Asgari ücret 100 bin lira olsa işinizi sever miydiniz?

Unutamadığım gezilerim arasında, Çin’i ilk ziyaretim var. Çin, uçsuz bucaksız, kalabalık bir ülke. On iki günlük gezide ne kadar yere gidilir, hangi doğal güzellikler veya tarihi eserler görülürse ancak o kadarını görebildim.

Çin Seddi ve Yasak Şehir ülkenin simge değerleri; elbette ilk gezdiğim mekânlar buralar oldu. Çin Moğolistan’ını ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni, göz alıcı güzellikteki park ve bahçelerini, bazı şehirlerini de gördüm.

Çin’de iki şeye hayranlık duydum. Bunlar arasında Çin Seddi, dev sanayi tesisleri, Çincede anlamı “uzun nehir” olan 6 bin 370 km uzunluğundaki “Yangtze” yoktu. Biri, hizmet sektöründe çalışan işçilerin işlerini sahiplenmeleri, diğeri sanatçılarının olağanüstü hünerli oluşları…

Pekin yaklaşık 20 milyonluk nüfusuyla, dev çarşılarıyla, lokantalarıyla, sokak lezzetleriyle ve UNESCO Dünya Mirası listesine soktuğu yedi büyük eserle görülmeye değer bir şehir.

Pekin’de çarşı pazar gezdim, alışveriş yaptım. 1500’lerde İpek Yolunu takip ederek Çin’e ulaşmayı başaran bir tüccar olmasam da bir hayli sanat eseri ve çay çeşitlerinden aldım.

İster manavdan bir adet meyve, ister marketten bir paket çay, ister mağazadan küçük bir hediyelik eşya alın veya almadan eli boş çıkın, çalışanların nezaketi, üslubu, güler yüzü ve içtenliği aynı.

Surat asan, somurtan, sorularınızı duymazdan gelen bir kişi olmaz mı? Olmadı. Manav çırağı, bir elma alacak müşteriye, elma bahçe satın alacak iş insanı gibi davranıyor. Her alışverişte aynı muamele. Bir güzellik merkezinde yaşadıklarımı asla unutamam. Üç kişi aynı anda hizmet veriyor, ne cep telefonu var ne birbirleriyle konuşma. Sizinle meşguller.

Hele sanatçılar, sanat galerilerinde çalışanlar… Ne kadar övsem az. Onlarca benzer olayı görüp hayretler içerisinde kaldım.

Gördüm ki, hizmet sektöründe çalışanların yüzü gülüyor. Müşteriyi velinimet biliyor. İlişki biçimleri müşteriye pozitif duygu olarak yansıyor. Bunlar iş yerlerinin patronları değil, çalışanları. Öyle düşük ücret alıyorlar ki, duyduğumda inanamadım.

Düşük ücrete rağmen müşteriye nezaket göstermelerinin ve iş yerine bağlılıklarının sebebi ne? Kültürel kodlar olabilir mi? Hizmet sektöründe çalışanların güler yüzlü oluşlarına, müşteriye nezaketli yaklaşımlarına ve işlerine gösterdikleri titizliğe Japonya, Tayland, Vietnam, Singapur, Güney Kore, Filipinler gibi Uzak Doğu ülkelerinde de tanık oldum.

Çin’den Ankara’ya döndüğümde özellikle alışverişte ve kafelerde çalışanların tavırları gözüme battı, canımı sıktı. Çin’deki güler yüz ve müşteriye yaklaşımı göremeyince moralim bozuldu.

Kısacık Çin gezisi algımı değiştirmiş; Ankara’da gördüklerime ve yaşadıklarım beni huzursuz etti. Bir hafta sonra yeniden eski halime döndüm. İnsan bulunduğu ortama çabuk uyum sağlayan yegâne canlı. Fakat Çin’i unutmadım.

