Karpuza Gel Karpuza!

Karpuza Gel Karpuza!

Maşallah, Volkanik Karadağ’dan Bereket Yağıyor

Karaman Valisi H. Engin Sarıibrahim’in, Ortaoba köyünde karpuz hasadına katıldığı saatlerde, Tekirdağ mevsimin en sıcak gününü yaşıyordu. Hava sıcaklığı 36 dereceydi.

Kavun yazısının devamını yazıyordum. Marmara, hırçınlıktan uzak, ova gibi uysal; sıcaktan mayışmış, çivit mavisi çarşafı üstüne çekmiş, güneşin altında siesta yapıyordu. Karamandan.com’da “Volkanik Toprakların Eşsiz Lezzeti: Ortaoba Karpuzu” başlıklı haberi okuyunca kavun yazısını bıraktım. Karpuzu yazmaya karar verdim.

Balkondayım. Çalışma masasında, bir cam tabakta, küp şeklinde doğranmış, buz gibi soğutulmuş, kan kırmızı, iri göbekli, sulu ve kurabiye kıvamında, Tekirdağ’ın ünlü Ferhadanlı karpuzu… Bana ferahlık, yazıya ilham kaynağı.

‘Mavi Gözlü Kent’ Tekirdağ’ın tarım ürünlerinin başında ‘Ferhadanlı Karpuzu’ gelir. Bir dönemin ünlü yazarları, karpuzla ilgili yazdıkları yazılarda, Tekirdağ karpuzuna övgü düzmekten geri durmamışlar. İstanbul’un gurmeleri için Tekirdağ karpuzunun yeri bir başka. Dün öyleymiş, bugün de aynı.

Ferhadanlı, her yıl dört ay kadar yaşadığım Altınova’ya 20 kilometre uzaklıkta, Süleymanpaşa ilçesine bağlı bir küçük mahalle. (Tekirdağ, büyükşehir statüsünde olduğu için köyler mahalleye dönüştü.) 27-28 Temmuz’da “Ferhadanlı Karpuz Şenliği” yapıldı. Şenliği, Süleymanpaşa Belediyesi düzenledi. Bir coşku, bir coşku. Cümbüş var, cümbüş. İnsanlar akın etti.

Trakya’da etkinlikler, ‘kendin pişir kendin ye’, ‘kendin çal kendin oyna’ olmaz. Katılmayanı döverler(!) Festivalin ilk günü konuklara karpuz peynir ikram edildi.

Ferhadanlı karpuzunun en belirgin özelliği; incecik kabuk, az çekirdek (yok denecek kadar az ve minik çekirdek), iri ve çıtır çıtır bir göbek, hoş kokulu tatlı bir lezzet.

Bir önceki yazımı okuyanlar hatırlayacaktır; “Kavun mu, karpuz mu? Hangisini daha çok seversiniz?” diye sormuş, kavuncu olduğumu belirtmiştim. Kavun yazımın ikinci bölümünü yazacaktım. Kavuncu olmak karpuz yemeye engel değil. Kavunu seviyor olmak, karpuzlu yazı yazmaya da engel değil.

Kavunla karpuz ikiz kardeş. Bu günler tam kavun karpuz günleri. Nerede olursanız olun, fırsatı kaçırmayın. Buz gibi suyun içine atıverin bir karpuzu, bir dinleyin ondan çıkan sesleri. Kavun ne kadar sessizse karpuz o kadar gürültücü. Kesilirken çığlık atan başka meyve var mı? Bıçağın ucu değmeye görsün, kendini bırakıverir. Hemen iki parça olmuştur. Karpuzun kendini sunuş biçimi hep dikkatimi çekmiştir.

Vali H. Engin Sarıibrahim, ata tohumu ile üretilen ve kumlu topraklardan aldığı minerallerle farklı bir aroma kazanan Ortaoba karpuzunun bölgenin tarımsal mirasının korunması, geliştirilmesi ve geleceğe aktarılması açısından büyük önem taşıdığını belirtmiş. Sayın Vali’nin bu açıklaması beni çocukluğuma ve Karadağ eteklerine götürdü.

Karaman Ovası’nın bereketini en iyi bilenlerdenim. Babam çiftçiydi ve Karaman Ovası’nın bereketli toprakları sayesinde ailesini geçindirdi, çocuklarını okuttu. Babam, toprağı avuçlar “kına gibi, kına. Topraklarımız çok değerli” derdi. Köyümüz Karadağ’ın eteğindeki Kılbasan’dı.

Kılbasan’da ve Karadağ çevresindeki köylerde verim yüksek, ürün lezzetli olurdu. Kavun, karpuz, üzüm, nohut, mercimek, fasulye, ay çekirdeği, keten tohumu, kabak. Hiç mısır ekilmezdi. Meyve bahçeleri de yoktu. Ağaç bile yoktu.

Karadağ’da beslenen hayvanların eti ve sütü de çok özeldir. Karadağ civarındaki köylerde yapılan tereyağı, kaymak, peynir ve yoğurdun tadını, kokusunu, aromasını ve lezzetini damak tadı olanlara sorun. Karadağ sumağındaki ekşiliği ve yoğun aromayı bir başka sumakta bulamazsınız. Karadağ balını daha önce uzun uzun anlattım. Çiçek balının âlâsı Karadağ’da olur.

Gönül ister ki, her ürünün ilk hasadına yetkililer katılsınlar. Üreticilere moral versinler. Onların sevincine ortak olsunlar. Gazeteciler davet edilsin, bölgede yetişen ürünler hakkında bilgi sahibi olup güzel yazılar yazsınlar.

