Lale ve Şakayık Krallarının Karamanlı Olduğunu Biliyor musunuz?

Necip Fazıl’ın, destanlaşan Sakarya Türküsü şiiri “Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!” dizesiyle biter. Necip Fazıl bir gün bu şiiri okuyup bitirdikten sonra “Bir kişi kalktı! O da amuda kalktı” der.

KGRT’nin yükünü neredeyse tek başına omuzlayan Senem Yavuzaslan, “Neden Bir Adana Kadar Olamıyoruz?” başlıklı bir yazı yazdı. Bu yıl 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’na gönderme yaptı. Karnavala 1,5 milyon kişinin katıldığını belirterek, Karaman’da kültürel etkinliklerin yetersizliğinden yakındı, “Neden Bir Adana Kadar Olamıyoruz?” diyerek hem soru sordu hem serzenişte bulundu.

Senem Yavuzaslan’ı tebrik ederim. Karaman’da ilk kez bu içerikte ve toplumsal bir konuda eleştirel yazı okudum. Değerlendirmelerine katılmakla birlikte, bir gerçeğin göz ardı edildiğini söylemek isterim. Karaman’da basın bu konuda üzerine düşeni yapıyor mu? Habercilik sorumluluğunu üstleniyor mu? Seçim sonrası haberlerine bakar mısınız?

Karaman’a tekme yumruk girişelim! Kafasını gözünü patlatalım. Ağzını burnunu kıralım. Ama vurmadan önce bir soralım. Karaman bunca dayağı hak ediyor mu? Amuda kalkmak yerine ayağa kalkmak gerekmez mi?

Nisan’ın ikinci yarısını Karaman’da geçirdim. İstediğim gibi verimli bir gezi olmadı. Bununla birlikte onlarca haberle döndüm. Her biri umudu diri tutan haberler. Bunlardan biri Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’nı aratmayacak bir olaydı.

Türkiye’nin lale kralının Karamanlı olduğunu duydunuz mu? Karaman Ovası’nın bir vakitler kuş uçmaz, kervan geçmez kan kırmızı topraklarında, yer yüzünün en asil çiçeği laleyi yetiştiren kişinin kim olduğunu biliyor musunuz?

Fırtınalı bir havada, çöl tozlarına verimli toprakların tozlarının karıştığı, göz gözü görmeyen bir günde meslektaşım Mehmet Çetin’le Kızılkuyu köyü girişindeki 50 dekar alanda lale soğanı üreten Latif Ateş’le buluştuk.

Latif Ateş, Türkiye’nin lale imparatoru veya lale kralı. Siz inansanız da inanmasanız da, bilseniz de bilmeseniz de bu bir gerçek. Gerçek, gerçekliğini kaybetmez. Geçen yıl lale çiftliğinde 8 milyon adet lale soğanı üretmişler.

Latif Ateş, lale çiftliğini 11-16 Nisan tarihlerinde ziyaretçilere açmış. Ramazan Bayramına denk gelmiş. Çifte bayram yaşanmış. Altı günde kaç kişi gelmiş, laleler arasında gezmiş, renk cümbüşünde ruhunu dinlendirmiş , fotoğraflar çektirmiş, güzel anılarla ayrılmış dersiniz?

Karaman’ın nüfusuna yakın. Altı günde 64 bin araç gelmiş. Kameralarla tespitli. Yapay zeka hesaplamış: 216 bin kişi. Bu bir rekor değil mi? Bu rekordan kimin haberi var?

Tur otobüsleri kuyruk oluşturmuş. Mersin, Antalya, Ankara, Adana, Konya ve başka illerden yüzlerce tur otobüsü. Gelenler arasında Rus turistler bile varmış.

Latif Ateş, giriş için kişilerden ve araçlardan para almadıklarını söyledi. “Halk görsün, laleleri seyrederek mutlu olsunlar” diye düşünmüşler. Tek istekleri lalelerin ezilip çiğnenmemesiymiş. Maalesef laleler bu yıl bir hayli zarar görmüş. Kişi başı 10 lira alsalar 216.000×10= 2.160.000 TL gelir elde edilirdi.

Hiçbir başarı hikayesi tesadüf değil. Özellikle yoksulluktan kök alan, köylerde, toprak damlı evlerde, gecekondu benzeri binalarda doğup büyümüş kişilerin başarılarının ardında müthiş öyküler var.

