- Alıkların ya da güçsüzlerin gözlerini kamaştırmak için sanatımı kötüye kullanmadım.
- Aydınlığı aradım hep. Boş yere aykırı gitmedim. Gürültü, patırtı koparmadım. Tuhaflıklar yapmadım.
- Bencil ya da aylak kişilerin hoşlandığı acayip, parıltılı şeylerden söz açmadım. Bunlarla göz boyamadım.
- Ne olduğu anlaşılmayan ve yanına yanaşılmayan duyguları dile getirdim.
- Kimseyi taklit etmedim. Korkup da güçlülerin ya da çoğunluğun isteklerine, beğenilerine uymadım.
- İlkemi, beğenimi, kuralımı kendimden çıkardım.
- İçtenliğimi ya da bağımsızlığımı en iyi ve en kısa yoldan göstermeyi düşündüm.
- İlle de şair olduğumu göstermek için çırpınmadım. Böyle bir tasa duymadım hiç.
- Kendimi işime verdim. Sabırla, alçakgönüllülükle mesleğimi inceledim, iyice öğrendim.
- Yüksek ya da alçak zekâlara vergi coşku, delilik ve ahmaklık belirtileri göstermedim.
- Çoğu zaman, bütün geceyi çalışarak geçirdim, gün doğduğunda bir sözcük olsun yakalayamadım. Kimi zamansa, en güzel dizelerim kendiliğinden geliverdiler.
- Mucizeler gösteren, hep arı su veren bir kaynağa benzetemedim kendimi. Kil ve toprağa benzettim. Toprak gibi süzüyor, kil gibi suyu topluyordum. Sonunda dizeler fışkırıyordu bağrımdan.
- Temiz yürekli olmak istedim. Kimseyi kırmadım, küçültmedim.
Bu sözler, Fransız entelektüel Roger Caillois’in “Şairin Savunması” başlıklı yazısından cımbızla seçtiklerim.
Kitaplığımda bahar temizliği yaparken haftanın okunacakları arasına aldığım kitaplardan biri Asım Bezirci’nin “Edebiyat Bahçesinde” başlıklı denemesiydi. Asım Bezirci, edebiyat tarihçisi, eleştirmen, denemeci ve çevirmendi. 2 Temmuz 1993’te Sivas toplu kıyımında katledilen 34 kişi arasındaydı. Yukarıdaki yazı, Asım Bezirci’nin “Edebiyat Bahçesinde” kitabında karşıma çıktı.
Geçen hafta okunacaklar arasında Patrick White’ın “Ölü Güller”i, Şule Gürbüz’ün daha önce okuduğum “Kambur”u, Jacques Derrida’nın “Çile” ve “Khora”sı, George Santayana’nın “Güzellik Duyusu”, Marc Jimenez’in “Estetik Nedir” kitapları vardı.
Karaman’dan gelen bir kargodan çıkan Turani’nin “Bir Adam” başlıklı şiir kitabı seçkilerimi bir bahar çiçeği gibi renklendirdi. Kitaplığım bahar güneşiyle Turani’nin şiirlerinin amber kokusuyla doldu.
Turani, Karaman’ın münzevi şairi. Yunus Emre’nin ayak izlerinin takipçisi. Şairin hası.
Bu kitabı iki yıldır bekliyordum. Nisanın sonlarında çıkageldi. Dünyalar benim oldu.
Kitap, kapağı ve tasarımıyla büyüleyiciydi. Kapak fotoğrafı, şairin iç dünyasını yansıtan bir portreydi. “Bir Adam” başlığı altında, “Şiir odur ki; “beni bir şair yazdı” desin! cümlesi vardı.
Kitabın editörlüğünü ve kapak tasarımını Âdem Kocatürk yapmış. İç tasarım Halil İbrahim Aygündüz’e ait. Âdem Kocatürk, her yaptığı işi güzel yapan, güzelleştiren biri. Entelektüelliğinin yanında, on parmağında on marifet olanlardan.
Kod Yayınevi tarafından hazırlanan kitap, 440 sayfa. Turani’nin mührü diye adlandırdığım girişteki dizayn ve şairin kısa sunumu, kitabın değerini ilk sayfadan okuyucuya hissettiriyor.
