ONLAR KARAMAN’IN İKİ GÜZEL İMAMIYDI. YARIM ASIRLIK DOSTLUKLARINA HİÇ GÖLGE DÜŞÜRMEDİLER.
Karaman’ın sevilen imamlarından Ömer Yılmaz‘ın vefat haberini aldım. Ömer Hoca, İmam Hatip’ten sınıf arkadaşımdı. Okul dönemimizin en hareketli ve kabına sığmayan öğrencileri arasındaydı. Arkadaş grubu da kendisi gibiydi. Hatırladığım kadarıyla iki Sami ve Cem’le birlikte ayrılmaz dörtlülerdi. Daha sonra Samiler Karaman’dan ayrılacak, Cem ile dostluğu mezara kadar sürecekti. Ömer Hoca ile Cem Hoca’nın dostluğunu bilmeyen yoktur. Onlar, boyları dışında her şeyleri denk iki güzel insandı. Sonra Karaman’ın iki güzide imamı olarak tanındılar.
Karaman İmam Hatip Ortaokulu’nun ilk yıllarıydı. O yıllarda hareketli, kıpır kıpır olan ve kabına sığamayan kanlı canlı çocuklara “yaramaz” sıfatı yapıştırılır ve yaramazlık asla hoş görülmezdi. O yıllarda, mesleği öğretmen olan ancak pedagojik eğitimden geçtikleri şüpheli kişiler çoğunluktu. Onların da birçoğu, öğrencilerden eli ayağı tutmayan, gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, özürlü birey gibi oturduğu yerden kalkmaya gücü yetmeyen veya 80’lik yaşlılar gibi davranmalarını beklerlerdi. Yarım asır önceydi.
Dostum ve üniversite döneminden ev arkadaşım Prof. Dr. Ömer Üre, Türkiye’nin en saygın psikologlarındandır. Ömer Üre, “Sevimli çocuk sağlıklıdır. Uslu çocuk için düşünmek gerekir” der.
İmam Hatip’te bizden istenen; itaat etmemiz, uslu çocuk olmamızdı. Olamayanlar dayaktan bolca nasiplenirdi. Kur’an-ı Kerim dersleri bile Kur’an öğretiminden çok dayak partileri şeklinde geçerdi. Herkes bildiğini yapar. O yıllarda öğretmen sıfatlı birçok kişinin bildiği, “öğrenciyi uslandırmanın yolu dayaktan geçer” ilkesiydi. O yılların aktif çocukları gibi Ömer de o sıralarda oturdu ve birçok arkadaşı gibi okulu bırakıp kaçmadı. Sabırlı, dirençli öğrenciler arasında yer aldı.
Henüz birinci sınıfta iken İngilizce dersinde öğrendiğimiz “Different” kelimesini Ömer’e yapıştırdık. Belki de bu benzetmeyi, İngilizce dersine giren ve siyahi bir görüntüsü olan öğretmenimiz yapmış olabilir. Muhtemel ki, kendisine öğrenciliğinde yakıştırılan bu sıfatı Ömer’e yansıtmıştı. Different, değişik, farklı demektir. Ömer sınıfın tek renkli gözlü, sarı saçlı, uzun boylu ve zayıf çocuğuydu. Her haliyle sınıfın farklısıydı. Baltık ülkesinin güzel çocuklarına benzerdi. Çocuktuk, gençlik henüz uzağımızdaydı.
Different kelimesi ne zaman karşıma çıksa arkadaşım Ömer’i hatırlardım. Oysa Ömer Yılmaz, sonraki yıllarda “Uzun Ömer” veya “Sarı Ömer” diye tanınır oldu. Ömer, İmam Hatip’i bitirdikten sonra imamlığı seçti. Uzun yıllar imamlık yaptı. Pandemi öncesi ki, iki yıla yakın oluyor, Anı Bisküvi Fabrikası‘nda bir cuma namazında Ömer Hoca ile karşılaştım. Uzun yıllar olmuştu görüşmeyeli. Cem ve Ali Hocalar da vardı, başka arkadaşlar da. Boynukalın kardeşlerin misafiriydik. Ömer Hoca, uzun yıllar Anı Bisküvi Fabrikası’nda cuma namazı kıldırmış. Nazım ağabeyin sevdiği insanlar arasındaymış. Her cuma buluşur, sohbet ederlermiş. O gün de öyle oldu.
