Harabat ehlini hor görme zahid, defineye malik viraneler var. (Erzurumlu İbrahim Hakkı/ Koca Ragıp Paşa)
32 ton, 32 bin kiloya denk. 32 bin kilo, 70 kiloluk 457 kişinin toplam ağırlığı demek. Bir binanın asansörü 630, 825 veya 1000 kg ağırlık taşıyabilir. Bir adet orta boy elma 100 gram. 10 elma 1 kg demek. 32 ton, 320 bin adet elmaya denk. Normal tır, 20-24 ton taşır. Dört dingilli Kırkayak kamyonların tonaj sınırı ise 32 -38 ton.
Bunları neden yazdım? 32 tonluk bir kütleyi gözünüzün önüne getirmeniz için. 32 ton ağırlığı parmağınızla kaldıramayacağınızı, cebinize sığdıramayacağınızı, masanıza koyamayacağınızı hatırlatmak için.
32 ton ağırlığı ile dünyanın en ağır lahdinin (taş veya mermerden oyma mezar) bulunduğu yerdeyim. Dünyanın en ağır mezarı diyorum, pramitlerden söz etmiyorum. Piramitler kadar değerli bir mezarın bulunduğu Karaman’ın Ayrancı ilçesine bağlı Anbar köyündeyim. Dünyanın en kıymetli, estetik ve sanatsal eserlerinden biri kabul edilen bu lahdin adı Sidamara.
Bir gün Sidamara’yı ve öyküsünü anlatmaya söz veriyorum. Çünkü Anbar köyünde Sidamara’yı gölgede bırakacak biriyle tanıştım. Sidamara, onun gülüşüne kurban olsun.
Benim hayatımı güzelleştirenler gülümsemeyi bilenler. Hayatımı karartanlar da somurtanlar. Güfte ve bestesi Zeki Müren’e ait “Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir” adlı uşşak şarkı hayat felsefemin özetidir.
Yılını hatırlamıyorum. Bir gazeteci dostum, Ahmet Tezcan ağabey, telefonla aradı. “Hayatımın en güzel haberlerinden birini dinledim. İnsanoğlundan umut kesilmezmiş. Senin hemşehrinmiş. Ayrancı’nın Anbar köyündenmiş. Dağlara, taşlara çiçek ekiyormuş. Git, bu adamı bul, hikayesini yaz. Biz de okuyalım.” demişti.
Dost dediğin size güzellikler taşır. Sizi güzel insanlarla tanıştırır. Güzellikleri işaret eder. Gazeteci yazar Ahmet Tezcan’ın sözünü ettiği kişi Bekir Tekinli adlı biriydi. Ne Ayrancı’ya yolum düştü, ne de Anbar köyüne. Bekir Tekinli adı aklımın bir köşesinde kaldı.
Dedim ya; Dost, sizi güzele, güzelliğe götüren kişidir. Muzaffer Karaoğlu, bir gün bana birini anlattı. Anbar köyünde yaşayan, çiçeklere düşkün, sıradışı biriydi anlattığı ve adı Bekir Tekinli idi. Tesadüfe bakar mısınız? Bekir Tekinli’nin haberini yapan kişi de Anadolu Ajansı Karaman Temsilcisi Mehmet Çetin çıkmasın mı?
Muzaffer Karaoğlu’dan telefonunu aldığım Bekir Tekinli ile görüştüm. Kendisini bir çoban olarak tanıttı. Koyun beslediğini, endemik bitkileri Anbarlı çevresine ektiğini, bahçesinde değişik türde çiçekler yetiştirdiğini anlattı. Bana yanık yoğurdu yapıp ikram edeceğini söyledi.
Hz. Mevlana’nın sözüdür: “Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar ne de güneş vaktinden erken doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir.” Bekir Tekinli ile tanışmamız da öyle oldu.
Karaman’dan Ayrancı’daki ÜNSPED Tarım Çiftliği’ne giderken, Anbar köyü tabelası gördüm. Bekir Tekinli’yi aradım. “Köyünüzden geçiyorum. Yolumun buradan geçeceğini bilmiyordum. 3-4 saat sonra döneceğim. Sizinle yüz yüze tanışmak istiyorum” dedim.
Çok üzüldü. Niye önceden haber vermemişim. Hazırlık yaparmış, süt ayırır, yemekler hazırlatırmış. Dönüşte bizi bekleyeceği yeri söyledi. Anbarlı’ya girdik, dediği yerde buluştuk.
İlk şaşkınlığımı güler yüzü, içtenliği ve nezaketi ile yaşattı. Böyle içten gülen birini görmedim. Bir tebessüm bir çehreye bu kadar mı yakışır? Çocukluğunu yüzünde yaşatan birini ilk kez görüyorum diyebilirim.
Benim niyetim ayak üstü el sıkışıp ayrılmaktı. O ise tutturdu, “Bırakmam, olur mu öyle şey, evime gideceğiz” diyor, başka da bir şey söylemiyordu.
Hayır demek mümkün değildi. Yüzündeki tebessümü öldürmeye kıyamam. Buna hakkım yok. Bindim aracına, doğru evine.
