Kral Abdullah bin Abdülaziz el Suud’un davetlisi olarak 16 yıl önce hac görevimi ifa için Suudi Arabistan’a gittim. Hem hac görevimi yaptım hem Cidde, Mekke ve Medine’yi gezme fırsatım oldu.
Medine’deki ilk günümde ilk durağım Mescid-i Nebevi idi. Mescid-i Nebevi’den çıktıktan sonra bitişiğindeki mezarlığa yürüdüm.
Türkler arasında daha çok Cennetü’l-bakî adıyla tanınan bu mezarlığa adım attığım anda, Allah günah yazmasın, ‘mezarlık zebanisi” diye adlandırdığım, resmî kıyafetli Suudi güvenlik görevlilerinin çokluğu karşısında hayrete düştüm. Siyah kıyafetli, ellerinde cop benzeri sopalar bulunan bu görevliler, mezar taşı bulunmayan mezarlıkta belli noktalarda yığılmaları önlemeye çalışıyorlar ve “Ölülerinizden medet ummayınız” diyerek, yüksek sesle bağırıyorlardı. Mezarlıkta, aynı sözün yazılı olduğu tabelalar da vardı.
Mezarlık ve türbelere “ölülerden medet ummak” için gitmişliğim yoktur; ya ziyaret amaçlıdır ya da vefa duygusundandır. “Hatırlanan şey ölmemiştir.” Her mezar ziyaretim bir hatırlamadır. Medine’deki “Baki” denilen mevki “garkad” adı verilen çalılıkla kaplı bir yermiş. Hz. Muhammed (S.A.V) ashabından vefat edenlerin defnedilmesi için bu bölgenin mezarlık olarak kullanılmasına karar vermiş. Hz. Peygamberin oğlu İbrahim vefat edince buraya defnedilmiş. Medine’deki her kabile Cennetü’l-baki’de kendileri için bir yer ayırmış.
Hz. Peygamber’in kızlarından Rukıyye ve Zeyneb de buraya defnedilmişler. Sonra Hz. Fâtıma ile Hz. Hasan da buraya gömülmüşler. Kerbelâ’da şehit edildikten sonra Şam’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı Yezîd tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedilmiş. Baki’ye defnedilenler arasında Hz. Peygamber’in amcası Abbas ile halası Safiyye bint Abdülmuttalib ve bazı torunları, Hz. Peygamber’in “benim ikinci annem” dediği Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed ile süt annesi Halîme, eşleri Hz. Âişe, Hafsa, Ümmü Seleme, Zeyneb bint Huzeyme, Zeyneb bint Cahş, Safiyye, Reyhâne ve Mâriye bulunmaktadır. Cennetü’l-baki’ye birçok sahâbi yanında ehl-i beyt’in ileri gelenleri, tâbiîn neslinden birçok kimse defnedilmiştir. Sahabilerden ise Halife Hz. Osman, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebû Vakkās, Abdullah b. Mes‘ûd, Suheyb b. Sinân ve Ebû Hüreyre sayılabilir.
Baki mezarlığını düzenleyen, bakımını yaptıran ilk Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman olmuş. Beni ülkesine davet eden Suudi Kralı’nın atası Suûd b. Abdülazîz, 1806 yılında Medine’yi istilâ edince Cennetü’l-baki’deki mezar taşlarını ve türbeleri yıktırmış. II. Abdülhamid bunları yeniden yaptırmış ama 1926’da Abdülaziz b. Suûd türbe ve mezarları yeniden yıktırmış. Hiçbir türbe ve mezar taşının bulunmadığı Cennetü’l baki halen mezarlık olarak kullanılmaktadır.
Mezar ve Kabir
Mezar kelimesi, Arapça kökenlidir ve ziyaret edilen yer anlamındadır. Kabir ise yine Arapça bir kelimedir, gömme ve çukur demektir. Türkiye’de okur-yazarların en önemli sorunu kelimelerin anlamını bilmemek, kavramlara uzak olmaktır. Cemil Meriç’’in ifadesiyle “kelimeler köksüz.” Kelimeleriniz köksüzse, anlamını bilmekten, kavramaktan uzaksanız sadece o kelimeyi değil, yer aldığı cümleyi de anlayamazsınız. Okumayı sevenlere ve gençlere önerim, duydukları kelimelerin anlamını kendilerinin kabul ettiği biçimde olmadığını bilerek, sözlüklere bakmayı alışkanlık haline getirmeleridir.
Karaman’a Hece Taşları Müzesi
Yunus Emre’nin “Yalancı dünyaya konup göçenler / Ne söylerler ne bir haber verirler” diye başlayan şiiri “Başları ucunda hece taşları / Ne söylerler ne bir haber verirler” diyerek biter.
Karaman Mezarlığı, Kâmil Uğurlu’nun belediye başkanlığı dönemine kadar Türkiye’nin en bakımsız şehir mezarlığıydı. Sayın Uğurlu, mezarlığa el attı, bakımını yaptırdı. Bununla kalmadı, bir dönemler sayıları binleri bulan devasa boyutlardaki tarihi mezar taşlarından sağlam kalanlarına sahip çıktı. Bu mezar taşları, mezarlık girişinin hemen yakınında, yine bir Kâmil Uğurlu eseri olan Ahmet Yesevi Camisi’nin bitişiğindeki alanda koruma altına alındı.
Mezar taşına çoğu yerde Yunus Emre’nin şiirinde ifade ettiği gibi “Hece Taşı” denir.
Akşehir bir ilçedir. Ama Taş Eserler Müzesi vardır. Bu müzede Türk Dönemi Mezar Taşları bölümü yer almaktadır. Karaman’da mevcut eserler “Hece Taşları Müzesi” açmaya yetecek sayıdadır. Yer seçimine valilik ve yerel yöneticiler karar verebilir. Karaman, müze yönünden en yoksul ildir. Hece Taşları Müzesi, yeni bir ziyaret yeri olmakla kalmaz, mezar taşlarına da sahip çıkılmış olur.
“Bizim Yunus” yılında kalıcı projelere öncelik verilmesini öneririm. Hece Taşları Müzesi, “Bizim Yunus” yılının kalıcı eserleri arasında yer alsa sizce de iyi olmaz mı? Yoksa Vehhabîler gibi, “geçmişin üzerinden silindirle geçip” her şeyi toprağa iade mi edelim?
Ahmet Tek