Hafıza, gerçek hazinemiz. Hafıza, yaşadıklarımızın ve düşüncelerimizin derin deposu. Benliğimizin not defteri, gözümüzün, kulağımızın flash belleği. Kimimiz için nimet, kimimiz için lânet.
Ne zaman bir konuyu yazmak istesem, hafızamın ‘kanatlı kapılarının demir sürgüleri’ kendiliğinden açılır. Anılar, sürgülü kapıların ardından su gibi akmaya başlar. Sonra o su yatağına ulaşır, berraklaşır. Yazacağım konunun malzemelerinden bir bölümü güncel olaysa büyük bölümü hafızamın bana gönderdikleridir.
Hafıza ve beyin üzerine okuduğum ilk kitap, Nörolog Oliver Sacks’ın ‘Karısını Şapka Sanan Adam’ adlı eseriydi. Okuyalı 30 yılı geçti ama bazı bölümlerini hatırlarım. Saks’ın Türkçeye çevrilen diğer kitaplarını da okudum. Saks’ı, David Eagleman, Ramachandran, John S. Allen, Cordelia Fine, Nancy Andreasen ve başkaları izledi. Sonra bizden birçok isim geldi. Şimdi en çok tanınanı Prof. Dr. Sinan Canan.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, 16 Aralık 2022 tarihinde Karaman’a geldi. Orgeneral Çetin, bir dizi temasta bulundu ve Aktekke Camii’nde cuma namazı kıldı. Aynı safta Karaman Valisi Tuncay Akkoyun da vardı.
Karaman’da bu haberi duymayan kalmadı. Ben başka konuya dikkat çekeceğim. Belki temelsiz bir iddiada bulunacağım. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin’in Aktekke Camii’ndeki cuma namazının, 1980’li yıllardan sonra bir ilk olduğunu öne süreceğim. Hangi açıdan ilk derseniz, yanıtım “Aktekke’de bugüne kadar orgeneral rütbesinde bir komutan namaz kılmadı” şeklinde olacak. Ben böyle bir olayı ne duydum ne okudum. (28 Şubat zulmüne maruz kalmış bir ülkede bu olayın sosyolojik boyutu bu yazının konusu değil.)
Camide herkes eşit. Safta yer alan kişinin rütbesi, yaşı, mesleği, makamı kapının dışında kalır. İslam’da üstünlük takva iledir. (Merak edenler, takva kelimesinin içeriği hakkında kaynaklardan bilgi alabilir.)
Orgeneral Arif Çetin’in cuma namazını yazmak isterken, ‘hafızamın kanatlı kapılarının demir sürgüleri’ açıldı. Yılı ve mekanları hatırlamıyorum. Fakat içimi cızzz ettiren bir olay yeniden gözümün önünde canlandı.
Bir Artistle Aynı Safta Namaz Kılmak
Yaşar Alptekin, 1980’li yılların dansçısı, ünlü mankeni ve sinema ayuncusuydu. Dans yarışmalarının şampiyonu, fotoroman kralı, Yeşilçam’ın gözde jönü ve medyanın magazin figürüydü. Artist adamdı, çapkındı, bohemdi. Şov dünyasının gözde yıldızıydı. Kendi ifadesiyle hep uçlarda yaşayandı. Sakıp Sabancı’nın cenazesinden sonra geçmişini çöpe atıp, yeni bir yol seçtiğini açıkladı. Hayat çizgisini ve yaşam tarzını değiştirdi. Ezan sesine kulak kesilen ve namaz kılmak için camiden camiye koşan bir adam oldu. Bu konuda kitaplar yazdı.
Orgeneral Çetin’in, Aktekke’de kıldığı cuma namazını yazmak isterken, hafızam Yaşar Alptekin’i ve onun namaza başladığı yıllara ait dinlediğim bir anısını hatırlattı.
Yaşar Alptekin, İstanbul’da bir filmin çekimleri yapılırken ikindi ezanı okunur. Filmde bir komutanı canlandırmaktadır. Çekime ara verilince, üzerinde subay kıyafeti olduğu halde en yakındaki camide namaz kılmak ister. O yıllarda motosiklet kullanmaktadır. Motosiklete atlar ve adını hatırlayamadığım bir camiye gider. Farza yetişmiştir, cemaatle namazı kılar.
Camiden çıkarken, cemaatten bir yaşlı, Yaşar Alptekin’in eline yapışır, “Allah’ıma şükürler olsun. Bir komutanla aynı safta namaz kıldım. Komutanım, izninizle elinizi öpeceğim” der.
Yaşar Alptekin önce şaşırır, sonra elini kurtarır. Yaşlıya vereceği cevap için bir an kararsız kalır. “Ben komutan değilim” dese, ihtiyar hayal kırıklığı yaşayacak ve üzülecek. Sessiz kalırsa yalan söylemiş olacak ve günaha girecek. İki arada, bir derededir.
Yalan söylemenin, üstelik camiden çıkarken cemaatten birini kandırmanın vebalini taşıyamayacağını düşünerek, “Amcacığım, ben komutan değilim. Sanatçıyım, yakınlarda film çekiyoruz. Bu subay kıyafeti benim kostümüm” der.
Yaşlı adamın yüzündeki ifade ve ses tonu değişmez. Daha mutlu olmuş gibi, “Olsun oğlum. Bir artistle aynı safta namaz kıldım ya. Bu bahtiyarlık bana yeter. Ben bu eli öperim” der.
