“Allah güzeldir, güzelliği sever.” Güzeli kim sevmez? Hepimizin bir güzeli ve güzellik anlayışı vardır. Allah bizi güzelden ve güzelliklerden mahrum etmesin.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli ve ünlü isimlerinden biri Karaman doğumludur. Ondaki Karaman sevgisi öyle baskındır ki, İstanbul’da 24 Ağustos 2014’te vefat etmiş, vasiyeti üzerine Karaman’da toprağa verilmiştir. O bir Karaman sevdalısıdır ve “Karaman” adlı güzel bir şiiri de vardır.
“Velhâsılı şu Karaman / Yazıla yazıla bitmez…” dizeleriyle biten şiir aynı zamanda İlgün Soysev tarafından bestelenmiştir. Nikrîz makamındaki şarkı TRT Türk Sanat Müziği repertuvarında “Karaman’a Hasretliğim Üzüle Üzüle Bitmez” adıyla kayıtlıdır.
Evet, bu şairimiz Bekir Sıtkı Erdoğan’dır. Kabri, Karaman Şehir Mezarlığının girişine yakın, hemen göze çarpan bir noktadadır.
Bekir Sıtkı Erdoğan’ın adını bilenlerden, şiirini okumuş olanlardan, “Kara Gözlüm Efkârlanma” ve “Hancı” şarkısını dinleyip of çekenlerden bir ricam var. Ne olur, mezarlığa gittiğinizde şairin kabrine de bakar mısınız?
Şairin kabrine, ince mermer üzerine “Son Dilek” başlıklı bir dörtlük yazılmış. Bir mermere baktım, bir de mermere yazılan yazıya…Olmaz böyle şey! Bunu kim, neden, nasıl yaptırmış? Bu özensizlik, bu Türkçe kusurlarıyla bezeli mermer parçası bu ülkenin en nahif, en kibar, en beyefendi insanına nasıl reva görülmüş? İçim sızladı. Kendini Karaman’a emanet etmiş değerli bir şairimizin başına bu da mı gelecekti?
Bekir Sıtkı Erdoğan bir şair, kelimelerin efendisi, bir büyük sanatçı. O Karaman’ın evladı ama Türkiye’nin değeri. Onun kabrine bir sanatçının elinden çıkma, Bekir Sıtkı Erdoğan’ı, onun şiir dünyasını bilen birinin eseri yakışırdı. İnce bir mermer tabakaya bayağı, esnaf işi bir çalışma değil. Keşke iş bu kadarla kalsaymış. Bir de çerçeve çizilip kırmızı boya kullanmak da işin tuzu biberi olmuş. Erdoğan’a hürmet ve saygı ifadesi olarak bir eser yaptırılması gerekirken, basit mi basit bir çalışma ortaya çıkmış.
İşin sanatsal yanını tartışabilirsiniz. Mermer özel, yazı çeşidi özel, renkler özel diyebilirsiniz. Bu dediklerinize başkalarını da inandırabilirsiniz. Ama kitabedeki hatalı yazımlara hangi kılıfı bulacaksınız? “varmı” diye yazılmış, doğrusu “var mı”, “fâtihacık” yazılmış, “Fatihacık” olmalıydı. Virgül, kelimeden ayrılmış, “taş,” şeklinde yazılması gerekirdi. Harflerin karakter farklılığı çok belirgin. Ayrıca “Şair” kelimesine hiç gerek yoktu. Onun şairliği, Bekir Sıtkı Erdoğan adının yazılı olduğu kimlikte zaten kendini gösterir.
Sevdiğim yazarların ve şairlerin büyük bölümünün mezarlarını ziyaret ettim. Rusya’da Nazım Hikmet’in, Gogol’un, Çehov’un, Dostoyevski’nin anıt mezarlarını gördüm. Novodeviçe Mezarlığı, UNESCO’nun Dünya Mirasları listesinde yer almış. İstanbul’da Necip Fazıl, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Ahmet Hamdi Tanpınar, Attila İlhan, Ankara’da Cahit Sıtkı’nın mezarları hatırımdadır.
