Karaman’ın İncisi ve Birkaç Güzel Adam (1)

Hasbihâl

Önce selam, sonra kelam. Karaman’da yaşamıyorum. Sık geldiğim bir şehir de değil. Son gelişimle bir önceki gelişim arasında dört yıl geçmiş. Okurlarım ve dostlar soruyor; Karaman’daki gelişmelerden nasıl haberin oluyor? Onlara cevabım şöyle:

“Nereden mi haber alıyorum; gittiğim her şehirde bir gözetleme kulesine çıkıyorum, ayaklarımı sağlam basıyorum. Gözüm ve kulağım Karaman’da; bakıyorum, dinliyorum ve gıcır gıcır haberler karşımda. Ya da bir defineci gibi; üşenmiyorum, haber kokusu hissettiğim yerleri ince ince kazıyorum. Her seferinde hazine buluyorum.”

Tastamam böyle değil, ama bir bakıma tam da böyle. Gördüğümü, duyduğumu ve bulduğumu ince eleyip sık dokuyorum. Sonra haber değeri olduğuna karar verirsem yazıya dönüştürerek okuyucuyla paylaşıyorum.

Karaman haber kaynıyor, hangi taşın altını kaldırsanız altında yıllardır uyuyan bir haber yatıyor. Şehir merkezi de öyle, ilçeleri de, köyleri de. Her toprağında ‘haber madeni’ rezervleri var. Denizde kum, Karaman’da haber… Benim peşinde olduğum dedikodu değil, haber…

Karaman’daki her kıpırtıyı, her güzel olayı, sorun yumağına dönüşmüş konuları gündeme getirmeyi görev kabul ettim. Siyaset yazmamaya çalışıyorum. Kimsenin umursamadığı ve görmezden geldiği konulara dikkati çekmeye çalıştım. Bir gazeteci olarak yapabileceklerim bundan ibaret. Çözüm merci olmadığım gibi şifacı da değilim. Doğru olduğuna inandığım ne varsa sonuna kadar arkasında dururum ve asla geri adım atmam.

Keşke hep güzel haberler gelse de onları duyursam. Maalesef önüme gelen konular genellikle can sıkıcı, üzücü, şikayet içerikli. Bunları dile getirmeye çalışırken, konunun muhatapları rahatsız oluyor. Kimse eleştirilmek istemiyor, yapılan her işin övülmesini bekliyor. Alkışladığım, övgüyle söz ettiğim konularda ise bir teşekkür bile akla gelmiyor. Ama gerçekler kimi kez onların düşündükleri şekilde tezahür etmiyor. Daha çok eksik ve yetersiz işler karşıma çıkıyor.

Bu cümlelerimi bir yakınma olarak değerlendirmeyin. Sadece durum tespiti yapıyorum. (Herkes her durumda kendini haklı sayıyor dünyamızda. Ve insanların birçoğu, çıkarlarını da hak sayıyorlar. İoanna Kuçuradi)

Sorunları Kim Dile Getirecek, Çözümü Kim Önerecek?

Kılbasan’da ahır görünümündeki Kapalı Spor Salonu kim bilir kaç yıldır o halde? Gerçekten kimse görmedi mi, görüp de vicdanı sızlamadı mı? Güldere Köyü’ndeki TOKİ’nin yaptığı çocuk parkı ve çay bahçesindeki çirkinliklere bir diyeceğiniz yok mu? Bir hesap soran çıkmayacak mı? Gözümüz bu kadar kapalı mı?

Ahmet Tek’in ‘Yazıklar Olsun! Bunun Hesabını Kim Verecek?’ yazısını okumak için tıklayın.

Ahmet Tek’in ‘Varan 2; Yazıktır, Günahtır, Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkı Vardır!’ yazısını okumak için tıklayın.

Milletvekilleri dahil, konuyla ilgili bir açıklama duydunuz mu? Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in CHP’den seçildiğini zannediyorum. Güya muhalefet. Ondan da ses yok. Acaba Ak Parti’ye mi geçti diye düşünmüyor değilim. Karaman’ın hiçbir konusunu dert ettiğini görmedim.

Üç milletvekilimiz var, üçü de aynı, sessizliğe bürünmüşler. Karaman için ne yaptıklarını bilmiyorum. Bir milletvekilinin bazı kişilerin önünü açmaya çalıştığını, onlara yeni görevler verdirmek için uğraştığını işittim. Yakında dumanı çıkar.

İlkler unutulmaz, iz bıraktıkları için hep hatırlanır. İnsanlar gibi şehirlerin de ilkleri vardır ve onlar kentlerin hafızasında depolanır. Karaman, son yıllarda ilklerin şehri haline geldi. Birkaç gün sonra Gastronomi Festivali yapılacak. Karaman, daha düne kadar kimsenin hayal edemediği bir etkinliğin ev sahibi olacak. Adı bile unutulmuş yiyeceklerimizi yeniden tatma imkanı doğacak. Türkiye’nin ünlü şefleri Karaman’da ağırlanacak. Bu haberi ilk kez ben duyurdum. Bu yılın en çok okunan yazısı oldu. Yarın aynı konuda ilginç bilgiler aktaracağım.

Türkiye’de İlk Olacak

Birkaç aydır Tekirdağ’dayım. Karaman için ilk kez dizi yazı yazmak için kolları sıvadım. Okuyacağınız bu diziyi Marmara’nın serinliğinde, ayçiçeği, üzüm ve zeytin kokuları arasında, çalışma odamdan eksik olmayan yaz düğünlerinin kıvrak tempolu müziği eşliğinde zevkle, keyifle yazıyorum. Öyle güzel bir konu ki, bir yazıyla anlatıp nokta koymak istemedim.

