Varan 2; Yazıktır, Günahtır, Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkı Vardır!

“Yazıklar Olsun” başlığıyla yayımlanan Kılbasan Spor Salonunun son halini ortaya koyan yazı ve fotoğraflar vicdanlı yürekleri sızlattı, duyarlı vatandaşların tepkisine neden oldu. Bazı ahmaklarsa her zamanki gibi, okumadan, okuduğunu anlamadan yorum yaptı. Spor salonunu koruma görevini benim üstlenmemi isteyen budalalar bile çıktı.

Keşke bu görüntüler sadece Kılbasan ile sınırlı kalsa. Maalesef hiç de öyle değil. Önce bir özür borcum var. Kılbasan Spor Salonu Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün değil İl Özel İdaresinin sorumluluğundaymış. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü kendisine bağlı yatırımlarının bakımını ve takibini düzenli yapıyormuş. Konuyu bildiğini düşündüğüm bir eski yöneticiye, “Spor salonu İl Özel İdaresinin mi, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün mü?” diye sordum. Aldığım cevap, “İl Özel İdaresi ile ilgisi yok. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne ait” olmuştu.

Yanlış bilgiymiş. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünden aradılar, “Bize ait değil, İl Özel İdaresinin sorumluluğunda” dediler. Valilik basın ise Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne ait olduğunu belirtti. Kılbasan Muhtarı yazıyı görmemiş herhalde. Ses sada çıkmadı. Sorumluluğun kimde olduğundan daha önemli olan konu, ortadaki cenazenin nasıl kaldırılacağı. Çünkü burası hepimizin.

Karaman Valiliği’nin spor salonunun durumundan haberi varmış. Elbette olmalı. 15-20 yıldır bu halde olan bir tesisten haberleri olmasa mıydı? Ahırdan kötü. Yıllardır niye göz ardı edilmiş? Valilik tarafından bir dosya hazırlanmış, Gençlik ve Spor Bakanlığına gönderilmiş. Dosyanın içeriği hakkında bilgi alamadım. Burası onarılacak mı, yıkılacak mı, zaman gösterecek. Gelişme olursa paylaşırım.

Bu kez çirkinlik örneği Karaman’ın gizli cenneti Güldere köyü kanyonundan.

Eski Güldere, Karaman’ın değil, Türkiye’nin en güzel köylerinden biri. Buraya piknik için gelenler düşünülerek çöp kutuları konulmuş, PVC tuvalet ile su ihtiyacını karşılamak için depo yaptırılmış. Tuvalet çok az kullanılmış. Çünkü kapısı, penceresi, klozeti ve lavabosu kırılmış. Kim kırmış? Bir utanmaz, bir edepsiz, haktan hukuktan nasipsiz bir çirkin kişi veya kişiler kırmıştır. Herkes kendi malının, mülkünün kıymetini biliyor, parasına sahip çıkıyor. Devletin, kamunun, halkın kullanımı için yaptırılan eşyanın kıymeti yok! Maalesef bu anlayış yerleşti.

Tuvalet için kullanılan malzemelerin tamamı Karaman’dan getirilmiş, ustalar yerini belirleyip tuvaleti yapmak için birkaç gün emek harcamış. Bunları bile düşünmeyen Vandallar ve mikroplar, tuvalete zarar vermişler. Nasıl bir zihniyet, nasıl bir ruh hali anlamak mümkün değil.

Güldereliler, bunu yapanlar bizden değil, dışarıdan gelenler, piknikçiler diyebilirler. Öyle olması mantığa daha uygun. Ama Güldere’nin TOKİ tarafından yeni yapılan köyündeki çirkinliklerden de piknikçiler sorumlu olamaz.

Türkiye’nin en güzel projelerinden biri, Güldere köyüdür. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Güldere köyü iskan projesini 13 ayda tamamlayıp 2021’de teslim etti. 13 ayda yapılan işlere bir bakalım; neler var neler:

  • -Yöresel şartlara uygun 53 adet konut,
    -Millet Konağı,
    -300 kişilik cami,
    -1 adet spor alanı (1.240 m²),
    -Çocuk oyun alanı,
    -Köy meydanı (1.125 m²),
    -150 tonluk su deposu.

Konutlar, “Kendi evini yapana yardım metoduyla” yaptırıldı. 2021’de tamamlandı. Konutların geri ödemesi tesliminden itibaren iki yıl sonra başlayacak olup on yılda on eşit taksitle tahsil edilecek.

Köyü gezdim, yer seçimi mükemmel, yerleşim planı mükemmel. Bu mükemmellikler sosyal donatı alanlarıyla adeta taçlandırılmış. Yol arkadaşıma “Ah ne güzel olmuş, her köyümüz böyle olsa. Böyle bir yerde yaşamak isterdim. İnsanın ömrü uzar” dedim.