Tarihin en kalıcı eserleri taşlara kazınmış yazı ve sembollerle yontulardır. Göbeklitepe’nin hayranlık uyandırmasının nedeni oradan çıkarılan eserlerdir.
“Bekir Sıtkı Erdoğan için bir anıt yapılsın ve anıt şöyle olsun” diyecek yetkinlikte değilim. Beni aşar. Ama mevcut mermeri bir anıt eser olarak güzel bulmadığımı söyleyebilirim. Hattâ çirkin ve ucube demekten de çekinmem.
KMÜ Edebiyat Fakültesi profesörü İdris Nebi Uysal hocam, siz ki Yeni Türk Dili Anabilim Dalında ülkemizin önde gelen isimlerindensiniz. Kültür ve Turizm İl Müdürü Burhan Yemiş hocam! Siz ki, edebiyat aşığı, Karaman’ın değerlerini herkesten daha iyi bilen kişisiniz. Bekir Sıtkı Erdoğan’ın mezarını ziyaret eder misiniz? Yapılan işe lütfen bir kez olsun bakmanız size farzdır.
Sayın hocalarım; “Karaman Türk dilinin başkenti” sloganını sahiplenen bir şehirde, Türkçe hassasiyeti ile bilinen bir yazara yapılan bu muamele için görüşünüzü çok merak ediyorum.
Bir çağrım da Vali Tuncay Akkoyun’a olacak. Sayın Valim, Bekir Sıtkı Erdoğan’ın ölüm yıldönümü 24 Ağustos. Öncülük etseniz, büyük şair için Karaman halkı adına güzel bir anıt yaptırsanız. Ölüm yıldönümünde bir de anma töreni düzenlense, tüm edebiyatçıların manevi hatıralarına mevlüt okutulsa… Hayırlı ve bereketli bir iş olmaz mı? Bunu gerçekleştirecek bir sivil toplum kuruluşu bulunamaz mı?
Bekir Sıtkı Erdoğan adına şiir yarışması yapılsın veya şiir günleri düzenlensin demiyorum. Karaman o işleri angarya görüyor, sürdüremiyor. Size, yapılabilecek en kolay işi, maliyet gerektirmeyen bir etkinliği öneriyorum.
Yazının bundan sonraki bölümü, uzun yazıdan sıkılmayan meraklı okur içindir.
Dünyanın en güzel türbelerinden birinde medfun İranlı Sadi Şirazi, Gülistan adlı eserinde bir öykü anlatmış:
“Pek kötü sesli bir adam bağırarak Kur’ân okuyordu. Yanından bir bilge geçerken, ‘Bu hizmete karşılık aldığın maaş nedir?’ diye sordu. O ‘Hiç!’ diye cevap verdi. ‘O hâlde ne için bu zahmete katlanıyorsun?’ sorusuna karşı da ‘Allah rızası için’ dedi. Bunun üzerine bilge, ‘Öyle ise Allah rızası için okuma!’ ricasında bulundu.”
Bekir Sıtkı Erdoğan, Yunus Emre’den el almış bir ustadır. Alman Lisesinde edebiyat ve din derslerine girmiş. Bir öğrencisi Bekir Sıtkı Erdoğan için şöyle yazmış:
“Ne halt etmeye yaptım bilmiyorum, ama öğretmeni olduğu dersin sınavında kopya çekerken beni görünce, ‘arkadaşlar, dersimizin din kültürü yanında aynı zamanda ahlâk bilgisi olduğunu unutmayalım lütfen…’ diyerek beni uyaran nazik zat.”
