Picasso Karaman’a Gelseydi!

Kültür ve Turizm Bakanlığının son yıllardaki en önemli atağı ve hayırlı işi; sanatı, kültürü, tarihi bir noktada birleştirmeyi başaran Türkiye Kültür Yolu Festivali’dir.

İlk kez 2021’de Beyoğlu Kültür Yolu Festivali ile başlayan etkinlikler, üç yılda 16 ile yayıldı. Türkiye’nin uluslararası marka değerini yükseltmek, tarihi ve kültürel birikimleri cazibe merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, 2025’te rotasını 20 ile çıkaracak. Ne yazık ki bu iller arasında Karaman yok. Karaman için en yakın rota Konya. Bu bile büyük fırsat. (Karaman Valiliği şimdiden çalışmaya başlamalı. Hızlı tren imkânı değerlendirilmeli.)

Kültür Yolu Festivali’nin Ankara rotasındaki etkinliklerin büyük bölümünü izleme imkânı buldum. Resim ve Heykel Müzesinde açılan Picasso sergisini dört kez gezdim. Her seferinde farklı bir haz aldım. Resim ve Heykel Müzesinden çıkıp ikizi olan Etnografya Müzesinde Türk sanatının Selçuklu devrinden günümüze kadar devam eden örneklerinin sergilendiği objelerin yer aldığı bölümleri, özellikle el yazmalarının sergilendiği salonu ziyaret etmeyi de unutmadım.

El yazmaları ve hat levhalar salonu muhteşem. Orta kısmında “Yaratan Rabbi’nin adıyla oku” ayetiyle başlayan Alak Suresi’nin harf dizilimi, açık duran Kur’an-ı Kerim’in üzerine göklerden iniyormuş gibi yerleştirilmiş. Salondaki Kur’an-ı Kerim’lere ve hat levhalarına bakarken, Picasso’nun eserlerinden daha çok haz aldığımı söylemek isterim.

Picasso ile hat levhaları arasında bağlar kurdum. Meğer Picasso yıllar önce hat ile bağ kurmuş ve gördüğü bir eser karşısında “İşte gerçek resim bu!” diye haykırmış. (Picasso’nun hayran olduğu hat, Karahisârî veya Mustafa Râkım’ın çift vav’ıdır.)

Picasso ile dostluk bağı bulunan ve Picasso’nun seramik atölyesinde asistanlığını yapan ressam Abidin Dino, bir röportajda “Picasso, Türkiye’yi severdi. Akdeniz’in iki ucundaki iki ülkenin, Türkiye ile İspanya’nın yakın olduklarını düşünürdü. Nakkaş Siyah Kalem’i biliyor ve seviyordu. Atölyesinde bir Türk kilimi vardı. Türk şiirini tanıyordu. Türkiye’nin yabancısı değildi.” demiş.Karaman’ın İlk Kadın Hattatı: Emine Kurt

Picasso öleli yarım yüzyılı geçti. Karaman’a gelmesi mümkün değil. Türkiye’ye bile gelmemiş. Yazının başlığı benim hülyam. Ya gelseydi? Nereye gider, hangi eserler dikkatini çekerdi?

Bana göre, önce Aktekke’ye ve İmaret’e giderdi. Sonra Gazi Kültür’e uğrardı. Gazi Kültür’de bir hattatla tanışır ve hayranlıktan ağzı açık kalırdı. Niye mi? Bir kadın hattat, Karaman’ın ilk icazetli kadın hattatı, kurs açmış. Hangi sanatçı buna kayıtsız kalabilir!

Şimdilik Picasso’ya veda edelim ve Karaman’ın icazetli ilk kadın hattatı Emine Kurt’la tanışalım. (İcazet, üniversitelerin doktora derecesine eş değer bir belgedir.)

Emine Kurt iki çocuk annesi. Hat sanatına ilgisi ortaokul yıllarında başlamış. Aharlı kâğıdı ve kamışı bilmese de zarif yazılardaki ölçü, denge, incelik merakını uyandırmaya başlamış. Babası Ali Erokutan’ın getirdiği takvim sayfalarındaki hüsn-i hat resimlerini kesip biriktirmiş. Bu ilgi yıllarca devam etmiş.

Yıllar yılları kovalamış. Emine hanımın hat sevgisi dinmemiş. Evlenmiş, iki çocuk dünyaya getirmiş. Gönlündeki hat sevgisi depreşmiş. Hüsn-i Hat dersleri almaya karar vermiş. Karaman’da ders verebilecek icazetli bir hoca olmayınca Konya’da araştırmaya başlamış. Arayan bulur. Konya’da o yıllarda Destegül Sanat Merkezinde ders veren Hattat Gülşen Yıldız Hocahanım’ı aklının bir kenarına not etmiş.