Latif Ateş’in öyküsü de ilginç. Kızılkuyu 1965 doğumlu. Annesi köydeki evlerinin bahçesinde lale, sümbül ve bazı çiçekler yetiştirirmiş. Latif Ateş çiftçilik yapmış. Vatani görevinden sonra 1987-1992 yılları arasında Hollanda’ya gitmiş. Enkhuizen şehrinde lale soğanı üreten bir şirkette işe girmiş.

Latif Ateş’in lalelerle tanışıklığı o vakit başlamış. Lale ekim, söküm işlerinde çalışmış. Beş yıllık tecrübenin ardından, 1992’de yurda dönmüş. Lale yetiştiriciliğine 1996’da karar vermiş. Ortaklık kurmuş, Çumra’da işe koyulmuşlar.

Latif Ateş, bundan sonraki süreci şöyle anlattı:

“Türkiye’ye laleyi ilk getiren olduk. Hollanda’dan, daha önce çalıştığım iş yerinden lale, sümbül, üzüm sümbülü (muskari), nergis ve bazı soğanlı bitkilerin soğanlarını getirdik. İlk sene sıkıntı çektik. Belediyelere ve zincir marketlere vermeye çalıştık.”

Latif Ateş, 10 yıl birliktelikten sonra 2016’da ortağından ayrılmış. Kazımkarabekir’e bağlı Kızılkuyu köyünde 50 dekar alanda üretime başlamış. Yanında iki yardımcısı var. Biri kızı Merve, diğeri oğlu Yavuz Selim. Merve Ateş, Konya’daki ofisin işlerinden sorumlu, Yavuz Selim ise peyzaj mimarı ve tarlada babasıyla birlikte çalışıyor. İki kızı daha varmış ama onlar kendi mesleklerini (biri terapist, biri dişçi) yapmakta kararlılarmış.

Laleleri soğanları için üretiyorlarmış. Kesme çiçek olarak piyasa hazır değilmiş. Lale soğanları kasım ayında ekiliyormuş. Yağmurlama yapılıyor ve çiçeklenme nisan ayında oluyormuş.

Ziyaretçi akını da çiçeklenme döneminde gerçekleştiriliyor. Lale çiçeği uzun ömürlü değil, canlılığı 10 günde geçiyor. Ardından kırım başlıyor. Söküm ise hava koşullarına bağlı olmakla birlikte genellikle haziranın 15-20’si arasında yapılıyor.

Söküm işinde makineler kullanılıyormuş. Yaptıkları iş, bir tür soğan hasadı. Sökülen soğanlar sırasıyla temizleniyor, eleniyor ve sınıflandırılıyor. Sayım yapıldıktan sonra büyük soğanlar satılıyor (10 kalibre üzeri) küçükler, bir sonraki dönemin tohumluğu olarak kullanılıyor.

Latif Ateş, lale soğanlarının yarısının yurt içinde park ve bahçeler için alındığını, marketlere de ürün verdiklerini belirtti. Ürünlerin yarısı da muhtelif ülkelere ihraç ediliyormuş. En çok talep edilen lale soğanları kırmızı, sarı, beyaz mor ve pembe gibi ana renklermiş.

Bu yılki lale seyrine gelenler arasında Karaman Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim ile il müdürleri varmış. Latif Ateş’e, Karaman’da park, bahçe ve yeşil alanlarda hiç lale görmediğimi söyledim. “Belediye ile bir irtibatınız yok mu?” diye sordum.

Latif Ateş, ilk yıllarda çiçek ve lale soğanı götürüp belediyecileri davet ettiklerini, ancak gelen olmayınca sonraki dönemde bir daha belediyeye gitmediklerini anlattı.

Latif Ateş’le sohbetimiz bitti diye vedaya hazırlanırken Karaman için bir müjde verdi. Şakayık üretimine başlamışlar. Şakayık yumru köklü ve çok yıllık bir bitki çeşidi. Şakayık, kesme çiçek olarak satılacakmış.

Türkiye’nin en büyük şakayık üretim merkezinin Sudurağı’nda ve Türkiye’nin şakayık kralının Gürsel Çağlar olduğunu duymuş, maalesef gitme imkanım olmamıştı. Latif Ateş de şakayık işine girmiş. Karaman şakayıkta ikinci kralı tahta çıkarmaya hazırlanıyor.

