Bilmediği adresi tarif etmekten mutluluk duyan tipler yüzünden zaman yitiren ve canı sıkılan gruptansanız bu yazı tam size göre. Zamanımızı çalan ve canımızı sıkanlar artık sokakta tesadüfen karşılaştıklarımız değil. Onlar şimdi her yerdeler ve her an karşımızdalar. Onlar kim mi; cahillikleriyle gururlanan ve bu hallerinden zerre utanmayan sosyal medya soytarıları ile troller.
Mehmet Akif ve Hoş Geldin Yeni Yıl
Umutsuz Dünyanın Allah Belasını Versin!
Anadolu topraklarının her yerde makama sahip ulu kişisi Devlet Baba’dır. Devlet Baba, yardım eder, yaraları sarar, açları doyurur, adaleti tesis eder, korur, kollar, şefkat gösterir.
Dünya Kupasından Notlar
Dünya Kupası maçlarını başından sonuna kadar izledim. Katar’a gidecek halde değildim. Hasta olduğumu sanmayın. Şükürler olsun, turp gibiyim. Sorun, ekonomik. Evimde, televizyondan izledim. Bazı maçlarda iki oğlum bana eşlik etti. Her maçta bir takım tuttuk. Tuttuğumuz takım galip geldiğinde sevindik, mağlup olduğunda üzüldük.
KMÜ Rektörünü Beklerken…
Gelen gideni aratır. (Türk Atasözü)
Aktekke, Komutan ve Artist
Hafıza, gerçek hazinemiz. Hafıza, yaşadıklarımızın ve düşüncelerimizin derin deposu. Benliğimizin not defteri, gözümüzün, kulağımızın flash belleği. Kimimiz için nimet, kimimiz için lânet.
Bu Güzelliği Sakın Kaçırmayın!
“İki kişi söyleşir; Yunus’u görsem deyu, Biri der ki, ben gördüm, bir âşık koca imiş.” (Yunus Emre)
Ve Yağmurlar Başladı
Kıymetli okurlarım; size belki ilk kez duyacağınız üç kelime ikram edeceğim. Gökten üç kelime düşmüş, üçü de isteyenin başına… Bu kelimeleri yeni duydum ve çok sevdim. İlk kelime “Pluviofil”. Türkçeye ‘yağmur aşkı’ olarak çevrilebilir. Yağmurun yağmasından hoşlanan, mutlu olan insanlar için kullanılıyor.
Ayva Ayva Olalı, Böyle Lezzet Görmedi
Ermenek’i iyi bilen, bildiği halde bu güzel beldeyi tanıtmaktan kaçınanların yakasına yapışmak istiyorum. Onlara, “Arkadaş, sen bize doğduğun toprakları, içtiğin suyu, yediğin yemeği, kokladığın çiçeği, balı, balığı, ağacı ve kuşu anlatmadın. Bu zenginliği duyurmadın” diye saydırmak istiyorum. Ama nerede, bende yakaya yapışacak cesaret! Bugüne kadar kimsenin yakasına yapışmadım. Kimseye de yakamı kaptırmadım.
“Anam, Bildiğin Gibi Değil!”
Hürriyet gazetesini herkes Erol Simavi’nin (E.S) ‘mal’ı sanırdı. Oysa öyle değildi. Hürriyet’in sahibi olduğuna inanan en az 500-600 kişi daha vardı. Aklınıza okurlar gelmesin. Bunlar, Hürriyet’te yönetici, muhabir, idari ve teknik personel, kalıpçı, matbaa işçisi, dizgici, şoför, dağıtımcı olarak çalışan emekçilerdi. Okurların sahiplenmesinden farklı bir tarzdı çalışanların sahipliği. Bu kadar çok sahiplenilen bir gazete elbette bir milyon tirajı görür, amiral gemisi olur, gazeteciler bu çatı altında çalışmak ister, manşetleri ses getirirdi.
Karaman’ın Süper Müdürü
Büyük işler el ele verilerek başarılır. Birlikte yapılan her işte bazı kişiler farklılıklarıyla, fedakarlıklarıyla, canını ortaya koymalarıyla veya önemli rol üstlenmeleriyle öne çıkar. Biz bunlara kahraman diyoruz.