Türkiye’nin seyri en güzel ırmağı Göksu’dur. Göksu, 1355 kilometrelik Kızılırmak’ın yanında 260 kilometre uzunlukla boy yarıştıramaz. Ama o, nehirlerin prensesidir ve güzellikte üstüne yoktur.
Göksu, bölge insanı gibidir; utangaç, sakin, verimli, cömert, aşırılıktan uzak. O yüzdendir az bilinmesi. Üzerinde iki farklı şelale vardır ki, onları görmek hiç kolay değildir. Şelalelerden biri Konya Hadim’de diğeri Mersin Mut’tadır ve ikisinin de adı Yerköprü şelalesidir.
Dicle, Fırat, Kızılırmak, Sakarya üzerine kitaplar yazılmış, filmler çekilmiş, tanıtım seferberlikleri yapılmıştır. Göksu bunlardan da mahrum kalmış. Göksu, henüz keşfedilmemiş cennet köşesi, öyküsü yazılmamış vatan parçası. Göksu, Karaman, Antalya, Konya ve Mersin illerinden akar, Silifke ilçesinin güneyinden Akdeniz’e dökülür. Göksu’nun havza alanı 10 bin km²’dir. İki kolu vardır: Kuzey kolu Gökçay, güney kolu ise Gökdere’dir. ikisinin kaynağı da Toroslar’daki Geyik Dağı’ndan çıkar.
Her ne kadar adında ‘gök’ olsa da Göksu turkuazdır. Turkuaz mavisinin yatağı ise Göksu Vadisi’dir. Göksu adlı Anadolu’nun mahzun prensesinin Karamanlı bir aşığı olduğunu geçen yıl öğrendim. Sadece Göksu’ya değil, Göksu Vadisi’ne de sevdalı bir Ferhat’tı. Tutkulu aşkı beni heyecanlandırmıştı. Dağları deliyordu. Masalının bir bölümünü duyduğum halde, devamını beklemeden Tekirdağ’dan Karaman’a selam yollamış ve uzun bir yazı da yazmıştım.
Uzaktan gazel okuduğum Göksu Vadisi’ne nihayet gitmek nasip oldu. Yol güzeldi, yol arkadaşlarım güzeldi. Direksiyonda Fatih Türedi, beraberimizde Adem Kocatürk ve Ahmet Çelik. Güzergâhımız, Boyalı köyünde, Karaman’ın küçük dev adamının mezarı (Tayyar Yıldız) ile Alibeke Türbesi’ni ziyaret ve buranın anıt ağaçları… Her birinin notları yanımda, Edirne’ye getirdim. Bir kez daha Trakya’dan Karaman’ı yazacağım.
Burası Turistik Köy Değil, Bostanözü
Bostanözü, Karaman merkeze 42 kilometre uzaklıkta, 655 metre rakımda ve Göksu nehrinin yakınında bir yerleşim. Göksu Vadisi’nin en güzel köylerinden. Bıçakçı Köprüsü’nde mola verip fotoğraf çektik, çektirdik.
Bostanözü ayrımına kadar yol boyu, iki kilometrelik güzergâh rengârenk zakkumlarla bezeli. Zakkumun şöhreti kötü ama çiçeği ve kokusu olağanüstü.
Pembe, kırmızı ve beyazın tonlarıyla dikkati çeken, arıların akın ettiği zakkum çiçeklerinin ferahlatan parfüm kokusu havaya yayılmış. Akdeniz’in bu sıcak iklim bitkisi Bostanözü’nü çok sevmiş.
Öyle çok zakkum ekilmiş, öyle çok emek verilmiş ki, hemen fark ediliyor. Kayalar oyulmuş, taşlar parçalanmış, avuçtan az büyük çukur açılıp buralara zakkum fidanları dikilmiş. Damlama boruları çekilmiş. Tek tek, gün aşırı sulanmış, fire vermeden büyüsünler diye üzerlerine titrenmiş. Sonuç herkesin yüzünü güldürmüş. Biz de nasiplendik. Gözümüz şenlendi, içimiz ferahladı.
Zakkum fidanlarını diken ve dikilmesi için imkanlarını seferber eden kişi sizin de yakından tanıdığınız biri. Zakkumların efendisi, Toroslar’ın alımlı, boncuk gözlü Göksu adlı prensesine tutkun Karamanlı’dan başkası değilmiş. Zakkumları prensesin yüz görümlüğüne benzettim. Kolay mı Toroslar’ın Prensesi’ne talip olmak!