Daha sonra “Münzevi Şair” başlığıyla bana ait bir yazı, “Takdim” başlığıyla KMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İdris Nebi Uysal’ın ve “Turani: Yunus’u Yaşatmak” başlığıyla Karaman Şair ve Yazarlar Birliği Başkanı Osman Nuri Koçak’ın, “Bir Adam Bin Tefekkür” başlığıyla gazeteci yazar Âdem Kocatürk’ün yazıları yer alıyor.
“İçinde
Kiler” bölümü, bir sözcük oyunuyla karşılıyor okuyucuyu. Şair, kelime avcısıdır, kelimelere takla attırmayı bilen kişidir. Bu bölüm, şiir dizeleri gibi hazırlanmış, klasik üslubun özgün motifiyle süslenmiş.
“Bir Adam” Vecizeler’le açılıyor. Vecizelerden bazıları şöyle:
- – Seni sevmek güzel, çünkü sen güzelsin.
- – Tek başına bütün renkler körlüktür.
- – Kötülük de iyilik kadar meşhurdur, ancak meşru değildir.
- – Namerdin lokması yiğide urgandır.
- – Her yolcu akıbetini yürür.
Sonra şiirler; “Ahvâl” ile başlıyor. Turani, durumumuzun, vaziyetimizin röntgenini çekmiş. Turani, şiiri yeniden filizlendiren şair. Onun şiirlerinin kalıcı olacağına şüphe yok. Şiir onda bir heves değil, hayat tarzı. Yüreğinin sesi dizelere dökülmüş.
Turani’nin kitabı şiire aşinalığı olan herkesin kitaplığında olmalı. Turani’nin “Bir Adam”ı, şimdilik masamın şeref konuğu. Ne vakit kitaplığa kaldıracaksam, onun yeri Yunus Emre Divanı’nın yanı olacak.
Turani’nin kitabının yayınlanması sürecine ilişkin öyle bir öykü var ki, ne vakit hatırlasam burnumun direği sızlar. Turani’nin kişiliğini ve karakterini gösteren bir öykü. Bu kitap her açıdan sağlam. Turani’ye sevgimi ve saygımı artıran bir öykü. Birkaç tanıktan biriyim. Bir gün detaylı yazarım. Saklı kalmasına gönlüm razı olmaz.
Cahit Sıtkı Tarancı, “Şiirim, ömrümün enstantaneleridir” demiş. Bu sözü Turani için çekinmeden kullanabilirim.
Turani “Bir Adam”la huzurlarınızda. Adamdan, adamlıktan anlayanlar, Turani’ye sessiz kalmayın. Sözüm, adamlıktan nasibi olanlara. Gayrısı bizden uzak dursun.
Nihayet
“Nihayet! Elhamdülillah,
Şiirimi ve fikir dünyamı insanımızın hüsnükabulüne arz ve emanet ediyorum.”
Turani”Emanete hıyanet olmaz.”
Türk AtasözüBu haberi kaçırmayın Karaman’ın Cömertliğini Arif Paşa da Gördü Devamını Oku Bu haberi kaçırmayın Bu Şehirden Umut Kesilmez Devamını Oku
Ahmet Tek’in kitap takdiminde yer alan yazısı:
Münzevi Şair
Bu yazıya başlamadan önce kendime şu soruyu sordum: Şiiri mi, şairi mi öncelemek gerekir? Cevabını yine kendim verdim: Öncelik şaire verilmeli.
Şair, şiirin yapıcısı. Şair, kelimelere yeni anlamlar yükleyen, cümleleri düzene koyan ve ruhlara sızmaya cüret eden kişi. Elbette öncelik eser sahibinin olmalı. Şair, şiirini yüreğinde gezdiren kişi.
Tanıdığım ne kadar güzel adam varsa onlarla tanışıklığım tesadüf eseri oldu. Onlar, Yaradanımın bana dost olarak seçtiği insanlar. Mustafa Turanî de öyle. Bana, “Karaman’da Yunus Emre’nin nefesi ve ayak izleri var” cümlesini yazdıran adam… Mustafa Turanî, irfanî geleneğin çağdaş temsilcisi.
Necip Fazıl’ın ifadesiyle, “Şair, sıradan insanlardan üstün bir kavrayış sahibi olarak ‘İlahi emanetin temsilcisi’dir. Şair; madde-bitki-hayvan basamaklarından sonra insanla Tanrı arasındadır. Şair ‘büyü, sır, tılsım ustası’dır.
