Depremin Depreştirdikleri

Ünlü sufi Muhyiddin İbn’ül Arabi’nin Füsus’ul Hikem (Hikmetlerin Özü) adlı başyapıtında ağlamakla ilgili bir hikâye vardır. Başına çok musibet gelen bir evliya ağlıyordur. Ona derler ki, “Sabredip tahammül etsene, neden ağlıyorsun?” O, şu yanıtı verir: “Kardeşim, Allah bu hadisede benim sabretmemi değil, ağlamamı murat etmiştir. O yüzden ağlıyorum. Neden tahammül edeyim?”

Ellerde Ne Başkanlar Var

Günlük yaşamın hayhuyu içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Siyasetin kabalığından ve hoyratlığından bıktık usandık. Atanmış ve seçilmişlerin büyük bölümü görevlerinin halka hizmet olduğunu adeta unutmuş. Geçici makamları kendi varlıklarının ayrılmaz parçası sanıyorlar. Özel, dokunulmaz, eleştirilmez, asık suratlı, tebessümü unutmuş kişiler ruhumuzu karartıyor, içimizi daraltıyor. Öyle bir noktaya geldik ki, bu hal üzere olanlar doğal karşılanıyor. Onlar artık yadırganmıyor.

Karamanlı Öğrenciye Polis Yumruğu

Hz. Mevlâna’nın 25 bin 618 beyitten oluşan 6 ciltlik muhteşem eseri Mesnevi “Dinle Neyden” cümlesiyle başlar. Ney, kamıştandır. Bu yazı ise abanozdan yapılmış klarnet üzerine olacak. Bu güzel ülkede ‘Klarnet Kardeşliği” diye bir gerçekliğin örneğini vereceğim. Bir nefesin, ezginin ve enstrümanın neler çağrıştırdığını anlatmaya çalışacağım. Tekirdağlı Katil Hasan’ı, Eyyvah Eyvah’ın Hüseyin Badem’ini, Karamanlı bir saat ustasını buluşturan bir öykü.