Millet Konağı kapalıydı. Konakla caminin hemen yanı başında, bir turistik beldenin tatil sitesinde görebileceğimiz bir manzara karşımıza çıktı. Ahşap malzeme kullanılarak Güldere Köyü Çay Bahçesi yapılmış. Tabela bile öyle şirin ki, ferforje direkle ahşap bütünleşmiş. Sade ve şık.

Bunlar bu ülkenin aydınlık geleceğinin adımları. Köylünün soluklanıp bir çay kahve içebileceği temiz bir mekân düşünülmüş ve yapılmış. Rahmetli Çetin Altan’ın hayali, “tenis oynayan köylüler”di. Türkiye’nin gelişmişliğinin finalini süsleyen bir hayal. Köylü tarlasından gelecek, duşunu alacak, tenis oynamaya vakit ayıracaktı.

Güldere’de Çetin Altan’ın hayaliyle avunurken, ne yazık ki, çay ocağı için planlanmış olan ahşap yapı hiç kullanılmadan ölmeye yatmış bir hasta gibi önümde duruyordu. Camları, çerçeveleri kırılmış. Ahşaplar kabarmış, boyalar kavlamış ve dökülmüş. Oysa bahçenin çiti bile var. Ahşap kütüklere halat bağlanarak, çevre estetiği gözetilmiş. Buna rağmen çay bahçesinde çöpler bir yanda, barakanın kırılmış cam ve çerçeveleri bir yandaydı.

Çocuk oyun alanında da aynı çirkin görüntüler. Zemin döşemesi kalkmış, oyun aletleri parçalanmış, yerinden sökülmüş, bir bölümü kırılmış. Köydeki çocuk parkları ve oyun alanlarının, tenis kortları kadar önemli olduğuna inanırım.

İki yıl önce yapılan çay bahçesi boş, çocuk oyun alanı boş. Hem boşluk hem tahrip edilmiş görüntüler yüreğimi burktu. Daha fazla inceleyemedim. İri köpekler vardı ve saldırmaya hazırdı.

Bu güzelliklere kim, neden zarar veriyor? Köylü ortak malına neden sahip çıkmıyor? Bu durumun toplumsal, sosyolojik, psikolojik temeli vardır. Keşke araştırmacılar bu konularla da ilgilense. Bunlar neden oluyor? Muhtarlar bu konuları üst makamlara bildirmiyor mu?

İl Özel İdaresine ait araçlarla köylerden çöp toplanıyormuş. Yeşildere’nin girişindeki Kilise camisinden çıkarken, temizlik işçilerini ve aracını gördüm. İşçiler, işlerini öyle ciddi yapıyorlar, etrafta bir çöp bile kalmaması için özen gösteriyorlardı ki, aldıkları paranın bereketini artırdıklarını düşündüm. Her birine minnet hisleriyle dua ettim. Bu ülkenin temel sorunu işini iyi yapan, işini severek yapan, meslek sahibi, ilkeli, ahlâklı, liyakatli kişilerin istihdamıdır.

Türkiye’deki çevre kirliliği sorunu ne yazık ki Karaman’da biraz daha fazla ve göze batıyor. Nereye gitmişsem, orada bir poşet, pet şişeler, bira veya meşrubat kutuları, çocuk bezleri. Her tür atık malzeme çevreye saçılmış. Ağaç altları, dere boyları, su başları, yalaklar ve piknik yapılan yerlerde çöp sorunu büyük boyutta. Ne zaman kurtulacağız bu bataktan? Kurtulabilecek miyiz? Çevrenin parçası olduğumuzu bir gün idrak edecek miyiz?

İstanbul’da, 22 Ekim 2015 tarihinde hayatını kaybeden Çetin Altan, ölümünden bir süre önce “Hayal ettiğim ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan…” demişti. “Şarkta biyografi olmaz” diyen de Çetin Altan’dı. “Çünkü, biyografi yazabilecek herkesin birbirinin ahbabı, tanıdığı olduğu, en azından dokunulmazlık zırhının çekim alanı altında yaşadığı bir ülkede dürüst bir veda bile epey cesaret, şimşekleri üzerine çekmeyi göze almak ve tabii ki zahmete girmeyi gerektiriyor. O koruma çemberinin dışında kalanların arkasındansa atışın serbest olduğunu biliyor.”

Binlerce köşe yazısı ve onlarca eseri olan Çetin Altan, kitaplarından birinin adını “Enseyi Karartmayın” koymuştu. Çetin Altan’ın en karamsar anlarda bile bir umut ışığı olarak gördüğü cümlesi şöyleydi: “Başınızı dik tutun, enseyi karartmayın. Ve olup bitenlerle, olup biteceklere de, hiç mi hiç şaşırmayın.”
Enseyi karartmayalım.

Ahmet Tek