Bana Ne, Sana Ne!
Elçin’in, “Kırk Ambar” adlı eserini okurken hem dünya edebiyatının seçkin kitapları karşıma çıktı hem ünlü yazarlarla buluştum.
Kitapta, “Bodrum’da” başlıklı iki cümlelik bir “taş” var. Öylesine ağır, adeta kaya. Gizlenecek gibi değil. Şöyle yazmış Elçin:
“HERODOT Bodrum’da doğmuş.Bodrum asla farkında değil…”
Kırk Ambar’dan bu iki cümle önüme düşüverdi. “Keşke sadece Bodrum olsa” diye iç geçirdim. Geçenlerde bir konuya dikkati çekmiştim. Bekir Sıtkı Erdoğan’ın aile mezarlığına güya bir anıt eser yaptırılmış, üzerine Türkçe yazım hatalarıyla bir dörtlük yazılmış, bunu gündeme getirmiştim.
Bu garabet üzerine “Yapmayın Kardeşim, Allah Rızası İçin Yapmayın!” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şairin en belirgin vasfı, Yunus Emre misali yalın ve temiz Türkçe kullanmasıydı. O, Türkçe sevdalısıydı ve Türkçe hassasiyetiyle tanınırdı.
Nereden bilsin Erdoğan, Türkçenin başkenti olmakla övünen bir şehirde mezarına bir taş dikileceğini ve o taşın kendisini bir kez daha öldüreceğini… Ah Pir Sultan Abdal, ah! Kendi gitmiş sözü kalmış yadigâr.
“Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”
Elçin’in, Bodrum’a ilişkin gözleminden esinlenerek diyorum ki:
“Bekir Sıtkı Erdoğan Karaman’da doğmuş.Karaman asla farkında değil.”
“Yapmayın Kardeşim, Allah Rızası İçin Yapmayın!” başlıklı yazı çok okundu. Ses getirdi. Gazeteciler haber yaptı, şairler tepki gösterdi. Karaman’ın aydınları “Erdoğan sahipsiz değil” diye bildiri yayımladı. STK’lar mermer parçasının kaldırılması ve yeni bir anıt yapılması için imza kampanyası düzenledi.
Yazının çok okunduğu doğru ama gerisini ben uydurdum. Maalesef yazıyı okuyanlardan üzülen olmadı, kimse üzerine alınmadı. Ses getirmedi. Ne yapılabilir diye düşünen biri de çıkmadı. Hiç şaşırmadım. “Hadi şairin şiirlerini okumadınız, dinlediğiniz şarkıların hatırı da mı yok!” demekten başka söz bulamıyorum.
Valiliği, belediyeyi ve milletvekillerini ilgilendiren bir yanı olmayabilir. Beklerdim ki, konunun takibi ve hukuki yönüne ilişkin bir açıklama yapılsın.
Karaman’dan bana ne, mezarlıktan, mezardan, mezara dikilen taştan bana ne! Karaman’da Bekir Sıtkı Erdoğan’ı anma günü yapılsaymış. Bunu önermek bana mı düştü. Bana ne, bana ne!
Şiirin hasıyla karın doymuyor, hamaset ve muhalefet yapılmıyor. Her iki kişiden üçünün şiir yazdığı bir ülkede şiir okumaya, şairleri tanımaya vakit mi kalır?
Bana ne oluyor da, işlerin güzel yapılmasını, faydalı hale getirilmesini, hakka ve hukuka uygun olması için çaba gösterilmesini istiyorum. Estetik değilmiş, yazım yanlışları varmış. E, n’olmuş yani! Sana ne, sana ne!
Taşkale’nin, İncesu Mağarası’nın yolları bozukmuş. Araçlar zor gidiyor ve zarar görüyormuş. İl Özel İdaresi boş durmuyormuş. Belediye parklardaki havuzların suyunu doldurmamış. Bordürleri allı beyazlı boyamış. E, n’olmuş. Taşkaleli değilim, Karaman’da yaşamıyorum. Tasası bana mı düştü! Bana ne!
Keşke böyle olsa. Gazeteci kamu adına görev yapar. “N’aber” sorusunu ‘iyilik sağlık, senden n’aber” yanıtı ile geçiştiremez. Gördüğünü görmezden, duyduğunu duymazdan gelemez. “Sana ne” diye tepki gösterebilir ama “Bana ne” diyemez.
Gazeteci aktarandır, kamuoyu adına soru sorandır, soruların yanıtını almak için çabalayandır. Gazeteci merak uyandıran, merak eden, merak giderendir. Gazeteci, halkın sesi, kulağı ve gözüdür. Tarafsızdır ve hiçbir gücün uşağı değildir.
Duyarlı okurdan özür dilerim. Onlar her zaman baş tacımız. Sözümüz boş konuşana, atıp tutana, sessiz durana, sözde Karaman sevdalılarına! Bu ülkenin bir büyük şairinden ve mezarından haberimiz yoksa Karaman’ı dünyaya tanıtacağız demek bir kuru laftan öteye geçmez. Spor salonu 15-20 yıldır kaderine terk edilmişse, parklar ve ortak alanlar hoyrat kullanılıyorsa ve bunların hepsi herkesin gözü önünde ise bunları görmezden gelmek, tepki vermemek vicdana sığar mı?
Bir kesim var ki, beynini hiç kullanmadan mezara götürecek. Sadece Karaman’da değil, birçok yerde. Dünyayı kendi köyünden ibaret sanıyor. Gerçekten bilmiyor. Dünyası köyü kadar. Köyündeki evinin önü kadar. Fazlasını zaten aklı almıyor. Vahşi doğada hayvanlar sınırlarını kokularıyla, idrarlarıyla, tüyleriyle belirler. Kendi türünden bir başka hayvanın o alana girmesine izin vermezler. Ölümüne kavga ederler.
Kılbasan ve Güldere köyüne ilişkin yazdığım yazıyı okumaktan ve anlamaktan aciz bazı eblehler, köylerini bireysel mülkleri zannediyor. Onlara göre, Karaman’ı yazacaksam Karamanlı ve Karaman’da olmak zorundayım. Yetmez, Kılbasan’ı veya Güldere’yi anlatacaksam Kılbasan’da veya Güldere’de oturmak zorundayım.
Hayvansal içgüdünün insanda zuhur edişi. Sosyal medyada ‘herkez’ ve ‘zebze’ yazanlar da bunlar. Toplumsal duyarlılıktan, dayanışmadan, çevre bilincinden, haktan, hukuktan, insanın sosyal bir varlık olduğundan habersizler. Ne yazık ki sayıları az da olsa aramızdalar. Dünya var oldukça bu canlı türü de bizimle yaşayacak.
Meraklısı İçin Not: Elçin, Azerbaycanlı roman ve hikâye yazarı. 1993-2018 arasında Azerbaycan Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Ötüken’in Edebi Eserler dizisinden yayımlanan Kırk Ambar’da dünya edebiyatçılarının ve edebî eserlerin Elçin’in zihnindeki yansımaları yer alıyor. Edebiyat severlerin ilgiyle okuyacağı türden.