BÖYLESİ NE GÖRÜLDÜ NE DUYULDU

O, KUL HAKKINDAN ÇOK KORKAN BİRİYDİ, BELEDİYE HOPARLÖRÜNDEN ANONS YAPTIRIP HELÂLLİK İSTEDİ

Karaman’ın unutulmayan şahsiyetlerinden, Kervansaray’daki Hayat Pastanesi’nin sahibi Deli Sait lakaplı Sait Doğan’la ilgili öyküler bitecek gibi değil. “Karaman’ın Anthony Quinn’i” Deli Sait’in hayatı, bir dizi film olacak kadar renkli. 1960’larda büyük bir cesaret örneği sergilemiş. Duyduğumda, “Bu olay değil Karaman’da, Türkiye’de bile ‘Böylesi ne görüldü ne duyuldu’ başlığını hak edecek denli büyük haber olur” dedim.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sas) vefatından üç ay önce Arafat Vadisi’nde 124 bin Müslüman’a seslenir. Veda Hutbesi olarak bilinen bu konuşma, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nin hayat kaynağıdır, özüdür. Odamın duvarında asılı olduğu için 15 yaşlarımda ezberlediğim Veda Hutbesi’ndeki şu iki cümleyi kalbimden çıkarmadım:

Bütün Müslümanlar kardeştir.”
Hepiniz Adem’in çocuklarısınız.”

Veda Hutbesi’nde suçun şahsiliği prensibine dikkat çekilir ve en çok kul hakkı üzerinde durulur. Yine Hz. Muhammed’in (sas), ölümünden kısa süre önce, Mescid-i Nebevî’de yaptığı bir konuşma vardır. “… Bende hakkı hukuku olan var mı? Olan hemen gelsin ve Allah hakkı için, kıyamet günü hesaplaşmasından önce hakkını alsın” dediği konuşma, Hz. Muhammed’in (sas) kul hakkından nasıl çekindiğinin örneğidir. Hz. Ukkaşe ile aralarında geçen olay, birçok kaynakta yer almıştır.

Karaman’ın Deli Sait’i de hacca gitmeye karar verir. Hacca gidecektir gitmesine ama gitmeden önce helâlleşmek gerekir. O cahillik günlerinde, gençliğinin ilk dönemlerinde Öskes Boğazı’nda pusu atıp yol kesmiştir. 11 yıl hapis yatmıştır ama vicdanı rahat değildir. O, kul hakkının ne olduğunu bilen temiz kalpli bir Müslümandır. 1960’lı yıllarda insanlara ulaşmanın, onlardan özür dilemenin yolu sınırlıdır. Üstelik tanımadığın, kim olduğunu bile bilmediğin insanları bulmak kolay mıdır?

Sait Doğan’ı yakından tanıyanlardan İbrahim Ünal’ın (Kasabalı İbo ve Sakallı İbrahim) anlattığına göre, Deli Sait, o günlerde ve şimdi bile kimsenin cesaret edemeyeceği bir yöntemi tercih eder. Karaman’da duyurular belediye hoparlöründen yapılmaktadır. Esnafın reklamı, belediyenin ve devletin duyuruları ile vefat edenlerin isimlerinin okunması için tek geçerli yol vardır; belli noktalarda direklere konulmuş hoparlörlerle, belediye binasındaki merkezden yapılan anons sayesinde çok kişiye ulaşmak. Ne söylendiği çoğu kez açık seçik duyulmadığı için bu anonslar ardı adına yapılırdı. Yine de anlayamayan olursa, dükkân komşusuna sorar, öğrenirdi.

Deli Sait belediyeye gider, o dönemde kaç lira ise parasını ödeyip, “Ben Sait Doğan, Deli Sait lakaplı Pastacı Sait Doğan. Eşkıyalık yaptım, çok kişinin hakkını yedim. Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın” içerikli sözlerle, hoparlörden anons yaptırır. Öyle bir adam günümüzde yaşasa ve imkânı elverse ülkenin en çok izlenen televizyonuna çıkar, helâllik isterdi. Eminim yapardı. Hesap gününde Allah’ın huzuruna kul hakkıyla çıkmaktansa, bu dünyada kul karşısında mahcup olmayı göze alarak, ulaşabildiği kişilerden helâllik istemek için TV ekranlarından sesini duyurmaya çalışırdı.

