KERVANSARAY’IN ŞEN GÜNLERİ

DELİ SAİT’İN PASTANESİNDE SÜTLACI EKMEKLE YİYEN SİMİTÇİ ÇOCUK BÜYÜDÜ, DEVLETTE ÖNEMLİ GÖREVLER ALDI. O ÇOCUK DELİ SAİT’İ HİÇ UNUTMADI, NEDEN Mİ?

Deli Sait Hayat Pastanesi’ni açmıştır. Yaşı ise 50’ye yaklaşmıştır. Bilmediği bu meslekte çok zorlanır. Ama sebat eder, yılmadan, pes etmeden işini azimle yapar. Bir süre sonra Karaman’ın en iyi dondurmacısı ve pastacısı olarak nam salar. Mahalle ve dükkân komşusu olan ve Karaman’ın en iyi gözlemcisi ve fotoğrafçısı olarak tanınan Mustafa Koçak’ın anlatımıyla Sait Doğan “Her yıl yaşlanması gerekirken şakacı, neşeli, sevecen ve yardımseverliğin ona verdiği şartlarla genç ve dinamik olmuştur. Kendisine dondurmacı Deli Sait denilmesi de bu şakacılığından ve halkımızın dediği gibi ‘deli dolu bir insan’ terimiyle böyle kalmıştır.”

Mustafa Koçak ağabey, bir uzvu gibi, bedeninin bir parçası gibi hiç bırakmadığı fotoğraf makinesi ile Karaman’da binlerce kişinin portresini çekmiştir. O, Foto Renk olarak şehrin tanıdığı biridir. Mustafa Koçak’ın bir başka meziyeti olduğunu, benim gibi, bilmeyen çok kişi vardır. Mustafa Koçak, objektifiyle ürettiği kadar çok sayıda olmasa da kalemiyle portreler ortaya koymuştur. Mustafa Koçak’ın kaleminden Sait Usta portresi şöyledir:

Çok nüktedan, hazır cevap, hafif kambur, neşelidir. Kötülük yapılmasına izin vermez, kötülük yapanlara kızar. Hac görevini yapmıştır. Namazında, niyazındadır. Daima dürüst kalmaya ve dürüst yaşamaya çalışmıştır. “

Kervansaray, 1950’li yıllardan itibaren Karaman’ın alışveriş merkezlerinin kalbi konumundadır. Şehrin oteli Kervansaray’dadır. Ayakkabıcı, manifaturacı, berber, lokanta, bakkaliye, fırın, içki büfesi, ispirtocu, gazcı, helvacı, kitapçı, antikacı, halıcı, kalaycı, kök boyayla ip boyacı, hallaç, çaputçul dokuyucu, nalbur, nalbant, manav, at arabacılar, helvacılar, toptancılar, saraçlar, at cambazı ve o günün değişik mesleklerinin icra edildiği işyerleri hep Kervansaray etrafında yoğunlaşmıştır.

Elbet bu kadar değildir; şekerci, yağcı, meyhane, fotoğrafçı, tuhafiyeci, terzi, yüncü, tenekeci, testici, ispirtocu, gazcı, kolonyacı, seyyar satıcı, dilenci, şapkacı ve unuttuğum nice dükkânlar… Bir petrol istasyonu bile Kervansaray’a yüz elli metre mesafededir. Kervansaray garaja yakındır. Musalla, Askerlik Şubesi, müftülük binası, belediyenin bazı birimleri, kıraathaneler, pazar yeri, kasap dükkânları, camiler Kervansaray’ı çepeçevre sarmıştır. Eski Sinema Kervansaray’ın hemen ardındadır.

Kervansaray’ın önü her zaman kalabalıktır. Ermenek otobüsü buraya gelir. Taşeli bölgesinin yolcuları buradan indi bindi yapar. Otobüsten inenler, toz toprak içinde oldukları için Kervansaray’ın önündeki çeşmede her yerlerini bir güzel yıkayıp kana kana su içerler. (Ermenek’ten Karaman’a ilk otobüs seferinin öyküsünü ilk ağızdan dinledim. Bir başka yazıda anlatacağım. Sekiz saatlik yolculuğun hikayesi, o gün direksiyonda olan kişinin anlatımıyla notlarım arasındadır. Karaman-Ermenek yolculuğu sekiz saat kadar sürer.)