Müşteri memnuniyeti kavramı ülkemizde son yıllarda öne çıkmaya başladı. Özellikle kurumsal firmalar bu konuda hayli mesafe kat etti. Küçük ölçekli firmalar veya aile işletmeleri hâlâ “Git kardeşim, beğenmediysen başka yerden al! İstediğin yere şikayet et” kafasında.

İşin bir yönü de çalışanların memnuniyeti.
Türkiye’de “Çalışan Memnuniyeti” maalesef kimsenin farkına varmadığı bir kavram. Çalışan memnuniyetinin işçiye ödenen ücretle bağlantısı varsa da tümüyle değil. Belki yüzde elliyi bulmaz. Memnuniyet çok daha değişken etkenlerin bütününden ortaya çıkar.

Ülkemizin bir gerçeği de çalışanların büyük bölümünün yaptığı işi veya mesleğini sevmemesi. Birçok kişinin gözü bir başkasının işinde. Konumundan hoşnut, işinden hoşnut, iş yerinden hoşnut insan gördüm mü, bir seviniyorum, sormayın. Karaman’da işçilerin memnuniyetini gözeten, test eden, bu alanda çaba harcayan şirket var mı? Ya da kamu kurumu?

Geçen Aralık’ta Karaman’daydım. Saray Holding’in mevlidine davetliydim. Nadir Otel’de konakladım. Şehir merkezinde, dört yıldızlı temiz bir otel. Sabah erken uyandım, kahvaltı için ince, uzun, ferah ve ışıl ışıl bir salona indim. Benim gibi erkenci birkaç kişi kahvaltı yapıyordu. Açık büfe, bol çeşit.

Kahvaltı rutinim, tereyağında iki yumurta sarısı. Katılaşmadan, ekmek banılacak kıvamda olacak. Yumurtanın beyazını yiyemiyorum. Yanında bir tutam taze nane, maydanoz, domates ve yeşil biber. Belki bir parça peynir, biraz simit.

Mutfak görevlisinden sahanda yumurta yapmasını isteyeceğim. Kapısı açık olan mutfağa yaklaşınca içeriden keyifli kıkırdamalar duydum. Arada kahkahalar da yükseldi. Sabahın bu saatinde, mutfak personelindeki neşeli ve keyifli hâl günün ilk ikramı oldu. Türkiye’de tanık olmadığım bir olay. Bizde ciddiyet esas. Neşeli olmak sululaşmak olarak görülür.

Mutfak kapısından içeriye doğru başımı uzattım, iki genç kadın. Neşeleri yüzlerinde ışıltı oluşturmuş iki personel. Hem çalışıyorlar hem laflıyorlar. Beni görünce sohbeti kestiler ama yüzlerindeki keyifli hâl devam etti. Ne istediğimi sordular, söyledim. Beş dakika sonra siparişim önümdeydi. Tam istediğim gibiydi. Kahvaltımı yaparken mutfakta neşeli sohbet ve kıkırdamalar devam etti.

Kahvaltıyı bitirince mutfak personeline teşekkür ederek otelin sahibi ve işletmecisi, zarif insan Nadir Nas’ın yanına indim. Kahvemizi içerken, kahvaltıda yaşadıklarımı anlattım.

“İşini yaparken mutluluğunu ve keyfini yanından ayırmayan iki kişiyi sizin otelde gördüm. Türkiye’de ender görülen bir olay. Siz personele ne veriyorsunuz ki bu kadar keyifle iş yapıyorlar? Çalışanlarınızın hepsi böyle mutlu mu?” diye sordum. Bu sözlerim Nadir Nas’ı keyiflendirdi.

Bazı kişiler var ki, onlara gülme hapından yüksek doz bile verseniz suratının asıklığını yok edemezsiniz. Kişi mutlu olmak istemezse, siz onun ayağının altına dünya nimetlerinin her çeşidini, ipek halılar, çiçekler ve inci mercanları serseniz mutlu olmaz. Mutluluğu kişi kendisi seçer. İç dünyasını haliyle, tavrıyla, tarzıyla çevresine yansıtır. İçinin güzelliği dışına vurmuş deriz. Fesatlık da, mutsuzluk da her çeşit hinlik de içten dışa yansır.