Belediye hoparlöründen helâllik dileyen ilk cesur yürek Karaman’dan çıkmıştır. Karaman, bu örnek olayı geçmişinin en nadide anılarından biri olarak hatırlamalıdır. Belki bir gün Deli Sait gibi biri çıkar ve TV ekranlarından gözümüzün içine baka baka helâllik diler, görsellik çağının sembol ismi olarak kayıtlara geçer.

Deli Sait’in, “Ben Sait Doğan, Deli Sait lakaplı Pastacı Sait Doğan. Eşkıyalık yaptım. Çok kişinin hakkını yedim. Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın” diye adeta yakardığı sözleri Karaman’da belediye hoparlörlerinden gün boyu farklı saatlerde ve bir hafta boyunca duyulur.

Yine İbrahim Ünal’ın ifadesiyle Hayat Pastanesi’ne yüzlerce kişi gelir. Bu gelişler birkaç gün değil, birkaç yıla sirayet eder. Deli Sait, kim ne istediyse verir. “Benim 10 liramı aldın” diye on lira, “Yüz liramı aldın” diyene 100 lira verir. Nerde, ne zaman, nasıl diye kimseye sorgu, sual etmez. “Sırtıma vurdun” diyene sırtını döner, “Sen de bana vur” der. Böyle yiğit bir adama kimse vurmaya kıyamaz. Gelenlerin büyük bölümü hakkını helâl eder.

Böyle bir helâllik isteme, bu topraklarda ne daha önce duyulmuştur ne de daha sonra. Şimdiye kadar bunu yapmaya cesaret eden tek kişi Deli Sait olmuştur.

KMÜ İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Akgül’ün, Ermenek Araştırmaları adlı eserin 2. cildinde “Sarıveliler’den Karaman’a İyiliğe Adanmış Bir Hayat: Ermenekli (Deli) Sait Doğan” başlıklı makalesinde, hac olayı şöyle anlatılır:

“…Yaş kemale erdiğine, maişet derdi asgariye indiğine göre, imkânı olanların hac farizasını yerine getirme arzusu, 1965 yılında Sait Doğan’ın gönlüne düşer ve böylelikle hacca gider. Ve geçmiş hayatında bazı vazgeçilmez zannedilen alışkanlıklar, sigara vs. terk edilerek hac sonrası yeni bir hayat tarzı tercihi ilerleyen yaşa baskın gelmeye başlamıştır.

Artık Deli Sait, Hacı Said’e dönüşmüştür. Uzun beyaz sakalı ve başındaki beyaz takkesi onun ayrılmaz parçası olmuştur adeta. Önceki hayatında çalışkanlık, cesaret, fedakârlık, cömertlik, nükte en önemli şeyler idi. Lakin hac dönüşü daha olgun ve yetkin bir kişilik sahibi haline gelmiştir. Bıraktığı sakalı ve başındaki takkesi ile Hacı Sait, işini yetiştirdiği oğlu ve çalıştırdığı kişilere bırakır çoğu zaman. Zira ezan okunduğu zaman sakalını tarayarak, güzel kokular sürerek camiye gider. Kendisinin yetiştirdiği ve akşamları işini emanet ettiği yeğeni Mustafa Doğan bunlardan biridir. (Mustafa Doğan) Daha sonra kendine ait bir pastane dükkânı açarak ölümüne kadar mesleğini sürdürmüştür.”

Prof. Dr. Mehmet Akgül’e göre, Sait Doğan, “göç ederek geldiği Karaman’da bir ömre sığdırdığı iki hayat tarzına şahit olarak, hayatı boyunca Ermenek’in köy ve kasabalarından okumak veya meslek sahibi olmak için şehre gelen gençlere sahip çıkarak, onlara şehirde daha iyi bir hayatın yolunu açmıştır.”

(Deli Sait ile Onbaşı arasındaki ilişki ve daha fazlası inşallah bir sonraki yazıda)