Müfettişi ilk kez ilkokulda gördüm. Cumhuriyet İlkokulu’nda öğretmenimiz rahmetli Ahmet Duru, müfettiş gelmeden önce hepimizi uyardı. O gün okula temiz yakalarla, kesilmiş saç ve tırnaklarla, kaplanmış defter ve kitaplarla gelmemizi istedi. Okulun ve sınıfın temizliğini hizmetliler yaptı. Camlarımız bile silindi.
Müfettiş, okul müdürümüz rahmetli Cafer Eray ile sınıfa girer girmez gözleriyle dört bir yanın röntgenini çekti, öğretmen masasında bazı defterlere göz attı. Sonra bizlere sorular sordu. Sorular kolaydı, çünkü sınıfın çoğu parmak kaldırdı. Müfettiş, 15-20 dakika içinde hem bizi hem öğretmeni denetlemeyi başarmış olmalı ki, geldiği hızla gitti. Öğretmenimizin gülümsemesinden işlerin iyi gittiğini anladık.
Son yerel seçimlerde, Karaman’da belediye başkanlığı Cumhur İttifakının bir kanadından diğer kanadına geçti. Önceki döneme ait bazı işlemlerde usulsüzlük iddialarının ardı arkası kesilmedi. Bazı faturalardan, fahiş ödemelerden söz ediliyor.
Her seçim öncesi adaylar veya mensubu bulunduğu partileri, seçmenlere “şeffaf” yönetim vaadinde bulunur. Seçim biter şeffaflık unutulur. Bu her dönem için böyledir.
Keşke her seçim sonrası, bir önceki yönetimin hesapları didik didik incelense, şikayet edilen konular açıklığa kavuşturulsa, bir yolsuzluk, usulsüzlük ve haksızlık yapılmışsa hesabı sorulsa… Böylece seçimi kaybeden yönetim şaibe altında kalmaktan kurtulur, işbaşına gelen yönetim, eski defterleri karıştırmakla zaman kaybetmemiş olur.
Demem o ki, Karaman Belediyesi’nde bir önceki döneme, Ertuğrul Çalışkan’ın belediye başkanı olarak görev yaptığı günlere ait hesaplar incelensin. İktidar partisi, geçmiş döneme ait işlemlerin veya akçalı işlerin gözden geçirilmesi için müfettişleri veya denetçileri seferber etsin. Bu kadar zor mu? Yerel seçimlere iki yıl kadar kaldı. Bir önceki dönemin defterinin kapatılması gerekmez mi?
Her gelen yönetim bir öncekinin bulaşık, karışık işleriyle uğraşmasın. Evet, bulaşık ve karışık kelimelerini özellikle seçtim. Bir iş dile düşmüş, iddiaların ardı arkası kesilmiyorsa orada bulaşıklık, karışıklık vardır. Bu iş bir yasaya bağlansın. Giden, hesabını vererek, aklanarak gitsin. Devir teslim işi bundan sonra yapılsın. Bu milletin kuruşunun hesabı sorulsun. Kim ne yapmış, ne kadar harcamışsa, bunlar kalem kalem internet sitelerinden, kendi portallarından açıklansın. Şeffaflık olacaksa gerçekten olsun. Aksi takdirde kimse bize boş konuşmasın.
Ak Parti’nin Karaman’daki son belediye başkanı görev süresi içinde ne kadar harcırah aldı, temsil ve ikram giderlerine ne kadar ödendi, maaşı ve tüm harcamalarıyla birlikte 5 yıldaki hizmetinin toplam maliyeti nedir? Bunların dökümünü bilsek, nereye, ne harcanmış görsek olmaz mı? Görev süresi dolunca aynı işlem MHP’den seçilen belediye başkanı için de geçerli olsa, mukayese imkanı doğmaz mı?
İhale ve benzeri işlere dair öneride bulunamam ama sadece belediye başkanlarıyla ilgili olarak bu basit işlemi yürürlüğe koymak zor olmasa gerek. Şaibenin önüne geçilir ve seçmen bilgilendirilmiş olur.
Dünyada “hesap vermek” fiilinin en çok kullanıldığı ülke Türkiye’dir. “Allah’a hesap vereceğiz, Allah bunun hesabını sorar, hesaba çekileceğiz, hesabını veririz, hesap vermekten kaçmayız” sözleri, ister ahiret ister bu dünya için olsun havada uçuşur. Bir laf bu kadar çok kullanılırsa içi boşalır, yalama olur. Türkiye’de olan da budur. Ne hesap veren olur, ne hesap soran…
Her şeyin hesap, kitapla yapıldığı zamanımızda, hesaplarla ilgili iddiaların hesaba alınmamasına akıl erdiremiyorum. Herhalde hesap sormayan, hesap vermeyen ülkeler arasında da ilk sıra bizdedir. Bizler vatandaşlar olarak kimseyi hesaba çekemeyiz. Ama sistem hesap vermek ve hesap sormak üzerine düzenleme yapabilir.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2020 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre, Türkiye, küresel sıralamada 180 ülke arasında 86’ncı sırada bulunuyor.
Yolsuzluk Algı Endeksi’nin ilk sırasılarında, Danimarka ve Yeni Zelanda yer aldı. Bu iki ülkeyi Finlandiya, Singapur, İsveç ve İsviçre takip etti. Almanya 8’inci sırada geldi. Niye ilk üçte değiliz, ilk onda değiliz, yirmide ellide değiliz? Çözüm bulmak mı zor, çözme arzusu duymak mı?
“Hamal, ipinin ve küfesinin hesabını zor vermiş” masalıyla avunan bir kitle için bu dünyada hesap sorulmuş, sorulmamış ne önemi var. Böyle mi değerlendireceğiz? İsveç’te bir bakan, tek bir çikolata için soruşturma geçiriyor, aklanıyor, buna rağmen istifa ediyor. Halk, ahlak, adalet, liyakat, şeffaflık talebinde bulunmazsa, bu konularda ısrarcı ve takipçi olmazsa eski defterleri karıştırmakla oyalanmaktan başka iş yapılamaz.
AHMET TEK