla) işe başlattılar. New York’un bu ismi büyük ve önemli şirketinde okulumu aksatmadan beş yıla yakın çalıştım.
Türkiye’ye dönme zamanım gelip, ayrılacağımı söylediğimde ‘Bir Türk arkadaşını getirebilir misin?’ diye sordular. Tanıdığım bir Türk arkadaşımı önerdim ve onun işe başlamasına vesile oldum. Arkadaşım da orada 5-6 yıl çalıştı.”
(İbrahim Rıfkı Boynukalın-Toprak Damlı Evlerin Çocukları – Sayfa: 64-65)
Onlar Yoksulluğa Doğdular
Prof. Dr. Ayhan Tan’ın kariyerinde Kültür Bakanı Fikri Sağlar’a danışmanlık, New York Kültür Ateşeliği de var. Toprak Damlı Evlerin Çocukları kitaplarının fikir babası Sami Yaşar Ölçer, kendisinin de aralarında bulunduğu kuşağı, kısıtlı imkanların ve yoklukların çocukları olarak tanımlamış. Ölçer’e göre, Ayhan Tan ve kuşağının anne babaları ilkokul, en fazla orta okul mezunudur. Her ailenin gelir düzeyi birbirine yakındır. İçlerinde yaşantısına gıpta edilecek zengin çocuğu yoktur. Hepsinin evi tek katlı, kerpiçten ve toprak damlıdır.
“Ölülerin arkasında kalanlar, onların hatıralarını da ancak kendi boylarına indirerek, kendi huylariyle bozarak ve kendi unutkanlıklarına göre parça parça hatırlarlar. Bu da, bu hislerin alacakaranlığında, başkalarının hafızalarında, yani dünyanın en az emin olan sahasında, onlara nasip olan sonuncu bir kalış, bir hayal varlığının sonuncu gölgeleridir. Zira kendilerini biraz tanımış olan bu unutkanlar da bir gün gidince, artık yeryüzünde onları biraz olsun sayıklayacak kimseler de bulunmaz!”
(Abdülhak Şinasi Hisar)
Bir seçim öncesi heyecanıyla 1990’lı yıllarda tanıdığım Ayhan Tan Hoca, bir seçim hengâmesinde vefat etti. Ankara’nın en güzel mezarlığında, Gölbaşı’nda toprağa verilecek. Hayat ve ölüm; Dünya’nın ikizleri. Ölenler ölüyor, hayat devam ediyor.
Ayhan Tan hocamın mekanı cennet olsun. Eşine, kızlarına, torunlarına ve kardeşi Yüksel Tan’a baş sağlığı ve sabırlar dilerim.