Mustafa Turanî, Necip Fazıl’ın bir kimlik ve kişilik giydirdiği şair kalıbından defosuz, ışıl ışıl çıkmış bir soylu kişi. Bir münzevi. Allah’ın korumasında. Böyle olmakla propagandanın ve sıradanlığın aleti olmaktan yakayı sıyırmış. Bu kanaatimin delili olarak yüzlerce örnek verebilirim. Sadece şu dörtlük yeter de artar:
Uzansam uzaklar uzağına,
Sıyrılıp da dünya külfetinden.
Ufuk ufuk baharlar koklasam,
Pörsümez güller memleketinden.
Mustafa Turanî adını ilk kez şu dizelerle duymuştum ve seçtiği kelimelerin gücü karşısında çarpılmıştım.
Dün gece Yunus’la divana durdum, “Oğul, şöyle yamacıma çök” dedi. Destur aldım, nice sualler sordum. “Oğul, buyur hasretini dök” dedi.
Turanî hakkında yazdığım ilk yazımın bir bölümü şöyleydi:
“Aman Allahım! Bunlar nasıl dizeler? Okudum, okudum, okudum. Son dizede dizlerimin bağı çözüldü. “Gönlünü gönlü verene yak” dedi. Şiirin şah damarı işte burası. Gönülü yakacak çırayı ve gönlün ne için yakılacağını gösteren kelimeler nasıl da özenli seçilip hizaya geçmişler.
Müthiş ifadeler. Turanî’nin dizeleri yüreğe şelale gibi akıyor. Kelimeler yumuşacık, batmıyor, bağırmıyor, hava gibi, su gibi sessizce içeriye sızıyor.
“Bu şiirin sahibi ‘Kelimelerin Efendisi’ olmalı” dedim. Kelimelere can suyu veren birinin nefesiydi okuduğum şiir. Kadim dönemlerin kelimelerini yeniden dirilten bir ozan vardı karşımda. Yunus Emre’nin dizinin dibine oturup, o büyük ustadan destur alınca hasretini gidermenin sevincini yaşayan biri.”
Mustafa Turanî’nin şiirlerinin zemini mistik. Yaşama can suyu akıtan bir mistisizm onun şiirleri. Necip Fazıl’a göre şiirin iki büyük unsuru vardır: His ve fikir. Bu iki unsur şiirde olmalı ve birbiri içinde erimelidir. Düşünce duygulaşmalı, duygu da düşünceleşmelidir. Turanî’nin şiirleri his ve fikir haznesinde erimiş ve yeni bir biçimle karşımıza çıkmış değerli kelimeler bütünü.
Turanî’nin şiirlerini okurken, kelimelerinin ışıklar saçtığını görürüm. Turanî’nin kelimeleri pırıltılı, renkli ve ezgili. Onun şiirleri söz çiçekleri. Ha kır çiçekleri ha söz çiçekleri. Bahar esintili hoş kokulu çiçekler. Yıllar geçse de tazeliğini kaybetmeyecek, değeri her gün biraz daha artacak nadide çiçekler…
Kitabın yayınlanmasını arzulayanlardan biriydim. Nihayet müjde geldi. Bu kitap, Mustafa Turanî’nin söz çiçeklerinin kristal vazosu olacak. Kristal vazoyu Yunus Emre’nin kitaplarının yanına koyacağım. İki gönül dostunu kitaplığımda buluşturacağım.
Suyu akmayan fıskiyelerin şair, cilalanmış kelimelerle dolu poşetlerin kitap kabul edildiği günümüzde yüreği şelale olan değerlerimizi tanımaya öyle ihtiyacımız var ki… Mustafa Turanî onlardan biri. Bir Adam. Güzel Adam. Onun şiirlerinin sohbetine kulak verirseniz “Beni Mustafa Turanî yazdı” diye övündüklerini duyarsınız.
Turanî’, bir münzevi. Turanî için “Şiirlerin Efendisi” benzetmesi abartılı sayılmaz. Turanî hakkında tek cümle yazma hakkım olsaydı, şöyle yazardım:
“Yunus Emre’nin ayak izlerini takip eden çağdaş derviş.
Ahmet Tek