İkinci şaşkınlığımı, “Çobanım” diyen adamın evine girişinde yaşadım. Bir ev bu kadar samimiyet, güler yüz ve dürüstlük mü kokar? Tertemiz, geniş bir bahçe. Ağaçlar, çiçekler, çiftçi malzemeleri. Önce bahçeyi gezdirdi. Onlarca iris türü. Türkiye’nin her köşesinden çiçek getirmiş. “Çobanım” diyene bak. Bir köy ağası olsa böyle düzen kuramaz.
Her çiçeğin öyküsünü anlattı. Sonra iki katlı, güzel bir evin birinci katına çıktık. Yerler yün halı. Kuzine soba kurulu bir odaya, sedire buyur etti. Kendisi gibi, kalbiyle gülümseyen dünya tatlısı eşi geldi, hoş geldiniz derken yüzündeki gülücük kocaman bir şelaleye dönüştü. Bir çift birbirine böyle denk mi olur, birbirine bu kadar mı benzer?
İkisi de özel hazırlık yapmadan misafir ağırlamaktan ezilmiş durumda. Oysa ezilen benim. Geçerken ayak üstü tanışmak istediğim insan, dost olmakta geciktiğim, bugüne kadar tanışmamakla çok şey kaybettiğim biriymiş.
Tanıştık, prenseslerim dediği dört kızı varmış. Hepsi uzaklarda, uçup gitmişler. Yanlarında değil, kalplerinde yaşıyorlar. Bayramda, seyranda ve tatillerde mutlaka geliyorlarmış.
Tereyağında domalan yapmışlar. Kuru fasulye ile domalan bir sinide ortaya konuldu. Ayran ve yoğurt var. Çiftlikte gezerken iyice acıkmış olmalıyım, iştahla yedim. Oysa akşam bir yemeğe davetliyim ve bir saat sonra Sertavul’da olacağız.
“Sen beni kandırmışsın. Hani çobandın!” diyorum. Gülerek cevap veriyor: “Çobanım. Seni kandırmadım.” Eşi de gülüyor. Hepimiz gülüyoruz. Koyun yetiştiriciliği yaptığı için kendini çoban olarak tanıtmakta sakınca görmüyor.
“Sen zenginsin. Türkiye’nin en zengin insanısın. Rahmi Koç senin yanında yoksul sayılır” diyorum. O iyice gülüyor. Eşi de ona eşlik ediyor.
“Senin zenginliğin gülümsemen. Seninle beraber gülen biriyle evli olman. Allah sana zenginliğin en büyüğünü vermiş” diyorum. Bunları söylerken samimiyim. İlk kez geldiğim bir evde huzuru teneffüs ediyorum, huzuru hissediyorum.
Evinde misafir ettiği bazı dostlarının isimlerini sayıyor. Türkiye’nin değerli insanları. “Senin evinde kalacağım. Eşimle, çocuklarımla geleceğim” diyorum. Parmağıyla tavanı işaret ediyor: “Üst kat dayalı, döşeli. Misafirlerim için. Mutlaka gelin. Ocakta kemre yakıp süt kaynatacağım. Sana gerçek yanık yoğurdu yedireceğim.”
Dışarıda mis kokulu nisan baharı. Anbar köyünde kuzine sobalı bir odada ilk kez tanıdığım bir ailenin içtenliği. Hava kararmadan Karaman’a dönmek gerek. Sertavul’u iptal ediyoruz.
Evin hanımı, evden ayrılırken elime bir kova koyun yoğurdu tutuşturuyor. “Kusura bakma, evde sadece bu vardı. Yemek de hazırlayamadım” diye adeta özür diliyor.
Anbar köyü derseniz, benim aklıma Bekir Tekinli ve eşi gelir. Dünyanın en içten gülümseyen çifti gelir. Anbar köyünün Sidamara lahdini bir gülümsemeye sattım. Haberiniz olsun.
Karamandan.com 30 Nisan 2021’de, KaramanAA Temsilcisi Mehmet Çetin’e ait “Karamanlı doğasever, bahçesinde yetiştirdiği endemik bitkileri dağlara ekiyor” başlıklı haberi kullanmış. Lütfen buradan haberi okuyun derim. Bekir Tekinli’nin bir başka yüzünü göreceksiniz.
Bekir Tekinli Kangal köpeği yetiştiriyor, güvercin besliyor. Kazlar, tavuklar, koyunlar, keçiler, kuzu ve oğlaklarla kalabalık bir dünyası var. Bunca kalabalığa ve iş temposunun yüksekliğine rağmen bu kadar yalın, içten ve sevecen kalabilmeyi başarmış. Gülümseyerek, misafirperverlik göstererek, dostluklara değer vererek hayatın ipine sımsıkı yapışmış bir adam Bekir Tekinli. Her köyde bir Bekir Tekinli olsa, bu ülke dünyanın cenneti olur, güler yüzlü insanların barış yuvası olur.
Not: Ben döndükten birkaç gün sonra Konya Orman Bölge Müdürlüğü ve Karaman Orman İşletme Müdürlüğü iş birliği ile TEMA Vakfı Karaman İl Temsilciliği, Ambar köyü ağaçlandırma sahasında fidan dikmiş. Ben artık kendimi Anbar köylü sayıyorum. Anbar köylüyüm.
AHMET TEK