Zakkumları yazdım ama bir başka ağaç da yakın gelecekte yolcuları karşılayacak. Zakkum kadar incir dikilmiş. Özel bir cinsmiş. Onlar da kendilerini kurtarmış. Meyveleri kimlere kısmet olur, Allah bilir. Bostanözü incirlerinin tadına doyum olmazmış. Üstelik güzel kokarmış. Şimdiden bereketli olsun.
Bostanözü’ne giriyoruz, gördüğüm manzara turistik bir tatil beldesinden farksız. Zakkumlar, hanımelleri çiçeğe durmuş. Arılar, kelebekler halay çekiyor, onlar için düğün dernek zamanı. Bostanözü köy değil, kır düğünü mekanını. Arılardan, kelebeklerden ve kuşlardan bunu anlamakta gecikmedim.
Bostanözü’ne davetli olarak geldim. Davet sahibi Göksu sevdalısı Karamanlı iş insanı Celalettin Ölmez. Bostanözü’nden Koca Çınar’a kadar zakkum ve hanımeli kokularını içime çeke çeke yürüdüm. Koca Çınar, adıyla uyumlu bir ulu ağaç. Gün görmüş, asırlardır Bostanözü’nün gözcülüğünü yapan bir görkemli çınar.
Ben bu çınarı kucaklarım diyorum. Sanki kollarım kavuşacakmış gibi. Elimle dokunup selam veriyorum. Selamımı işittiğini ve karşılık verdiğini biliyorum. Milli Parklar, ağacın gövdesine bir kameriye kondurmuş. Göğsümü vadiden esen rüzgâra verip, derin derin nefes alıyorum. Binlerce çam ağacının, Bostanözü fıstığının, Göksu’nun özel çiçeklerinin ve Toros yaylalarının kokusuyla sihirli iksire dönüşen havayla dolan ciğerlerim 20’li yaşlarına uğramış gibi.
Koca çınarın zemini ve çevresi, Roma İmparatorluğu’nun zenginlerinin bahçelerindeki mozaikler kadar albenili, alımlı, seyirlik ve sanatsal…
Bu da mı yüz görümlüğü? Yapılan çalışma Göksu Vadisi’nin zarif boynu için tasarlanmış minyatür bir kolye ucu âdeta. 200-250 metrekarelik bir alan. İnce işçilikle yapılmış. Dronla çekimi mümkün olsa, devasa bir Türkmen Halısı serilmiş görüntü elde edilir. Bulunduğum yer Karaman’ın bir köyü, Bostanözü, ama İtalya’da Pompei yakınlarındaki bir köyü geziyormuş gibiyim.
Dere yatağından toplanan ve yüzeyleri farklı ton ve renkte binlerce parlak taş, Koca Çınar’ın çevresine döşenmiş. Kakmacılık sanatının yere uygulanması. Toprak zemine yüzbinlerle taş parçası çakılmış. Gelişigüzel değil, estetik kaygı ön planda tutularak modern bir çalışma başarılmış.
Koca Çınar, bir ana kucağı gibi, geleni gölgesine almaya hazır. Girişte “Koca Çınar Bostanözü Parkı” yazılı bir mermer anıt dikili. Anıtta Yapım-Tasarım: Celalettin Ölmez yazıyor.
Koca Çınar Parkı’na, zemin döşemesine, taş toplanmasına, ahşapların ve oturma mekanlarının yapımına emek verenlerin isimleri de unutulmamış. Celalettin Ölmez’in nezaketli ve kadirşinas bir insan olduğunun örneği, bu anıt taşı hazırlatmasından belli. Anıt taşta, Çalışanlar başlığı altında şu isimler var:
Osman Ekinci, Yakup Sıcakyüz, Ramazan Sıcakyüz, Mehmet Karataş, Duran Emir, Mehmet Bağrıaçık, Kemal Bağrıaçık, Ramazan Bağrıaçık, Mehmet Bağrıaçık (Foterli), Mehmet Doğan (Marangoz), Ahmet Birer, Recep Önkol.
Kral Yolu yürüyüşü, Su Uçtu Şelalesi’ni seyir, mola terasları, ziyaretçiler, mangal partisi ve dahası bir sonraki bölümde.
(Devam Edecek)
Ahmet Tek