Kent Bedevileri

Bugünlerde kiminle konuşsam ilk soru “Afganistan için ne diyorsun?” oluyor. Yanıtım değişmiyor: “Büyük olayların tümünde ilk günler yalan bombaları patlar. Bunlar çok şiddetlidir. Gözü kör, kulağı sağır, sağlıklı değerlendirmeyi iptal eder. Bugünlerde yapacağımız en sağlıklı iş, yalan bombardımanından kendimizi korumak olsun.”

Kendini devirip, tv ve cep telefonlarından izlediği görüntülerle, mesajlarla doyan ve başkalarının acısını tıka basa yutan tiplerin Afganistan üzerine yaptıkları değerlendirmeleri dinlemekten kaçınmanın vaktidir.

Afganistan’ın yaşadığı insanlık dramı seyirlik orta oyunu değil. İzlediğimiz görüntülerden, yorumcu kimliğiyle dinlediğimiz boş boğazlardan duyduklarımızdan duygu oluşmaz. En kıymetli yanımız, ne kadar kalmışsa, vicdanımızdır. Onu da kaptırmayalım.

Bugün Afganistan’da özgürlüğe, yaşama, sanata, kadına, çocuğa ve yaşlıya düşman bir güç var. Bu yeni güce muhalif daha çılgın ve acımasız gruplar var. Hayatları boyunca helal kazanç için damla ter dökmemiş bir güruh var. Bu hakim gücün elinde, başta ABD’nin ve başka ülkelerin hediyesi olan ve ellerinden bırakmadıkları ağır silahları var. İslam’ın gereği olarak gördükleri sarıklarının içindeki kafalarında gizledikleri bilinmeyen çok şeyler var.

“Eğitim ve şehirleşme İslam fıkhını geliştiren iki dinamiktir. Ne var ki, Müslüman dünya şehri terk etti, modernliğin kent modeline sarıldı; kentlere akın edenler sivil ve medeni mü’min olmayıp kent bedevisi Müslüman oldular. Fıkıh şehirde gelişir. Şimdi kent bedevileri, dini muhafazakârlık kisvesine bürüyerek kentleri ve tabiatı yağmalıyorlar. Bu durum İslam dünyasının tamamı için söz konusuyken, Afganistan için çok daha dramatiktir. Çünkü Afgan nüfusunun yüzde 80’i halen konar göçer/bedevi hayat yaşamaktadır. Hz. Peygamber (s.a.) kabileler federasyonundan harikulade bir medeniyet şehri kurdu (Medine); Müslümanlar bunu başaramıyor, milli/ulusalcı/kavimci/kabileci/mezhepçi kimliklerini referans alarak birbirlerini boğazlıyorlar. Taliban’ın aşırılıklarını haklı olarak eleştirirken, özünden kopup donmuş geleneklerin ve konar göçer-bedeviliğin, İslam dünyasının tamamını esir alan teşevvüşün (karışıklık) zihniyet üzerindeki etkisini hesaba katmak lazım.”

Ali Bulaç, Taliban’ı anlattığı bir makalesinde yukarıda tırnak içine aldığım bu görüşleri savunmuş. Ali Bulaç, ele aldığı konulara yoğun mesai harcar. Böyle olduğunu bildiğim için “Taliban üzerine, yakın tarihte kısa bir gezinti” başlıklı makalesini bir solukta okudum. Sonra bir daha, bir daha, bir daha okudum. Kent bedevileri sözcüğünü görünce irkildim. Arayıp bulamadığım, belki 20 yıldır üzerinde kafa yorduğum ama isimlendiremediğim konuya bilirkişi olarak teşhisini koymuş: Kent bedevisi. Kent bedevileri “dini muhafazakârlık kisvesine bürüyerek” kentleri ve tabiatı yağmalıyorlar. Üstelik, bu durum İslam dünyasının tamamı için söz konusu. Biz İslam peygamberini incelik, nezaket, zarafet, kibarlık, insanlık, vefa, cömertlik timsali olarak tanımadık mı? Bu vasıflar müslümanlar için sünnet hükmünde sayılmaz mı?

Taliban’ı tarif etmek için kelime seçmek istesek “sarık, cübbe, sakal, burka, silah” ilk aklımıza gelenler olur. Bir adım ötesi daha korkunç: Kan, ölüm, korku, baskı, zorbalık, hayata, insana, sanata düşmanlık…

Bir ülke için bütçe açığından daha büyük sorun nezaket açığıdır. Karl Marx, üstyapının altyapıdan kaynaklandığını iddia etmiştir. Oysa bir toplum, felsefe, hukuk, ahlak, sanat, din, ideoloji, siyaset ve kültürden oluşan üstyapısını sağlam kurmazsa, ekonomik gelişmeyi ve toplumsal huzuru sağlayamaz.

Şimdilik yalan haberden sakınacağız ama Taliban’dan korkmak için çok fazla emare olduğu da bir gerçek. Ayrıca Marx’a göre, “toplumsal koşullar çatışma biçimlerini belirler.”

İki kuşağını çatışmalar, işgal, kan ve vahşetle kaybeden Afganistan’da üçüncü kuşak için belirsizlik sürüyor. Bu belirsizliğe rağmen üçüncü kuşak da kayıplara karışacağa benziyor.

Ahmet Tek