Karaman’dan yüklenip Ankara’ya getirdiğim, tepeden tırnağa bütün bedenime sinen kır kokusu, üzerimden uçup gitmeden bu yazıyı yazmak istiyordum, olmadı. Gecikti.
Karaman’da son keşfim, Paşabağı (Göves) oldu. Paşabağı, bir köşe yazısının sınırlarını aşacak zenginlik ve güzelliklere sahip. Yazının ilk bölümünü “Baharın ve Pınarların Eşliğinde Doğanın Kalbine Yolculuk” alt başlığıyla vermiştim. Sonra şöyle devam etmiştim:
Bu haberi kaçırmayın Karaman’ın Hacivatlı Köyü: Paşabağı Devamını Oku
Temiz, leziz içme suyuna hasret kalan Karaman’ın burnunun dibinde, pınarlarından, berrak derelerinden suların şırıl şırıl aktığı, kuşların, arıların, böceklerin ve çiçeklerin yaşaması için uygun ortama sahip bir köyde ilkbahara “merhaba” dedim.
Karaman’ın 20 kilometre uzağında, adeta İlk Çağ yerleşimlerine benzeyen bu bölgeye ilk kez geliyorum. Yol yarım saat bile sürmedi. Vadi içinde bir yerleşim yeri iken afet riski nedeniyle boşaltılmış. Köyün girişinde soluk renkli, 35-40 yıl önce dikildiğini tahmin ettiğim bir tabela hâlâ yerli yerinde duruyor. Yazıyı güçlükle okuyorum: Paşabağı. Eski adı Gövesmiş.
“Savaş ve Barış”, Anna Karenina”, “İvan İlyiç’in Ölümü” gibi eserleriyle Dünya Edebiyatı’nın zirve ismi Tolstoy’un en sevdiğim romanı “Müslümanlara özgü ağırbaşlılıkla” tanımlamasına yer verdiği Hacı Murat’tır. Tolstoy, Hacı Murat’ta şöyle yazmış:
“Mevsim çiçekleri dört bir yanı bir yorgan gibi örtmüştü. Her renk ve çeşitte çiçek vardı: Ortaları parlak sarı, mis kokulu papatyalar, kırmızı, beyaz, pembe güzel kokulu, yumuşak yoncalar, bal kokulu sarı ada çiçekleri, kırmızı gelincikler, mor pembemsi tüylü parmak otu, yeni açtığında çivit mavisi, solarken kırmızımsı maviye dönen peygamber çiçeği, badem kokulu, koparır koparmaz solan nazlı yaban keteni…”
Paşabağı’nı gezerken gördüğüm manzara, Tolstoy’un anlattığı gibiydi. Belki birkaç farklı çiçek vardı, hepsi o kadar. Gerçi bu mevsimde Karaman’ın köylerinin büyük bölümü aynı güzelliğe bürülüdür.
Rehberlerimiz Abidin Tekinbay ve Abidin Görünü ile Muhtar Yaşar Gülsuna, Hanönü mevkisinde durup karşı tepelere bakmamı söylediler. Baktığımda, dev kayalar arasında bir dinozor görüntüsü fark ettim. Onlar ‘canavar’ dediler.
Tabiat koşulları ilginç bir oluşum ortaya çıkarmış. Fotoğrafını çektim. Bir göz yanılgısı veya gölge oyunu değil; düpedüz dinozor. Meraklısı dinozorun türünü bilir, ismini de verebilir. Bu oluşum bir Batı ülkesinde, ABD’de veya Avustralya’da olsa, binlerce meraklı görmek, video ve fotoğraf çekmek için akın ederdi.
Dostlarıma, “Paşabağı köyünde onca güzellik ve tadına doyulmaz pınarlar var. Ama ben dinozoru görmeden gelmeyin” diyorum.
Paşabağı tümüyle tarihi ve doğal sit alanı olmayı hak ediyor. Sadece dinozor oluşumu bile bölgenin incelenmesini gerektiriyor. Karaman Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün dikkatine sunarım. Karaman’ın turizm potansiyeline sahip çok önemli bir bölge Göves. Karaman kendi değerlerinin farkına varmazsa başkaları hiç varmaz.
Paşabağı Vadisi’nin yukarısı Çatak olarak adlandırılmış. Paşabağı’nın görülmesi gereken yerlerinden biri de Alfaz. Alfaz, köyün 3 kilometre batısındaki bir vadinin batı yamacında. Vadinin cep oluşturduğu bir noktada ve bir hayli yüksekte.
Elverce veya Fındık Yakası denilen mevkiden, fındık, meşe ve maki türü bodur ağaçlar arasından tepeye tırmandık. Burada yine bir pınar karşıladı bizi. Pınarın suyu soğuk ve lezzetliydi. Bu yıl yağışlar az olduğu için suyun debisi düşükmüş. Buna rağmen vadiye kadar inen yatağının çevresine hayat veriyor. Tertemiz kaynak suyu, kana kana içtik. Pınar sesi eşliğinde Karakeş Yakası’nı ve vadiyi seyrettik.
Burada bir şapel kalıntısı var. Çoban ateşinin isiyle kararmış, define avcılarının zulmüne uğramış. Şapel, bir gözetleme kulesi gibi; her yeri görüyor, hiçbir yerden görülmüyor. Kayalar öyle ustalıkla oyulmuş ki, dıştan bir şapel olduğu fark edilmiyor.
Bölgenin daha yukarılarında oda mezarlar varmış. Çok yorulduğumuz için buraya çıkmayı göze alamadık. Bir başka güne bıraktık. Paşabağı, bir günde gezip görülecek yer değil. Birkaç gün ayırmak gerekir. Rehbersiz gitmemenizi öneririm. Köy sakinleri misafirperver, size yardımcı olacaklardır.
Paşabağı’nda mucizevi bir ağaç gördüm. Onun hikâyesini de bir başka gün yazacağım.
Paşabağı’na, Paşabağı’nın güzel insanlarına Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinden bir bölüm ile veda edelim:
Ah güzel Ahmet Abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konya’nın beyaz Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına…