Bugün, 14 Mayıs Anneler Günü. Annesi sağ olanlara ne mutlu; onlar bugünü fırsat bilsinler ve annelerinin dizinin dibinden kalkmasınlar. Annelerinin hediyesini unutmasınlar, ellerini öpsünler, sohbet etsinler, akıllarına gelen her şeyi sorsunlar. Anneler çocuklarıyla konuşmaya doyamaz. Hayatta olmayan anneleri de unutmayalım. Onları hayırla yad edelim, ruhlarına Fatiha gönderelim.
Bu yıl Karaman’a anneler gününün en güzel hediyesi Anı Bisküvi’den geldi. Anı Bisküvi’nin sahip ve yöneticilerinden İbrahim Rıfkı Boynukalın, hassas ve ince ruhlu bir insan olduğunu pekiştirecek bir güzellikle yine yaptı yapacağını… Toprak Damlı Evler serisinin 3’ncü kitabını Karaman’ın annelerine ayırdı. Toprak Damlı Evlerin Anaları adlı kitap, Anı Bisküvi Kültür Yayınları’nın Anneler Günü Armağanı olarak, geniş bir kitleye ücretsiz dağıtıldı.
Kitapta, çeşitli şehirlerde, değişik mesleklerde Karaman’ın yüz akı olarak değerlendirebileceğimiz örnek hemşehrilerimizin, toprak damlı evlerin kahrını çeken fedakâr ve cefakâr anneleri anlatılıyor. Kitabı okursanız, tanıdığınız birkaç isim mutlaka karşınıza çıkacaktır. Kitapta anlatılan anaların öykülerini okurken, kendi ailenizden birinin öyküsünü dinlediğinizi hissedeceksiniz. 1940-50-60’lı yılların annelerinin ortak özellikleri öyle çok ki. Kitap, Karaman’ın bir döneminin sosyal dokusunu da sergiliyor.
Toprak Damlı Evlerin Anaları kitabı için unutulmaz iki büyük ananın öyküsünü yazdım. Onlar, Karaman’a uzaktan gelen ilk gelinlerimiz. Biri, ‘Sultanlar Sultanı’nın anası, diğeri bir ‘Sultan’ kızı ve bir ‘Bey’in eşi. Mezarları Karaman’da olan ve isimleri Karaman’la özdeşleşen iki hüzünlü anne…
Onlar, Karaman’da isimleri unutulmayan iki hatun. Bin yıldan fazladır Karaman’ın kalbi sayılan şehir merkezinde yaşayan iki komşu, iki hüzünlü dost. Biri Hz. Mevlâna’nın annesi Mümine Hatun, diğeri Padişah I. Murat’ın kızı, Yıldırım Beyazıt’ın kız kardeşi Melek Sultan veya Karaman’daki lâkabıyla Nefise Sultan.O, Gönüllerimizin Annesi
Bugün sizlerle paylaşacağım ilk öykü, bir resmî tarih okuması değil. Karaman’ın bağrına bastığı bir güzel annenin hayatından kısacık kesitler olacak. Anneler Günü’nün ruhuna uygun bir yazı olarak düşündüm.
Geçmişe, günümüzden çok çok gerilere gitmeye ne dersiniz… Bozgunculuğun olmadığı, kan dökülmediği, yağma yapılmadığı, ganimet paylaşılmadığı, insanların evlerinden, yurtlarından sürülmediği, can ve namus derdine düşmediği bir döneme değil. Çünkü öyle bir dönem hiç yaşanmadı. İnsanlık tarihi, savaşların, acıların, kan ve gözyaşının tarihidir. 1200’lü yıllar acıların alev topu olup düştüğü toprakları cayır cayır yaktığı yıllardır.
Yolculuğumuzun ilk durağı 1189’un Afganistan’ı ve Belh şehri. Belh Emiri Rüknettin Muhammed Ferhunde’nin 15 yaşındaki kızı Mümine, imanı, ilmi ve saygınlığı ile tanınan, Sultânü’l-ulemâ adı ile şöhret kazanmış 42 yaşındaki Bahâeddin Veled’le evlenir.
Mümine Hatun, 1193’te bir çocuk doğurur; adını Fatma koyarlar. (Fatma, uzun yaşamayacaktır. Belh müftüsü ile evlenen Fatma, 19 yaşında vefat eder.) Mümine Hatun, 1205’te Muhammed Alâaddin adını verdikleri bir erkek çocuk dünyaya getirir. İki yıl sonra bir erkek bebeği daha olur ve Celâleddin ismini koyarlar.
Bölgede karışıklık hakimdir. Bahâeddin Veled, Moğol saldırılarından çekinerek, ailesinin ve müritlerinin can güvenliğini sağlamak amacıyla 1219 yılının sonlarında Belh’ten ayrılır. Mümine Hatun’un uzun yolculuğu başlamıştır. Kafile önce Nişabur’a sonra Bağdat’a varır. Bağdat’ta fazla kalmazlar. Kufe’ye geçerler, Mekke’ye uğrayıp hac yaparlar. Sonra Şam üzerinden Anadolu’ya geçerler ve bir vakit Erzincan Akşehir’de kalırlar.
