Şeyh Uçmaz Müritleri Uçurur

“Saat 13.00’te gayet açık olan havada birdenbire değişiklik görüldü. Mihalıççık istikametindeki dağlarda bulutlar peyda oldu. Yakındaki dağlara düşen doludan birbirlerine çarpan kemiklerin çıkardığı seslere benzer sesler duyulmağa başladı. Bu senfoni bir müddet devam etti. Hepimiz bir ürperti içinde bunu dinledik. İskelet tamamen toprak üzerine çıkmış, yanları da açılmış olduğu bir sırada üzerimize doğru bir bulut geldi ve gülsuyu serper gibi hafif bir yağışla kemikleri yıkadı. Bizi fazla ıslatmadan, tertemiz yıkanmış olan kemikleri de çamur etmeden kesildi.”

Şeyh uçmaz, müritler uçurur. Mitoloji olmadan kahraman portresi çizilemez. Yukarıdaki ifadeler, Yunus Emre’nin mezarının açılışında meydana gelen bir yağışın, keramet gibi sunulmasıdır.

Yunus Emre Derneği Başkanı Halim Baki Kunter, Sarıköy’deki mezar açılırken kısa notlar tutmuş. Bu notlar, onun Yunus adı etrafında yeni bir mitoloji yaratma gayretini gösteren çarpıcı bir belge niteliği olarak değerlendirilebilir. Yukarıda okuduğunuz metin Kunter’in notlarından bir bölümdür.

Yunus Emre Derneği Genel Sekreteri Ahmet Adnan Saygun, aynı olayı Gazeteci Sadun Tanju’ya anlatmıştır. Sadun Tanju, “Adnan Saygun’larda Çay Sohbetleri” isimli kitabında, mezarın açılış öyküsünü Saygun’un ağzından şöyle nakleder:

“İlim ve sanat çevrelerini harekete geçirmek için, dostum Halim Bâki Kunter ile düşündük taşındık, bir Yunus Emre Derneği kurmaya karar verdik. Derneği de kurduk. Halim Bâki başkan, ben genel sekreter…

Gerçi, Yunus’un asıl yattığı yer tartışmalıydı; Eskişehir’in Sarıköy’ündeki mezarda oldukça geniş bir ittifak vardı, fakat Karaman’da ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinde de Yunus’un mezarı olarak bilinen yerler mevcuttu. Anadolu halkı, gönül verdiği Yunus’a, sanki heykelini diker gibi pek çok yerde ‘makam’ hazırlamıştı.

Biz, dernek olarak, Sarıköy’deki ziyaretgâhın üzerinde durduk. Fransızlar demiryolunu yaparken hattı, mezarın etrafına geniş bir kavisle dolaştırarak bu büyük halk ozanına saygılarını göstermişler, bunun yanında, o yerin geniş kitlelerce Yunus’un makamı olarak tanınmasına da yardımcı olmuşlardı. O kavis içinde bir anıt mezar yapma düşüncesi bize çok cazip geliyordu.

Yunus’un mezarı için de bir heyet kurmuştuk.

Başkan, genel sekreter ve Derneğin birkaç üyesi daha, antropolog olarak da Şevket Aziz Kansu, bu heyete dahildik. Kansu, mazeret beyan ederek bizimle gelemedi, yerine asistanı Kemal Güngör’ü gönderdi. Eskişehir valisinden izin alınıp mezar açıldı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde hazırlanan anıt mezar projesine göre, Yunus’un mezarını 50 metre kadar içeri almak gerekiyordu. Mezarın içindeki iskeletin yan yatmış uyur vaziyette oluşu hepimizi heyecanlandırdı.

TÜRKMEN İSKELETİ

Bu arada iskeletin fazla derinde bulunmayışı da hepimizde hayret uyandırdı. Altı asırlık bir mezarın toprak sathına bu derece yakın oluşu şaşırtıcı idi. Genç antropolog arkadaşımız Kemal Güngör bazı ölçümler yaptıktan sonra iskeletin bir Türkmen’e ait olduğunu söyledi.
Bu tesbitten bir süre sonra mezar yeni yerine taşındı. O gün çevreden ve çok uzaklardan gelen halkın, kendi içinden çıkmış bir ozana gösterdiği ilgi ve sevgi unutulacak gibi değildi; nakil töreni, tablolar halinde gözlerimin önündedir hâlâ”.

KEMİKLER BİR DAHA TAŞINIR

Yunus Emre’ye ait olduğu iddia edilen iskelete huzur yoktur. Daha önce çıkarılıp kafatası ölçülen ve bir Türkmen’e ait olduğu şeklindeki notla resmi kaydı yapılan kemikler, toprağıyla birlikte, yeni yerine 6 Mayıs 1949 Cuma günü nakledilir.

Tören, Halim Baki Kunter’e göre izdihama yol açılmaması için, başka bir görüşe göre de yönetimin bilinen korkuları yüzünden radyo ve basın yoluyla duyurulmamıştır. Sadece Eskişehir’de çıkan gazetelerin söz ettiği nakil töreninin sessiz sedasız geçiştirilmesi arzu edilir. Bu tedbire rağmen tören günü Sarıköy’de toplanan mahşerî kalabalık herkesi hayrete düşürür. Sandıklı’dan, Bolvadin’den, Bolu’dan, Konya’dan, hatta daha da uzak yerlerden binlerce insan, yedi yüz yıldır gönüllerinde yaşattıkları şairi yeni mezarına nakledilirken yalnız bırakmamıştır.

Halim Baki Kunter, bu beklenmedik ilgiden duyduğu heyecanı, “O gün herkes bir ölünün mezarı başında değil, bir ölümsüzün huzurunda olduğunu hissetti” diye ifade ediyor.

Yunus Emre ölümsüzlüğü gönüllerde yakalayan bir derviştir. Herkesin Yunus’u kendi meşrebine ve anlayışına göredir. Her kuşak Yunus Emre’yi yeniden keşfedip, dönemine göre yorumlayacaktır. Herkesin Yunus Emre’den kendine uygun şiirler ve düşünceler bulması, onun çağlar ötesi bir fikrin öncüsü olmasındandır. Yunus Emre’nin kerametini görmek isteyenler şiirlerine bakabilir.

Yunus Emre Oratoryosu kime ithaf edildi? Yunus Emre belgelerinin toplanması için neler yapıldı? Yunus Emre’yi Karamanlı kabul eden ilk yazar kimdir? İnşallah bir sonraki yazıda.

Ahmet Tek