Kervansaray’da Nuri Koçak’ın fırını vardır, bir vakitler Hayat Pastanesi’ne komşu pastane bile açmışlardır. Kervansaray’ın sağında Sarı Mehmet’in çay ocağı, Hacı Akkaş’ın otobüs yazıhanesi, otel işletmecisi Ali Alkan, iki kardeşin işlettiği berber dükkânı ve testici Hakkı Uzuner’in iş yeri vardır.

Kervansaray, bugün yoktur. Diğer kervansaraylar da aynı akıbete uğramıştır. Tarihi kervansarayın yıkılmaması için Pirgun soyadlı bir kişinin kapının önüne yattığı ve burayı yıktırmam diye bağırdığı anlatılır. Tarihi değerleri koruma bilincinin olmadığı yıllardır. Eski yok edilmeden yeninin yapılamayacağına ikna edilmiş insanlar şehirde çoğunluktadır. Yeniye kavuşmak için eskiden kurtulmak gerekir (!) Dönemin ruhu vardır ve o dönemlerin ruhu böyle olsa gerektir.

Yunus Emre Camii’nin bütünlüğü bile yol açma uğruna yıkılmıştır. Yunus Emre Camii’nin dergâhı, aşevi ve birçok yapı, Karaman’da geniş kapsamlı yol yapımına kurban verilen eserlerdir. Bu yıkımlara kimse karşı çıkmamış, bilhassa yıkım yüceltilmiş, yıkımı gerçekleştiren dönemin belediye başkanından yıllarca övgüyle söz edilmiştir.

Korumanın bilinmediği yıllar. Sadece Karaman’da değil, Türkiye’de Demokrat Parti’nin ilk yıllarında birçok tarihi eser dozerlerin hışmına uğramıştır. İstanbul Vatan Caddesi bu yıkımlar için örnek gösterilir.

Karaman ister ev ister iş yeri ister başka bina, tarihi değerlerinin kıymetini bilmeyen şehirlerdendir. Kadim şehirler arasında bu kadar az tarihi dokusu kalmış başka yerleşim yeri pek var mıdır?

Karaman’da her eser göstere göstere yıkıldı. Her yıkımı insanlar toplanıp, orta oyunu seyreder gibi seyretti. İş makineleri, greyderler, kepçeler şehrin cadde ve sokaklarından geçerken hayran hayran bakıldı. Türkiye gelişiyordu, at arabalarının yanından traktörler daha çok geçmeye başladı. Kervansaray’ın yıkımını izledim. Sonra oraya dikilen ucubeyi gördükçe, Kervansaray’ın uçuruluşuna (!) ah çekerdim. Dedim ya, dönemin ruhu böyleydi.

Kervansaray’ın saltanatına son veren bina, şehrin bir doktoru tarafından yaptırılır. Meşhur laftır, tıbbiyeden her şey çıkar ara sıra da doktor… Öyle olmuştur. Mustafa Koçak’ın ifadesiyle, Kervansaray’ın yıkımı müteahhitlik de yapan bir doktorun aracılığıyla gerçekleştirilir. Müteahhitlik, dünden bugüne mirastır; fazla değişiklik yapılmadan günümüze gelen bir kazançlı yoldur. Karasakal Hoca bu konuyu vaazlarında dile getirir, “Odun pazarında bir kepçe çukur kazıyor. Etrafında en az yüz kişi var. Çukura bakıyorlar. Artık ne görüyorlarsa” diye latife yaparak, cemaati tebessüm ettirirdi. Vaazını dinlemeye gelenlerin sayısının kepçe ve dozerin açtığı çukurun çevresinde toplananlardan daha az olduğuna vurgu yapar, bu durumdan yakınırdı. Aynı cinayet odun pazarında da işlendi, Kale eteklerinde de başka mahallelerde de…

Deli Sait’in, şehrin en hareketli noktalarından birinde açtığı Hayat Pastanesi kısa sürede tanındı. Müşterisi hiç eksik olmazdı. Sait Usta, kolları sıvalı, uzun, beyaz bir önlükle müşteriye servis bile yapardı. Belki herkesten çok o çalışırdı. 1960-1970 arası Karaman’ın ticari canlılığının başladığı yıllardı. Bu canlılıktan ve şehrin ekonomik düzeyinin artışından en büyük payı esnaf alıyordu. Hayat Pastanesi de bu canlılığın merkezlerindendi.