Mümine Hatun’un çileli ve yorucu yolculuğu bitmemiştir. Bahâeddin Veled’in yeni durağı Karaman’dır. Mümine Hatun’un son yolculuğuna uğurlanacağı şehir de Karaman olacaktır.
Karaman’a geldiklerinde Mümine Hatun 47, oğullarından Alâaddin 16, Celâleddin 13 yaşındadır. Alimler Sultanı’nın eşi Karaman’ın “Gönül Annesi”dir. Uzun yolculuklar onu yıpratmıştır. Karaman’daki dünya ömrü dört yıl sürmüştür. 51 yaşında iken 1224’te vefat eder. Karamanoğlu Beyi Emir Musa tarafından yaptırılan medrese içine defnolunur. Burası daha sonra mevlevihaneye dönüşecektir.
Mümine Hatun’un, Belh’te iken daha 5-6 yaşlarında olan Celâleddin’i elinden tutarak, onu kocasının kütüphanesine götürdüğü ve “Babana beni bu kitaplar yüzünden verdiler” dediği rivayet edilir. Mümine Hatun’un canından çok sevdiği oğlu Celâleddin, bir süre sonra Mevlâna Celâleddin Rumî olarak tanınacak, adı ve eserlerini dünyada duymayan kalmayacaktır.
Mümine Hatun’a sağlığında Pehlevice “ana” anlamında “mâder” ile birlikte Mâder-i Sultan (Sultan Ana) diye hitap edilirdi. Mevlâna’nın şöhret kazanmasıyla birlikte Mâder-i Mevlâna (Mevlâna’nın Annesi) denilmeye başlandı. Mevleviler, Mümine Hatun’u Mâder-i Mevlâna, Mâder Sultan veya Valide Sultan gibi saygı ifadeleri ile anarlar.
Günümüzde Mâder-i Mevlâna (Aktekke) Camii olarak bilinen bu güzel esere, Mümine Hatun’un mezarı bulunduğu için Osmanlı padişahları özel önem vermiş, koruyup kollamışlar.
Sultan Mehmet Reşad, 1916’da Mümine Hatun’un sandukası için musanna puşide (usta elinden çıkmış, özenle dokunmuş örtü) ile yeşil kadife perdeler göndermiş. Sultan Reşat yine sanduka için Kâbe örtüsü hediye etmiş.
Mevlâna’nın torunlarından Celâleddin Bakır Çelebi, Mümine Hatun’un anısına, ünlü hattat Hamit Aytaç’a “Cennet annelerin ayağının altındadır” anlamına gelen “el cennetü tahte akdâmu’l ümmühat” hadisini yazdırmış.
(Kaynaklarda sözü edilen yeşil kadife perdeler, Kâbe örtüsü ve puşide kayıptır, çalınmış. Mevlâna’nın torunu Esin Çelebi, babasının siparişi üzerine Hamit Aytaç’ın yazdığı hattın 1996 veya 1997’de çalındığını iddia etmiş. Hamit Aytaç’ın geride kalan eşyaları arasında bu hattın kalıbı bulunmuş, yazı yeniden yazdırılmış, ancak ikinci levha da aynı akıbete uğramış.)
Aktekke’yi ziyaret edip Mümine Hatun ve yanıbaşında yatan oğlu Alâaddin’in sandukası başında dua edenler, Mâder-i Mevlâna’nın şöyle fısıldadığını iddia ederler:
“Belh’ten kalkıp Anadolu’ya geldim. Karaman’ı yuva bildim. Burada hürmet gördüm. Ben bu şehrin gönül annesiyim. Bu şehre benim kadar uzun süreli göz kulak olmuş bir başkası yoktur. Önce Karaman’ın sonra Gönüllerin Annesi’yim.
Nefise Melek Sultan hem kızım hem ahiret kardeşim. Gelinim, Celâleddin’imin genç yaşında vefat eden karısı Gevher Hatun da yanı başımda. Karaman’ın bağrında yatıyor, Karaman için güzellikler diliyoruz.
Bayrak şiiriyle tanıdığımız Arif Nihat Asya, Karaman’a gelmiş midir, Aktekke’yi ziyaret etmiş midir yoksa bir ilhamla mı Gönüller Sultanı’na şu dizeleri yazmıştır:
Benzer rengiyle Kubbe-i Hadrâ’ya:
Derler “Karaman” bu yemyeşil dünyaya…
Her yolcu sükût… Her nefes, sessizce,
Bir Fâtiha’dır Mâder-i Mevlâna’ya…
(Toprak Damlı Evlerin Anaları – ANI Kültür Yayınları 14. Kitap – Sayfa: 26-27)
Not: Karaman Belediyesi her yıl Anneler Günü’nde Aktekke’de, başta Mümine Hatun olmak üzere vefat etmiş, adı sanı unutulmuş tüm anneler için bir mevlit okutsa, mevlide gelenlere çiçek verilse ve bir güzel gelenek başlatılsa hoş olmaz mı? Belediye bu işi yapamaz diye düşünenler çoğunlukta ise bir başka kuruluş, firma veya dernek de talip olabilir.
Ahmet Tek
usechatgpt init successusechatgpt init successusechatgpt init successusechatgpt init successusechatgpt init successusechatgpt init success