Latif Ateş, “İlk şakayık üretimine önümüzdeki günlerde başlayacağız. Kesim yapacağız. Şakayık 15-20 sene dayanıyor ve üretim yapılıyor. Her yıl verim çoğalıyor. Dal başına geçen yıl 30 liradan işlem gördü. Bu yıl daha yüksek olur. Verimli ve kazançlı bir iş olacağını umuyorum” dedi.

Karaman, laleden sonra şakayık merkezi de oluyor. Şakayık kokusuyla bilinen bir çiçek. O gün fırtınada bir bölümü yere yatmıştı. İnşallah zarar görmemişlerdir.

Yavuz Selim Ateş de Washington’da Expo Fuarı’na katılacaklarını belirterek, “Amerika’da lale soğanı satışı yapacağız. Gurur verici bir olay” dedi.

Karaman’ın hatta Türkiye’nin gurur ve övünç kaynağı lale çiftliğinde yıl boyu düzenli 11 kişi çalışıyormuş. Kırım ve söküm döneminde ise günlük 15-20 kişi daha istihdam ediliyormuş.

Latif Ateş’in projeleri arasında Hollanda’daki gibi bir lale müzesi, soğanlı çiçekler müzesi açmak da var. Ayrıca seracılık da yapmak istediklerini ve kesme çiçek işini büyütmeyi planladıklarını söyledi.

Neden bugüne kadar yapmamış, hemen yapsın demeyin. Bunları yapmalarına yasa veya mevzuat izin vermiyormuş. Benim aklım almadı. Tarım alanlarındaki yapılaşmanın kısıtlanmasıyla ilgili bir yasak olduğunu tahmin ediyorum.

Latif Ateş, konuyu Vali Hüseyin Engin Sarıibrahim’e anlattıklarını, çözümünü beklediklerini belirtti. İnşallah sorun hallolur ve lale çiftliğinde yenilikleri görebiliriz. Bir de ceza almışlar ama o konuya hiç girmeyim.

Karaman’ın laleden öğreneceği çok şey var. Japonların sakura mevsimi dünyanın takibe aldığı bir büyük etkinlik. Japonlar bunu değerlendirmeyi bilmiş. Sakura çiçeği kiraz çiçeğidir. Farklı bir kiraz türü.

Karaman’da 12 milyon elma ağacı var. Elmanın çiçek döneminde Karaman’daydım ve görsel şöleni kaçırmadım. Kirazlar da çiçek açmıştı. Bu yıl meyvede inşallah bereket yaşanacak. Ağaçların dalları çiçeklerden gözükmüyordu. Arı vızıltıları eşliğinde elma ve kiraz çiçeklerinin seyrinden aldığım hazzı tarif edemem.

Senem Yavuzaslan’ın Elma Festivali çağrısına ve diğer konulardaki eleştirilerine inşallah kulak verilir.

Halk güzellik peşinde. Fırsat bulan doğanın kalbine yolculuğa çıkıyor. İmkanlar arttıkça güzele rağbet artıyor. Karaman, güzelliklerinin farkına varmalı, değerini bilmeli. Bir lale çifliğini 6 günde 216 bin kişi gezmiş . Söylemesi kolay. İnanılmaz bir sayı. Turizm çeşitliliğinden pay alma zamanı. Karaman elini çabuk tutmalı.

Karaman Ekranlarda, Kaçırmayın

Remzi Tartan ağabey, Karaman’da yeniden düzenlenen Alpaslan Türkeş Parkı’ndaki taş binada yöresel yemekler verildiğini duymuş. Öğle yemeği için gittik. Taş binanın önü bir kalabalık, bir kalabalık… Parkı mis gibi yemek kokuları sarmış. Onlarca kadın ve kameralar, çekim ekibi. Belediye Başkan Yardımcısı Eyüp Aslan’la karşılaştık.

Kanal 7 için “Bahar Kapıda” programını hazırlayan ekipmiş. Ben tv izlemeyenlerdenim. “Bahar Kapıda” programının her bölümünde Türkiye’nin farklı bölgelerinin kültürel ve doğal değerlerini ekrana taşınıyormuş.