Ertesi gün, kahvaltıda yine aynı durum. Aynı kıkırdama ve yüzlerinden keyiflerinin yerinde olduğu belli iki kadın personel. Beni görür görmez, başı kapalı olanı, “günaydın” dedikten sonra, “Aynısı mı?” diye sordu. Hem mutlu ve keyifli hem dikkatli ve nezaketli.

Mutluluğun ne ilacı var, ne şurubu. Mutluluğun resmini çizen bir ressam da çıkmamış. Mutluluk çok özel bir duygu durumu. Bir otelin mutfağında sebze yıkayıp et doğrasanız da, bulaşık yıkasanız da, tatil cennetlerinden birinde, bir eliniz yağda bir eliniz balda olsa da mutluluk mayanız yoksa yüzünüz gülmez. Psikologlar ve nörobilimciler ’maddiyatçı insanlar’ın kendileri kadar maddiyatçı olmayan insanlardan daha mutsuz olduğu sonucuna varmış.

Birleşmiş Milletler desteğiyle hazırlanan 2024 Dünya Mutluluk Raporu’nda, Türkiye 143 ülkeden oluşan sıralamada 98’inci oldu. Mutluluk raporunun ilk sırasında Finlandiya var.

Mutluluk sadece gelir durumuyla ilişkili olsaydı Türkiye 72. sırada yer almış olacaktı. (IMF’nin Nisan 2024’te yayınladığı rapora göre, 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 12 bin 849 Amerikan doları oldu. Türkiye bu gelir ile dünyada 72. sırada yer aldı.)

Mutluluk sıralamasında, milli geliri Türkiye’den düşük ülkeler, bizim önümüzde yer aldılar. Uzak Doğu ülkelerinin büyük bölümü Türkiye’nin önünde.

Mutluluk, içimizde saklı cevherdir. Kimi farkına varır, kimi habersiz yaşar. Para mutluluk getirmez, belki mutsuzluğu erteletebilir. Mutluluk ruhun sakinliğidir. Mal, mülk, makam mevki, aşk, meşk mutluluk olmadığı gibi mutluluk kaynağı da olamazlar. Dünyevi hazlar ruhun sakinliğini sağlayabilir mi?

Çin’de sorduğum “Düşük ücrete rağmen çalışanların müşteriye nezaket göstermelerinin ve iş yerine bağlılıklarının sebebi ne? Kültürel kodlar olabilir mi?” sorusunun yanıtını Çinli bir bakan yanıtladı: “Genimizde var. 5 bin yıldır üretiyoruz ve 5 bin yıldır dünyaya ürün satıyoruz.”

Bir işveren olsaydım, işini seven ve sevgisini sergileyen çalışana güler yüzlülük primi verirdim. Prim miktarını aylık ücretten fazla yapardım. Bezgin, yorgun, yılgın, karamsar, pesimist, gülmeyen, teşekkür etmeyen, kendisine ve çevresine negatif enerji yükleyen toksik kişileri iş yerimden uzak tutardım.

İşveren değilim, olmadım da. Ama dostlarım güler yüzlü, kendileriyle barışık insanlar. Karamsar, teşekkür bilmeyen, her şeyden yakınan ve yaşam enerjimi bitirmeye hevesli kişi ve ortamlardan uzak dururum. Onlardan uzaklaşmanın bir yolunu bulurum.

Günün Sözü: Mutluluk bulaşıcıdır. Mutsuz insan, kederine karamsarlık, karamsarlığına kötümserlik, sevincine kaygı katar, gerçeğini yaşayamaz. Çünkü kendine karşıdır. (Bu sözün esin kaynağı Prof. Dr. Psikiyatr Engin Geçtan’ın ‘İnsan Olmak’ adlı değerli kitabıdır.)