Ankara’da uzun yıllar devletin en üst makamlarında görev yapmış bir ağabeyim, Sait Usta ile yazdığım yazıları okumuş, bir anısını anlattı. İsmini vermeden bu anıyı paylaşmak büyük eksiklik ama yazılmasını istemedi. Anlattığı olay, Deli Sait’in ne denli insancıl, merhametli ve gözlemci bir insan olduğuna delildir. Şehrin onu unutmadığının sebeplerinden biridir. Karaman’da nice paralı insanlar oldu. Çok esnaf para tutup başka şehirlere göç etti. Allah hepsine rahmet eylesin. Onlar saygı ve hürmet görmüş olabilirler. Ama pek azı şehrin hafızasında kayıtlıdırlar.

Çok yoksulduk. Çocuk yaşta çalışmaya başladım. Yapmadığım iş kalmadı. 10-11 yaşlarımda simit satardım. Sütlacı çok severdim. Hâlâ severim. Simitleri bitirdikten sonra Deli Sait’in pastanesine giderdim. Bir sütlaç ve çeyrek ekmek isterdim. Acıktığım için sütlacı hep ekmekle yer, karnımı öyle doyururdum. Param yetişmezse sadece sütlaç isterdim. Bir gün ekmek için param yetmedi, sütlacı yerken Sait Usta geldi. ‘Ne o, bugün sütlacı ekmeksiz mi yiyorsun?’ diye takıldı. Param yok diyemedim, başımı önüme eğdim. Gitti, bir tabağa ekmek koymuş, geldi. “Bundan sonra sütlacın ekmeği benden” dedi. Pastanedekilere de ‘Ben yokken gelirse sütlaç parasını alın, ekmeği bizden” diye tembihledi. O günden sonra Hayat Pastanesi’nde benden ekmek parası alınmadı. Allah rahmet eylesin. Hayırsever olduğunu herkes söylerdi ama ben kendim bunun tanığıyım. Bir küçük çocukken bana büyükmüşüm gibi davrandı, gönlümü kazandı. Unutulmamışsa bundandır.

KMÜ İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Akgül, KMÜ ve Ermenek Belediyesi’nin ortak ürünü, çok kıymetli bir eser olan Ermenek Araştırmaları’nın 2. cildinde yer alan tebliğinde, Kervansaray’ın o günlerini şöyle anlatır:

Kervansaray semtinde, sabah ezanı ile açılan dükkânlar, Deli Sait’in Pastanesi’nde içilen ve hakiki avlanmış tavşan etinden yapılan ‘arabaşı çorbası’ ve radyodan dinlenen sabah ajansı ve türküler yaşanan canlılığın habercisi olurdu. Yine karşıda Besler Lokantası’nda işine gitmek isteyenlerin acele olarak içtiği çorbalar ve çay ocaklarında içilen çaylara eşlik eden sıcak simitlerle başlayan hayat, gecenin on ikisine doğru, sinemadan çıkanlar bir de Askerlik Şubesi’nin bahçesinde yer alan yazlık sinema son müşterilere de hizmet verdikten sonra kepenklerin iniş sesleriyle semt, sabah ezanlarına kadar, gece bekçilerine emanet edilirdi.

Hemen herkesin birbirini tanıdığı, güvendiği, güler yüzlü insanların ve çocukların, yani bizlerin hayatlarına damga vuran semt, bugün eski günlerini adeta unutmuş, sessiz, ıssız bir semt olarak kalmış, adeta akşamüzeri hayatın bittiği ölü bir mekâna dönüşmüştür. Zira şehre, semte ve ticari hayata anlam katan eski ruh adeta uçup gitmiş gibidir.

Rahmetli Sait Usta’yı, Karaman’ın güzel insanlarından Deli Sait’in Karaman Belediyesi’nin hoparlöründen yaptırdığı bir duyurusu var ki, Türkiye’de bir başka ilde buna benzer bir hadise yaşanmış olacağına ihtimal vermem. Bu ibretlik gerçek öykü ve daha fazlası bir sonraki yazıya kaldı.

AHMET TEK