24 Ocak 2020 günü, cuma namazından sonra Anı‘da yemek yiyip, Nazım Boynukalın‘ın odasında kahve içmiş, uzun uzun sohbet etmiştik. Ömer Hoca’nın hasta olduğunu, uzun süredir tedavi gördüğünü duymuştum. Hastalığının geçmişini ve seyrini kısaca anlattı. “Çok iyiyim, şükürler olsun” diyordu. Hastalığından hiç şikayet etmemiş. O gün de şikayet etmedi. Cem Hoca, bir arabaşı programı yapıp, dönem arkadaşlarımızı toplamaya söz verdi. Ama kovit-19 salgını yüzünden mümkün olmadı. O tarihten sonra Karaman’a yolum düşmedi.
Allah rahmet eylesin. Bir arkadaşı kaybetmenin derin hüznü içindeyim. Yakınlarına ve dostlarına baş sağlığı dilerim. En çok kankası, can dostu Cem Hocaya sabırlar dilerim. Yarım asırlık dostunu kaybetti. Onlar kadar birbirini tamamlayan, onlar kadar birbirine sahip çıkan, onlar kadar birbirini anlayan çok az dost vardır. Onlar dostluklarına hiç gölge düşürmediler. Ömer Hocam, amansız hastalığa uzun yıllar direndi. Cem Hoca, onu hiç yalnız bırakmadı. Ama takdiri ilahi, ömrü buraya kadarmış. Ömer Hocam, Konya’da kovit nedeniyle hayatını kaybetmiş. Acı haberi Vefik Boynukalın bildirdi. 13 Haziran 2021 Pazar günü Karaman Şehir Mezarlığı’na defnedilmiş. Mekânı cennet olsun.
Not 1: Karaman Müftülüğünün web sayfasında vefat eden eski personel hakkında neden yazı yayınlanmaz? Devletin resmiyetine mi yakışmaz yoksa bunu düşünen biri mi çıkmaz? Diyanet camiasına yıllarca emek vermiş hocalarımızın adresine ulaşmak, onların ne yaptıklarını öğrenmek neden bu kadar zor? Biliyorum, herkesin facebook grubu var. İletişim oradan sağlanıyor. Ama Karaman Müftülüğünün, Karaman’da yıllarca görev yapmış bir imamın vefat haberini duyurmamasına aklım ermiyor. Özel bir sitede bile Diyanet’in resmi sayfasından fazla Diyanet camiasına ait haber yer alıyor.
Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde göreve başlayan Karaman’ın yeni müftüsü Faruk Gürbüz‘e hoş geldin dileklerimle birlikte baş sağlığı dileğimi de iletmek isterim. Müftü Gürbüz’ün yukarıda dile getirdiğim soruna çözüm bulacağı ümidiyle, yeniden Karaman’ın başı sağ olsun. (Karaman Müftülüğünün web sayfasında 14 Haziran 2021 Pazartesi tarihi itibariyle il müftüsü olarak halen Muhammet Lutfi Ketenci gözüküyor. Hatırlatırım.)
Not 2: Fotoğrafları 24 Ocak 2020 Cuma günü Anı Bisküvi Fabrikası’nda Nazım Boynukalın’ın odasında çektim. Ne yazık ki ortak fotoğrafımızı bulamadım. Ömer ve Cem hocaların yarım asırlık dostluklarını göstermek için o gün, onlardan yan yana oturmalarını rica etmiştim. Dostluklar gönüllerde yaşar ama bu fotoğraf da onun kanıtı olarak bir köşede kendine yer bulacaktır.