Cuma Namazı Sorunsalı…
Cuma namazına izin verilmeyen, başörtülülerin okullara sokulmadığı günler elbette geride kaldı. Cuma namazına giden memurları ve başörtülü öğretmenleri, sağlıkçıları takip eden, pusuya yatan, ispiyon listeleri tutan valinin adını hatırlayanınız var mı? Cuma namazının toplu kılınmasından şikayetçi olan, cuma namazının kazaya bırakılmasını öneren gazetecileri bile unuttuk. Keşke onları hiç hatırlamasak! Toplumsal hafızamızdan silsek!
O dayatmacı ve kasvetli günlerin özlemiyle yanıp tutuşan kişilerin ortadan kaybolduğunu zannetmeyin. Onlar, zamanını ve zeminini bulduklarında başlarını ve dillerini uzatmak için pusuda bekliyor. Tıpkı, kendi inançlarını başkalarına dayatmak isteyen fanatikler gibi… Gücü eline geçirdikten sonra başkalarına her istediğini yaptıracağına inananlar gibi…
Dayatmalar ve zorbalıklar, insanlığın gününü ve geleceğini karartır. Adaleti sürgün eder. Yaşam sevincini, umudunu alıp götürür. Zorbalar bizden uzak olsun. Hayat tarzımıza kimse karışmasın. İstemediğimiz, inanmadığımız yaşam biçimini bize kimse dayatmasın. Kişisel tercihlerimizin önüne set çekilmesin. İfade özgürlüğümüz elimizden alınmasın, mahalle baskısı yaşatılmasın.
Cemaatle kılınan namazda saf tutulur. Safta herkes eşittir. İslam dini müslümanlar arasındaki üstünlüğün takva ile olduğunu söyler. Bu gerçekliğe rağmen, cemaat camide bir valiyi ve bir paşayı görünce başka bir boyuta geçer. Kendisiyle aynı safta gördüğü insana ve o kişinin makamına sevgisi ve saygısı artar.
Aktekke, Karaman’ın ulu camisidir. Ne beyler, paşalar, bakanlar, milletvekilleri, ilim adamları görmüştür. Ayakta kaldığı sürece daha nice kişileri görecektir. Yeter ki, bayrak inmesin, ezan dinmesin. Bayrak Şairi Arif Nihat Asya’nın Dua şiirinde niyaz ettiği gibi;
“Biz, kısık sesleriz… Minareleri, Sen, ezansız bırakma, Allah’ım!”
Jandarma, Jandarma!
Türkücü Mahmut Tuncer’in kendi yöresel şivesiyle söylediği “Cenderme, cenderme” türküsü de Yaşar Alptekin’li anılar arasına karışıp önüme çıktı ve dilime dolandı. Kişinin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş. O hesap. Allah’tan türkünün sözlerini bilmiyorum. Ya baştan sona tekrarlamak zorunda kalsaydım! Bildiğim tek cümle, “Karşıki dağlar cenderme cenderme…” Kendi kendime söyleyip durdum.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Karaman’da müjdeler vermiş. Arada kaynayıp gitmesin. Ak Parti Karaman İl Başkanı Abidin Ağlayan’ın sosyal medya paylaşımında okudum. Başka yerde görmedim. Ya duymadılar ya kayda değer bulmadılar.
Ak Parti İl Başkanlığının basın bülteni gibi olacak ama varsın olsun. Ak Partililer son yıllarda, kendi bildiklerini herkesin bildiğini, kendi duyduklarını herkesin duyduğunu düşünür oldu. Meydan trollere kaldı. Oysa hayatımıza dokunan nice güzel işler kotarıldı. Onlar İsmet Özel’i de unutmuş olmalılar. “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.”
Şimdi neredeyse hepimiz sağır olduk. Bu ülkeyi sağırlar ülkesine çevirmeye hiçbirimizin hakkı yok. Birbirimize en çok kulak vereceğimiz zamanlardayız. Bildiklerimizi, duyduklarımızı paylaşacağız. İyileri sahiplenip, kötülere tepki göstereceğiz.
Paşa’dan Karaman’a Müjde
Abidin Ağlayan’ın “Karaman’a Hayırlı Olsun!” diyerek yaptığı paylaşım şöyle:
“Şehrimizde ağırladığımız Jandarma Genel Komutanımız Sn. Orgeneral Arif Çetin Paşa müjdelerle geldi. Paşamızın müjdelediği;
– Karaman’a Jandarma Komando Bölüğü,
– Akçaşehir beldesine ve Kılbasan köyüne jandarma karakolu,
– Ermenek’e Jandarma Arama Kurtarma Timi (JAK) ve Bot Timi.”
Bu hizmetler için emeği geçenlere ben de teşekkür ederim. İyi ki Aktekke’miz var. İyi ki hafıza adlı hazinemiz var. İyi ki anılarımız var. Ya her gün her şeyi unutup her yeni güne silbaştan başlayacak olsaydık? Halimiz nice olurdu? Allah, toplumsal hafızamızı da (kolektif bellek) kişisel hafızamızı da unutturmasın.
Not: Karaman bugünlerde çok hareketli. Yazacak öyle çok konu birikti ki, şaşırdım kaldım. Saray Holding’in mevlidi, İsa Oğuz’u Anma Gecesi, Mevlâna’nın 749. Vuslat Yıl Dönümü etkinliği, bir derneğin vefa gecesi, peşi peşine açıklanan projeler ve dahası… Duyduklarımızdan sorumluyuz ama her şeyi yazmak hiç de kolay değil.
Ahmet Tek