Karaman, Türkiye’nin en şanslı illerinin başında yer alır. Neden mi? Bir ucu Toroslar’da bir ucu ovada, hem Akdeniz hem karasal iklimin nimetlerini aynı anda yaşayan bir kadim şehir. Karaman’ın asıl zenginliği ise köyleri ile köylerinde yaşatılan kadim medeniyetin gelenekleri.
Geçtiğimiz pazar günü, Göksu’nun serinliğiyle bir cennet köşesini andıran Bostanözü köyünde Koca Çınar’ın gölgesinde yüzlerce kişi bir aradaydı.
Koca Çınar, Karaman’ın anıt ağaç olmayı bekleyen bir güzelliği. (İnşallah bir gün bu dileğimiz gerçekleşir.) Burası, Göksu Sevdalısı, Torosların Ferhat’ı lakaplı, şelaleye Kral Yolu’nu yaptıran iş insanı Celalettin Ölmez’in park olarak düzenletmeyi başardığı bir huzur köşesi.
Koca Çınar, Bostanözü köyünün gönüllü gözcüsü, vadinin nöbetçisi. Celalettin Ölmez, bu güzelliğin çevresini düzenlemeyi kafasına koymuştu. Dereden toplanan binlerce taş, çınarın çevresine bir mozaik gibi döşendi. Etraf düzenlendi. Koca Çınar’ın altında soluklanmak, asırlık ağacın enerjisinden faydalanmak benim de nasibime düştü.
Koca Çınar Parkı’nı “Göksu Vadisi’nin Karamanlı Aşığı” başlıklı yazımda anlatmıştım. Koca Çınar, geçen pazar bir güzel geleneğe ev sahipliği yaptı. Bölgede o geleneğin adı hayır yemeği…
Hayır yemeğini veren kişi, Köy Azası Ali Keskin. Eşi emekli olmuş. Hem bu sevincin sadakası hem de Babası Ömer Keskin ve kayınpederi Dede Birer’in ruhları için hayır yemeği verdi.
Karaman’daki gibi işin kolayına kaçıp etli ekmek dağıtılmadı.
Hayır yemeğinin menüsünde keşkek, yahni, patlıcan kebabı, üzüm hoşafı vardı. Adeta “Sultan Sofrası”. Ayrıca yemekten sonra kömür ateşinde demlenen mis gibi çay ikram edildi.
Hayır yemeği köylüleri buluşturdu. Sohbete vesile oldu. Dualar edildi. Yorgunluk atıldı. Bu güzel ülkenin güzel gelenekleri inşallah hep yaşatılır.
Aynı gün, Bostanözü’nden kıymetli bir dost kahvaltı tabağını paylaşmış. Kahvaltı tabağı lafın gelişi. Ağzımın suyu akmadı desem yalan olur. Közde tava, tavada bol sarımsak, sucuk, yumurta ve yeşillikler. Ekmeği bandıra bandıra tavanın dibini bulmayı öyle çok istedim ki. Ama o havada, o ortamda…
Not: O gün babam Ali Tek’in ölüm yıldönümüydü. 1989’un 17 Eylül’üydü. 34 yıl olmuş. Tüm ölmüşlerimize Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.