Çekimlerin sonuna gelmişiz. Bir kameriyede oturduk. Program için hazırlanan yemekler uzun bir masada. Coğrafi işaretli ürünlerimiz de tanıtılıyor. İlisıra dolmasından çorba çeşitlerine, börekler, el yapımı baklavalar. Keşkek bile var.

Ekip, Karaman Belediyesinin davetiyle gelmiş. Şehrin tarihi dokusunu, yöresel lezzetlerini ve bölgenin tabiat güzelliklerini, benzersiz bahar manzaralarını çekmişler.

Program 4 Mayıs Cumartesi günü saat 22.30’da yayınlanacakmış. Programın sunucusu, izleyicilere Karaman’ın en ilgi çekici noktalarını gezdirerek, bölgenin tarihini ve kültürünü detaylarıyla aktaracakmış. Fragmanını izledim. Lale çiftliğinden de çekimler yapmışlar.

Karaman mutfağından örnekler sunulmak üzere hazırlanan yemekleri tatmak nasip oldu. Eyüp beyin misafiri olduk. Taş bina bir lokanta olarak düzenlenmiş. Dekor ve masalarla şark köşesi ile hoş bir mekan olmuş. Rezervasyonla hizmet veriliyormuş. Karaman’da yöresel yemeklerin yenileceği bir mutfak yok diye yıllardır şikayet ederiz. Çok güzel bir mekan olmuş. Keşke günün belli saatlerinde açık olsa.

Yemekleri hazırlayanlar Ongun çalışanlarıymış. Hepsi heyecanlıydı. Ekip, Ayrancı’ya, Divle obruk peyniri ile bölgenin diğer güzelliklerini çekmek için ayrıldı. Biz de yemeklerin tadına baktık. Karaman’a geldiğimin ikinci günüydü ve kısmetli olacağımın işaretiydi.

Karaman’ı farklı bir gözle ve profesyonel bir ekip eşliğinde gezmek istiyorsanız 4 Mayıs Cumartesi günü saat 22.30’da Kanal 7’de yayınlanacak programı izlemenizi öneririm.

New York’tan Gelen Ölüm Haberi

Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bir cenaze namazının ardından eve döndüğümde, New York’tan da bir ölüm haberi aldım. Yazın ve düşünce dünyama katkısı olduğuna inandığım yazar Paul Auster, kitaplarının bir düzinesinden fazlasını okuduğum biriydi.

Paul Auster, New York Üçlemesi ile tanıdığım yazar. “Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi?” diyen ve Türkiye’de bir kesimin nefretini kazanan kişiydi. “Yaşamın tadına bakmak” cümlesini de ilk ondan duymuştum.

Paul Auster, New York Üçlemesi’nin son kitabında, 1986’da yazdığı Kilitli Oda’da “Yaşamlarımız bazen bizi elimizde olmayan yerlere götürür ve elimizde hemen hemen hiçbir şey kalmaz. Ölümle birlikte her şey ölür, ölüm de başımıza her gün gelebilir” diye not düşmüş.

Fikir dünyamın mimarlarından Edward Said, Columbia Üniversitesi’nde Paul Auster öğrenci iken tez danışmanıymış. Paul Auster’den not defterime aldığım cümlelerden bazıları şöyle:

  • -“Kendine soruyorsun: Daha kaç sabah kaldı… Hayatının kışına girdin.”
  • -“Öyküler, ancak onları anlatabilecek olanların başından geçer. Yaşantılar, onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini.”
  • “Yazmak beni uzun süre etkisi altına alan bir bulaşıcı hastalık gibiydi ama artık iyileştim.”
  • “Düşünce ayırdında olduğunuz bir şeydir.”
  • “Hiçbir yaşam anlatılamaz.”
  • “Hiçbir yaşam kendinden başka hiçbir şeye indirgenemez.”
  • “Ölüm yalnızca mutluluğun hakemi değil, yaşamı yargılayabilmemize yarayan tek ölçü.”

Ölümüne kayıtsız kalmak istemedim. 77 yaşındaydı ve uzun süredir kanserle savaşıyordu.

“Fotoğraflar için Mehmet Çetin’e çok teşekkür ederim.” “Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Kutlu Olsun”

AHMET TEK