Emine Hanım, eşinin de teşvik ve desteğiyle Konya’ya gitmiş. Emine Hanım o günü şöyle anlatıyor: “Kursu zor buldum. Sekreter beni karşıladı. Hocalar dersteymiş. Beklerken sekreter hanımdan bilgi almaya çalışıyorum. Usulü anlattı; koordinatör hoca, birikimine, kabiliyetine baktıktan sonra yeni başlayan talebeyi uygun bir hocaya emanet edermiş. Bunları anlatırken Gülşen Hoca çıktı geldi. Beni gördü. Sekreter beni tanıttı; Karaman’dan geldiğimi, ders almak istediğimi söyledi. Hocayı ilk defa gördüğüm halde onu yıllarca tanıyormuşum gibi bir duygu oluştu içimde. Hocahanım, elimdeki kendimce yazdığım yazılara baktı; “günde en az üç saat çalışabilir misin?” diye sordu. “Tereddütsüz çalışırım” dedim. Beni aldı, doğruca meşk sınıfına götürdü, talebelerine tanıttı.”

Tarih, 1 Kasım 2017 Çarşamba. Emine Kurt, hocasının açtığı kalemi ve meşki ilk defa o gün, onun elinden aldı. Hocası Hattat Gülşen Yıldız Hocahanım, merhum Hamit Aytaç, Hüseyin Kutlu, merhum Fevzi Günüç hocaların halefi ve bu ekolün önemli takipçilerinden biri.

Emine Hanım, her hafta Konya’ya gitmiş. Hafta boyunca çalıştığı dersleri götürüyor, hocası yazıların tashihini yapıyor, yeni dersler veriyor. Murakka talimi bittikten sonra taklit yazıları yazmaya başlıyor. Kalıp çıkarma, istif çalışmaları derken aylar yıllar geçmiş. Konya’ya derse gidip gelmeleri salgın dönemi hariç hiç aksamamış. Öyle bir aşk, öyle bir gayret. Aşk ile yapılmayan işin tadı tuzu olmaz.

Emine Hanım bu çalışmalara devam ederken bir olay hatıraları arasında önemli yer tutuyor:
“1 Mayıs 2019. Kurstan geldim. Eşim, hat sanatının yaşayan büyük isimlerinden Hüseyin Öksüz Hoca’nın Karaman’a geldiğini, akşam Hatuniye Medresesi’nde konferans vereceğini söyledi. Program başlamadan hocayı bulduk. Kendimi tanıttım, kursumdan ve çalışmalarımdan bahsettim. Hüseyin Öksüz Hoca, konferansın ortasında benden bahsetmeye başladı. “Karaman için bu bir milat olabilir.” dedi. Çok heyecanlandım.”

Hüseyin Öksüz, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu, eczacı, neyzen, mevlüthan, öğretim üyesi, Hamid Aytaç ve Uğur Derman’ın öğrencisi, yüzlerce ödül sahibi, yaşayan hattatların piri. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde (ABD’de 1, Avustralya’da 2, Kazakistan’da 3, Kırgızistan’da 1, Hollanda’da 3, Almanya’da 2) camilerin yazılarını hazırladı. 2010 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü, 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

Hattatların pirî teşhisi herkesten önce koymuş. Emine Hanım, gerçekten Karaman için milat olmuş.

Emine Hanım için 13 Şubat 2024 Salı günü hüsn-i hat yolculuğunda önemli bir dönüm noktasıdır. Yıllar süren çalışmalar neticesinde o gün Gülşen Yıldız Hocahanım, talebesine artık yazılarına imza atabileceğini söyler. Böylece nesih ve sülüs hat sanatında icazetini alır.

Hocası, altı ay sonra “Sen de Karaman’da talebe yetiştirmez misin?” diye sorar. Aslında bu bir soru değil, nazikçe dile getirilmiş talimattır. Emine Kurt, bu talimat gereği Karaman’da Klasik Türk-İslam sanatlarının ilk başlarında gelen hüsn-i hat eğitimi için talebelerini toplamaya başlar. Karaman Gazi Kültür, Sanat Merkezi’nde kurs açar. Kursların planlamasında eşi Karaman İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Abdurrahman Kurt ve Gazi Kültür’ün ağabeyi Ali Yağcı yardımcı olur.

Yedi yıllık hat yolculuğunda binlerce kilometreye varan tren ve otobüs yolculukları, kar, yağmur, rüzgâr, tipi, fırtına, mevsimsel güçlükler onu yıldırmaz.

Şimdi evinin bir köşesinde küçülen kamışlar, artan yongalar, binlerce sayfa meşk kağıtları, boşalan mürekkep şişeleri birikmiş. Karaman’ın ilk icazetli hattatı iki ayrı grup halinde 30 öğrenciye ders veriyor. Allah yollarını açık etsin. Necip Fazıl “Sanat, üstün fikirden süzülmüş üstün duygudur.” demiş.

Emine Hanım, halen Konya Klasik Sanatlar Merkezinde Hattat Gülşen Yıldız’dan ihtisas derslerine devam ediyor.

Picasso Karaman’a gelseydi sizce ilk kimi tebrik ederdi?