Bekir Sıtkı Erdoğan’ı kelimelerin efendisi olarak tanımlamıştım. Onun bu özelliğine ve titizliğine örnek bir anı:
Şair 1970’li yılların başında “İlahi Adalet” isimli bir rubai yazar. Bu rubai çok sevilir, antolojilere girer, birçok kişinin ezberindedir. Şair, bu rubaiyi bir takvim yaprağından ilhamla yazmıştır. Bir gün takvim yaprağında Sadi Şirazi’ye ait ‘Kedilerin kanatları olsaydı, serçelerin soyu biterdi.’ sözüne rastlar. Bu söz çok hoşuna gider ve bunu rubai haline getirir:
“Her canlıya Hakk layık olan cevheri verdi /
Tırtıl iki diş bulsa bütün ormanı yerdi /
Şayet kediler haftada bir gün uçabilse / Dünyada bütün serçelerin nesli biterdi.”
Rubaideki ‘haftada bir gün’ ifadesi şairin içine sinmemiştir, bundan rahatsızlık duymuştur. Günlerce düşünür, uygun kelimeleri bir türlü bulamaz.
Şiiri yazmasının üzerinden 30 yıl geçmiştir. Bir gün teknesiyle Marmara’da gezerken, bir mavnaya rastlar. Balıkçılar ağ çekmiş, balık ayırmaktadır. Oradan geçen birinin ‘Ne yakaladınız?’ sorusuna verdikleri ‘istavrit furyası’ cevabı şairin kafasında şimşek çaktırır, günlerdir aradığı kelimeyi, aradığı zaman müeyyidesini bulmuştur artık: ‘furya’. Bir furya vurur geçer, kim bilir ne zaman bir daha?
Şair hemen dümen kırıp geri döner. Sevincinden yerinde duramaz. Bekir Sıtkı Erdoğan, 30 sene sonra şiiri yeniden kalıba döker.
“Hakk her şeyi hakkınca nasip etti meğer
Tırtıl iki diş bulsa bütün ormanı yer.
Kaç gün dayanır zavallı kuşlar acaba
Bir furyada kanatlanırsa şu haydut kediler.”
Bekir Sıtkı Erdoğan’ın en az bilinen şiirlerinden biri 1967 Adapazarı depremi nedeniyle yazdığı “Zelzele”dir. Bu şiiri Orhan Gencebay bestelemiş, Sezen Aksu 1982’de çıkardığı “Firuze” adlı uzunçalarında okumuş. Dinlemenizi öneririm.
Sezen Aksu bana göre değil diyenler, sizin için de önerim var:
“Gariplik tuttu boynumdan;/ Büker Mevlâ’ya Mevlâ’ya…/ Gözüm her derdi gönlümden/ Döker Mevlâ’ya Mevlâ’ya…”
“İhlâs Kasidesi” şairin adının önüne geçen şiirlerinden biridir. Sosyal paylaşım sitelerinin pek çoğunda Yunus Emre adıyla yayınlanan bu şiir, Bekir Sıtkı Erdoğan’a aittir. Kaside formatında birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. İsmail Coşar’dan dinlemenizi öneririm.
Mermer dedik, taş dedik. Bu yazı bir mermere yazılan yazıdan doğdu. Şair de yazmış taş üzerine. “Taşların Hikâyesi” başlıklı şu şiiri acaba neyi anlatır?
“Bir gün, elbette bu gözlerden akan yaş kesilir!
Kapanır cümle rızıklar; su biter, aş kesilir…
Ve asırlarca susar, bir kara toprak yığını;
Bu sağır kubbenin altında, cihan taş kesilir!”
Böyle bir hemşehriye sahip olmakla övündüğüm rahmetli Bekir Sıtkı Erdoğan’ın şu rubaisindeki derinliğe bakar mısınız!
“Söz taciriyim inci güher söylemedim. /
Fikrimde hayır yoksa da şer söylemedim. /
Tanrım, şımarıp rahmetinin bolluğuna /
Affet! Yarım aklımla neler söylemedim.”
Ruhuna binlerce Fatiha okunsun, mekânı cennet olsun.