Gazi Okulu

Karaman, Türkiye’de benzeri olmayan bir ilki gerçekleştirmekte sona yaklaştı. Bir dönemin en gözde eğitim yuvası Gazi Okulu’nun (Gazi Mustafa Kemal İlkokulu) “Karaman’ın İncisi” olarak adlandırılan görkemli binası artık yeni kimlikle hizmet verecek. Alman mimarisinin Türkiye’deki seçkin örneklerinden biri olan tarihi Gazi Okulu binası çok yakında kültürevi olarak kapılarını açacak.

Gazi Okulu’nun 6 dersliği, ana tema eğitim olmakla birlikte farklı içerikte maarif müzelerine dönüştürülecek. Dersliklerde Hollanda’dan getirilen bir tır dolusu malzemeyle birlikte Karaman’dan da toplanan binlerce eğitim araç ve gereci sergilenecek. Karaman yemeklerinin yapılacağı mutfak da Gazi Okulu’nda hizmete girecek.

Müjde İçinde Müjde

Bu yazı dizisi bir büyük müjdeden ibaret. Aslında müjde, içinde bir başka müjdeyi barındırıyor. ‘Karaman’ın İncisi ve Birkaç Güzel Adam’ başlıklı dizi yazıda sizleri bir tarihi binanın koridorlarında ve odalarında yolculuğa çıkaracağım. Birkaç fedakâr güzel insanı tanıtacağım.

Gazi Okulu’nun geçmişine gideceğiz. Gazi Okulu ne zaman yapıldı, kimler yaptı? Bu tarihi binadaki çalışmalar ne zaman bitiyor? Ne amaçla kullanılacak? İçinde hangi birimler yer alacak? Karaman’a katkısı ne olacak? Bu soruların cevaplarını da bu dizide okuyacaksınız.

Bir Karaman Sevdalısı: Ali Yağcı

İlk bölüme, bir Karaman sevdalısı gurbetçimizi, bir öğretmenimizi, bir vefalı arkadaşımızı, hem fedakârlığını hem cömertliğini hem çabasını anlatarak başlıyorum.

Bir şehri güzelleştiren o şehre sevdalı insanlardır. Onlar şehirlerini anne babalarına karşı duydukları yoğun sevginin benzeriyle severler. Onlar şehrin duayenleri ve hamileridir. Ali Yağcı, anlattığım bu özellikleri taşıyan bir güzel insan. Samimiyetine, sohbetine, mütevazılığına ve sevecenliğine hayranlık duyduğum ve 50 yıl önceden tanıdığım biri Ali Yağcı.

Ali Yağcı, Hollanda’da yaşayan bir gurbetçi. Bir koleksiyoncu. 40 yıldır servet harcayarak binbir emekle topladığı binlerce eğitim materyalini Hollanda’dan doğup büyüdüğü memleketine, Karaman’a getirdi.

Koleksiyoncunun Jesti

Karaman’ın tarihi okulu, Gazi Okulu’nu gezerken birinci kat koridorunun sonunda bir sınıfa girdim. Sınıf, tıka basa malzeme doluydu. O malzemeler arasında, kendini araştırma laboratuvarına kapatmış bilim insanına benzer, sempatik bir yüz ve geniş çerçeveli bir gözlüğün kalın camlarının ardında ışıl ışıl parlayan iri gözleriyle Ali Yağcı’yı gördüm. Hollanda’dan getirdiği bir tır dolusu eşyayı tasnif edip düzenlemeye çalışıyordu. Sınıf, bir antikacının yıllarca eşya istiflediği deposunu andırıyordu.

Ali Yağcı’yı görmekten çok mutlu oldum. O sadece Maarif Müzesi için eşya getirmemiş, benim baykuş koleksiyoncusu olduğumu biliyormuş ve Hollanda’dan baykuş getirmiş. Koleksiyonuma zenginlik katacak yeni misafirleri, sevimli baykuş objeleri hediye etti. Onca yoğunluğu arasında böyle bir incelik. Elbette duygulandım, teşekkür ettim.

Hollanda’da Ayak Basmadığı Yer Yok

Ali Yağcı müzenin özel eşyalarını tek tek anlattı. Onları nasıl, nereden temin ettiğini bile hatırlıyor. Bu parçaları almak için Hollanda’da ayak basmadığı toprak parçası kalmamış. Antikacılar, müzayedeler, panayırlar ve ikinci el satış mekanlarında günlerce gezmiş, alışveriş yapmış, koleksiyonculuğun heyecanını yaşamış.

Müzede neler yok ki… Hem şaştım hem hayret ettim. Bunca materyali toplamak ve onları muhafaza etmek için insanüstü çaba gerekir. Bir Ali Yağcı’ya baktım, bir odalarda yığılı malzemelere; bunca eşyayı bu adam mı toplamış? Nasıl altından kalkmış? Hollanda’dan nasıl getirmiş, diye düşünürken yoruldum. Dünyanın en zor işi orijinal ve antika parçaları bir ülkeden başka bir ülkeye götürmektir. Ne zahmetli iş olduğunu yaşayarak bilenlerdenim.

(Devam Edecek)

Ahmet Tek

*Fotoğraflar İ. Ethem Büyükköse tarafından çekilmiştir