İçeriksiz, boş laflarla doldurulmuş yazılar yerine, verilere dayalı paylaşımlar yapılsın. Sosyal medyada takipçilerden beğeni almak için uyduruk ve bozuk Türkçeyle yazılmış metinlere gerek duyulmasın.

“Tarım bitti, çiftçi öldü, ürün tarlada kaldı” kara propagandası ile gerçekleri çarpıtan şeamet tellallarına fırsat verilmesin. Köylü misafiri ve misafire ikramı sever.

Kavun özbeöz Orta Asyalı, bizden demiştim. Hem kavun kelimesi köken itibariyle eski Türkçe hem kavunun ilk üretiminin yapıldığı coğrafya Türklerin ata yurdu olan Orta Asya.

Karpuzun menşei Orta Afrika’ymış. Kuzey Afrika olduğunu iddia edenler de var. Avrupalılara da biz tanıtmışız. Macar tarihçisi Sandor Takats, kavun, karpuz, kayısı gibi ‘bir hayli meyve çeşidini’ Macaristan’a Türklerin getirdiklerini, ülkenin her yerinde bahçeler kurduklarını, getirdikleri birçok meyve ve sebze çeşidinin Macaristan üzerinden Avrupa’ya yayıldığını yazmış.

Karpuz sözlüklerde “Kabakgillerden, sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekler açan bir bitkinin dışı yeşil kabuklu, içi kırmızı ve sulu, iri meyvesi” olarak anılır. Karpuz kelimesinin kökeni Yunanca. Bize Farsça karbüz kelimesinden geçmiş.

Karpuzun menşei Afrika demiştim. Biz şimdi Afrika kıtasındaki tüm ülkelerden daha çok karpuz üretiyoruz. “Tarım öldü, üretim yapılmıyor” diyenlerin ağzına karpuz kabuğuyla vurun. Çünkü yalan söylüyorlar.

Dünyada karpuz üretiminde ilk sıra Çin’in. “Çin kadar olamadık, niye biz birinci değiliz?” diyenlere lütfen şu bilgiyi verin:
Çin Halk Cumhuriyeti yaklaşık 9,6 milyon km²’lik yüz ölçümü (Türkiye’nin 12 katından daha büyük.) ile Rusya ve Kanada’dan sonra dünyanın en büyük üçüncü, Asya Kıtası’nın ise en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi.

  • Çin Halk Cumhuriyeti, yılda 61 milyon tonla karpuz üretiminde dünyanın lideri.
  • Türkiye 3.5 milyon ton yıllık üretimiyle ikinci sırada.
  • Hindistan 3.254.000 ton üretim ile üçüncü sırada.

Karpuzun ana vatanı Afrika’da en çok karpuz üreten üç ülke: Cezayir (2 milyon ton), Senegal (1 milyon 600 bin ton) ve Mısır (1 milyon 300 bin ton). Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan da karpuz üretiminde ilk sıralarda.

Şimdi 21 Ağustos 1929 tarihli Akşam gazetesinde çıkan “Tarlalarda Çürüyen Karpuzlar – Kıtlık Bir Felâkettir, Bolluk da Belâ oluyor…” başlıklı haberi okuyun.
“Trakya’dan gelenlerin verdikleri malûmata göre bu sene Trakya’nın her tarafında meyva pek boldur. Bilhâssa karpuz ve kavun birçok senelerden beri görülmemiş derecede bereketlidir. Fakat bu mahsul tarlalarda çürümekte, bolluktan istifade edilememektedir. Bu hale sebep İstanbul’da alıcı çıkmamasıdır.”

Biz, kıtlığın felâket, bolluğun belâ olduğunu çok eskiden biliyormuşuz. Bugün de aynı dertten muzdarip değil miyiz? Demek ki, biz bu konuya
100 yıldır çare üretememişiz. Aynı haberler muhalif olarak bilinen medyada bugünlerde çokça karşımıza çıkıyor. İnşallah yüz seneye kalmaz çözülür(!) Çözüm üretmeyi bir bilsek işte o vakit bir daha dirileceğiz.

Bir sonraki yazıda:

-Necip Fazıl’ı hapishane günlerinde bir Ramazan ayında ağlatan hediye neydi?
-İstanbul’da sergi açıp karpuz satan ünlü şair kimdi?
-“Karpuz, merkezi arzdan bize gönderilen bir hediye kutusu” diyen edebiyatımızın en değerli ismini biliyor musunuz?

Not: Kılbasan Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile Kılbasan Köyü Muhtarlığı, 16 Ağustos akşamı “Sıla ve Gurbetçi Şenliği” düzenliyor. İlahiler şiirler, türküler… Şair İbrahim Şaşma ve Ali Algın, Ozan Onguni, Karaman’ın en güzel sesi Ali Kırış Grup Sevgi, mehter ve sema gösterileri. Daha ne olsun! Genç Muhtar İsmail Ceylan, “Kılbasan’da buluşalım” çağrısı yapmış.

Günün Tatlısı: Karpuz kabuğundan tarçınlı reçel ve yanında vanilyalı dondurma.
Günün Deyimi: Ayağının altına karpuz kabuğu koymak.
Günün Bilmecesi: Alçacık yatık, içi dolu katık.
Günün Sıfatı: Karpuz kafa.
Günün Argosu: Karpuzlara bak!