Hastanede Yorgan Kavgası

Nasreddin Hoca, bir kış günü, gece yarısı, kapısının önünde bir gürültü duymuş. Hava soğuk ama Hoca meraklı. Yorganını sırtına alarak dışarı çıkmış. Birkaç kişinin kavga ettiğini görmüş. Yorganını bir kenara bırakarak kavgayı ayırmaya girişmiş.
Bu arada açıkgözün biri, Nasreddin Hoca’nın yorganını çalıp kaçmış. Az sonra Hoca’nın da gayretleriyle kavga bitmiş, taraflar barışmış. Ama Nasreddin Hoca, evine yorgansız dönmüş.
Karısı:
– Kavga neden çıkmış, öğrendin mi, diye sormuş Hoca’ya.
Nasreddin Hoca, gülerek cevaplamış:
– Hatun, ne sorup duruyorsun. Kavga bizim yorgan yüzündenmiş. Yorgan gitti, kavga bitti.

Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki rezaletin dumanı tütmeye devam ediyor. Yorgan henüz çalınmadı. Hastanede sergilenen tavır yetmemiş olacak ki, Başhekim Doç. Dr. Halil İbrahim Taşcı’nın görevden alınması için girişimde bulunanların telaşı artmış.

Bu arada, Tabipler Odası bile olaya tepki göstermemiş. Sağlıkçıların sendikasından da tık yok. Yazık, doktorların ve sağlıkçıların meslektaşlarını yalnız bırakmalarına akıl erdiremedim. Siyasi fanatiklik mi, başka gerekçeleri mi var? Herkes yandaşlığına göre tavır alıyor. İlke milke hak getire.

Ak Parti Karaman İl yönetimi Başhekim Doç. Dr. Halil İbrahim Taşcı’yı görevden aldırırsa, kişisel tatmin sağlanmış olur. Yoksa hastanede işler düzene filan girmez.

Sorun sadece Karaman’da değil. Sistem tıkandı, farkında değil misiniz? (Polikilinikler açısından durum böyle. Cerrahi bölümlerde 24 saat aralıksız sağlık hizmeti veriliyor. Doktorların fedâkarlığını lütfen görmezden gelmeyin.)

Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki olay ayyuka çıkmışken, başhekim görevden alınırsa, yapılan çirkinlik normalleştirilmiş olur ve Ak Parti’nin siciline kara bir leke olarak işlenir. Bu benim düşüncem. Siz en iyisini bilirsiniz ve kendinize yakışanı yaparsınız.

ANAP diye bir parti vardı. Onun sonunu da benzer olaylar hazırladı. Çöküş ve kriz dönemlerinde hata üstüne hata yapılır. Bu işlerin yolu yordamı bu değil. Yaptığınız sizin yanınıza kâr kalsa da vicdanlı insanların yüreğinde derin yara bırakır.

Karaman’ın ‘ceza rekortmeni’ bir imamını Beyşehir’e göndermişsiniz. Ayrancı’ya geçici görevlendirme öfkenizi dindirmemiş olmalı. İmam efendi ne yaptı da bu kadar kızdınız? Bu iş Karaman Müftüsünün başına patlamasın. Diyanet İşleri Başkanı her gün hedefte. Bir de bu imam işini başınıza dolamayın. Söylemedi demeyin, olay ulusal basınlık.

Karaman’da belediye başkanlığı seçimi öncesi bazı internet haber sitelerinin “Ak Parti’de kazan kaynıyor” başlığından rahatsız olmuşsunuz. Yalan mıydı, öyle olmadı mı? Bunu imam efendiye de nezaketli bir üslupla (!) bildirmiştiniz. “Kazan mı kaynıyor, sen mi kaynıyorsun, görürsün gününü” diye başlayan imamı bezdirme olayı, Beyşehir’e tayiniyle devam ediyor. İmamın, MHP Genel Merkezinden torpil bulduğunu, Ayrancı sürgününün sona erdiğini duymuştum. Demek ki duyduklarım doğru değilmiş.

Ak Partili yöneticiler! Siyasi rakipleriniz imamın geçici görevlendirilmesinden bile nemalandılar. Haberiniz var mı? Seçim öncesi herkese malzeme oldunuz. İzlediğiniz yol size yarar sağlamadı. Oy kaybınızı engellemedi. Her şey geride kalırken, seçimden nakavt olarak çıkmışken, bu tayin neyin nesi?

ANAP dedim, geçmişten bir anımı paylaşmak istiyorum. Ali Pınarbaşı, Karaman Milletvekili. ANAP’ın güçlü yılları. Özal rüzgârı esiyor. Karaman’dan bir grup geliyor, TBMM’de Ali Pınarbaşı’nı ziyaret ediyor. Köye imam istiyorlar. Pınarbaşı her zamanki güler yüzüyle espriyi patlatıyor: İmam tayinini biz yaptırıyoruz, imamlar Refah Partisi için çalışıyor.”

Bu olayı o yıllarda çalıştığım Hürriyet gazetesinin en çok okunan “Bir Günün Hikayesi” başlıklı köşesi için yazdım. Ali Pınarbaşı, bırakın tepki göstermeyi, “Öyle oluyor ama” diye tebessümle karşılamıştı. Refah Partisi’nin yıldızının parladığı yıllardı. Şimdi kimse bu kadar toleranslı davranmıyor. Herkes gergin. Herkes süper. Herkes en doğrusunu biliyor, en doğru olanı yapıyor.

Bir süredir telefonlarım susmuyor. ‘Sırça Köşkü’mde rahatım kaçtı. “Hani ikinci baskın olayını yazacaktınız?” diye hesaba çekenler, İl müdürlüklerinden aklımın almayacağı iddiaları bildirenler…

Arayan arayana. Konuşması gerekenler suskun, vatandaş dolu. Bunu da benden duyun. Bir güzel açıklamanızı duymuş değilim bugüne kadar. Basın suskun. Düzgün cümle kuramayanların yapmadığı değil, yapamayacağı işler, bunlar.

Karaman’da “Sırça Köşk”te doğdum. Sırça Köşk’te yaşadım. Altın kaşıkla beslendim. Bu keyifli yaşamımı bugüne kadar sürdürdüm. Şükürler olsun. Sırça Köşk’te keyif sürmenin ilk koşulu şükürdür. Sonra, kıymet bilmektir; ekmeğin, işin, hayatın kıymetini bilmek.

Karaman’daki olayların takipçisiyim. Diğer baskın olayını da paylaşacağım. Söz verip unutanlardan değilim.

Hastane olayını, ‘gördüm, duydum, ben bunları yazamam’ diyenlerin, aklı ermeyenlerin, eğip bükenlerin, trollüğü karakter olarak benimsemiş olanların iddia ettiği gibi, ne birilerine destek ne birilerine köstek için yazmadım. Duruş diye bir kavram var, meslek etiği var. Var da var. Suskun kalan vebal yüklenir.

Ahmet Tek