Karaman’da Emeklilere “Hurda”, Cumhuriyet Parkı’na ise “Hurdalık” Denildiğini Biliyor musunuz? (1)
Karaman bir insan olsaydı, kalbi Cumhuriyet Parkı olurdu. Karaman’da yüz yıldır çarşı pazar ve ticari hayatın nabzı bu parkın çevresinde atar.
Cumhuriyet Parkı, 1905 yılındaki bir fotoğrafta şadırvanlı, batısında eski taş belediye binası ve işyerleriyle çevrili büyük bir alan görünümündeymiş. Park hüviyetine sonraki yıllarda kavuşmuş.
Fotoğraf: Mustafa Koçak
Eskiden, çok eskiden, 1970’lere kadar Karaman’ın toprak damlı evlerinin birçoğunda hayat vardı. Yaşam, canlılık hareket anlamıyla da bahçe anlamıyla da hayat vardı. Hayatsız ev hayal bile edilemezdi. Seki Çeşme Mahallesi’nde geniş hayatlı, çürük su çeşmeli bir evde büyüdüm. Cumhuriyet Parkı’na yakındı.
Fotoğraf: Mustafa Koçak
Araç sayısı az, meydanlar geniş, evler de hayatlı olunca çocukların aklına parka gitmek gelmezdi. Zaten mahalle parkları yoktu. Biz parkın oyun alanı olarak kullanılacağını bilmeden büyüyen bir kuşak olduk.
Fotoğraf: Mustafa Koçak
Çocukluğuma rastlayan 1965’li yıllarda içinden her gün defalarca gelip geçtiğim mekân, mütevazı evlerimizin misafir odası gibi şehrin en itibarlı bölgesi idi. İçinde, mermer kaide üzerinde Atatürk büstü vardı. Etrafı kalın zincirli mermer babalarla çevriliydi. Kaidenin bir cephesinde sarı yaldızla: Cumhuriyet’in 10. yıldönümü bu alanda coşkun törenlerle kutlandı, ibaresi yazılıydı.
Bir haftadır Karaman’daydım. Ankara’ya dönmeden, 23 Nisan günü, Cumhuriyet Parkı’na uğradım. Hava güzeldi. Boş bank yoktu.
Sosyal medyada “Emekliler Belgeseli” başlıklı bir görsel paylaşımına denk gelmişsinizdir. Kayseri’de bir mekân. Güzel çekmişler. Görüntüler eşliğinde fondaki ses şunları söylüyor:
“Burada metrekareye yaklaşık 16 adet dayı düşer. Sabah saat dokuz gibi belediye otobüslerine ücretsiz binen bu dayılar süzüle süzüle bu parka gelirler. Bu dayılara soğuk, yağmur, kar, fırtına işlemez.”
Cumhuriyet Parkı da öyle. Banklarda oturanlar hep yaşlılar. Bir banka 50’li yaşlarında bir grup kadın oturmuş. Yanlarına tanıdıkları kadınlar geldi. İçlerinden biri “Ne işiniz var bu parkta?” diye sordu. Oturanlardan biri yanıtladı:
“Burası emeklilerin parkıymış. Emekliler niye burada oturuyor diye merak ettik. Bir görelim diye geldik.”
Konuşmanın devamını dinlemedim. Fotoğraf çektim. Ankara’ya gidecek yerde geçmişe gittim.
Babam: Ali Tek
Cumhuriyet Parkı gerçekten emeklilerin hatta yaşlıların parkı durumunda. Eskiden de öyleydi. Rahmetli babam da Cumhuriyet Parkı’nın müdavimiydi. Emekli değildi, sosyal güvencesiz ölenlerden oldu. Babam, 1989’un 17 Eylül’ünde vefat etti. Ölümünün üzerinden üç gün geçmişti. Kapı çalındı. Bir yaşlı adam. Nur yüzlü, ak sakallı, kıyafeti üzerine bol gelen, kısa boylu zayıfça bir adam…
“Buyrun içeriye geçelim” dedim. Taziye için gelenler eksik olmuyordu. Bu yaşlının da taziye için geldiğini sandım. “Ali Efendi üç gündür parka gelmiyor. Merak ettim, hasta mı diye sormaya geldim” dedi.
“Babam öldü” dedim. Adamcağız dondu kaldı. Sonra kapının önünde çömeldi, başını ellerinin arasına aldı. Bir süre öyle kaldı. Ağlıyordu. Ayağa kalktı. “Sen oğlu musun? Hangisi?” diye sordu.
“Başınız sağ olsun” dedi. Bir daha, “içeriye girin” dedim. “Yok, yok” dedi. “Baban iyi bir adamdı. Bana harçlık verirdi. Hakkınızı helal edin” diyerek gitti. Arkasında bıraktığı hüzünden habersiz.
Babam için taziyeye gelenler arasında unutmadığım tek adam, adını bile bilmediğim bu yaşlıdır. Hurdalığın müdavimleri arasında babama benzeyen birileri var mı diye bakındım. Yoktu.
Devam edecek