Toplumun muhalif, öfkeli ve şikayetçi kesiminin sözcülüğünü yaptığı iddia edilen bir gazete, 12 yıl önce yayımlanmış bir yazıyı, asgari ücret, memur aylıkları ve emekli maaşlarının açıklanmasının ardından, yeniymiş gibi, “Ekmek Yiyin Doyun” başlığıyla servis etmiş.
“Ekmek Yiyin Doyun” başlığını görünce, “Ekmek, en tatlı zehir” diyen Prof. Dr. Canan Karatay’a yanıt veren bir tıp doktoru veya beslenme uzmanının söylediğini düşünmüştüm. İlgisi yokmuş.
Gazete, bu sözü Türkiye’nin 18. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’a söyletmiş. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, gazetenin iddiasına göre “Ekmek Yiyin Doyun” tavsiyesinde bulunmuş.
Erbaş, bu tavsiyeyi kime yapmış? Gazete bunu bile araştırıp ortaya çıkarmış (!)
1-Ete hasret olan,
2-Ekmeği de ancak halk ekmek büfeleri önünde kuyruğa girip alabilen vatandaşlara.
Olayın, Canan Karatay’la da benimle de ilgisi yokmuş. Eti azalttık, ekmeği de gâh marketten gâh fırından, gâh pazardan alıyoruz. Ankara Halk Ekmek’ten de aldığımız oluyor. Halk Ekmek’te hem ürün çeşidi çok hem kalite var. Özellikle şampiyon ekmeğini ve simidini öneririm. Ankara Büyükşehir’in Melih Gökçek’li döneminin en iyi işletmesiydi. Hâlâ öyle.
Prof. Dr. Ali Erbaş, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı döneminde, 2013’te Başbakanlık Genelgesi ile başlatılan ‘Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası’ kapsamında, “Ülkemizde Ekmek İsrafının Ulaştığı Boyut” başlığıyla bir yazı yazmış. Bu yazı bir dergide çıkmış. Diyanet’in 2019’da yayımladığı “Ramazan Günlükleri” adlı kitapta da kullanılmış. İslâm’a göre esas olan “ekmeği” helâl yoldan kazanmak. İsraf ise haram.
Yazını içeriği gazete haberinden uzak. Erbaş, “Ekmek yiyin doyun” dememiş. Bu anlama gelecek bir cümle bile kurmamış. Adamın işi mi? “Et alamayan ve halk ekmek büfesi önünde kuyruğa girmiş vatandaşlar” cümlesi ise haberin acı sosu olmuş.
Haber, “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin ifadesiyle “manipülasyon”. Türkçesi: Yönlendirme, seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme.
Yönlendirme veya algı oluşturmaya yönelik habere niye ihtiyaç duyulur ki? Çıkın çarşıya, pazara, kenar semtlere, varoşlara: Halkın gerçek sorunlarını bir dinleyin. Yapay haberler kime ne fayda sağlar? Her yalanı gönüllü kabul etmeye hazır öfkeli muhaliflerin diline ve kalbine virüs bulaştırmaktan vaz geçin. Felaket tellallığından, olumsuzlukları köpürtmekten keramet beklemeyin.
Nasrettin Hoca, bir eve yemeğe davet edilir. Sofraya nefis bir çorba gelir. Ev sahibi, elindeki tahta kaşığı çorbaya daldırıp iştahla yudumladıktan sonra “Oh, öldüm!” der. Bu hâl çorba tasının dibi görününceye kadar devam eder. Önüne kaşık konulmayan Hoca dayanamaz ve adamın elinden kaşığı alarak, “Ver şunu, biraz da biz ölelim!” der.
“Öldük, ölüyoruz, battık, batıyoruz, bittik, bitiyoruz” numaracıları, bana Nasrettin Hoca’yı yemeğe davet eden kişiyi hatırlatır. Gazeteciler, numaracılara, sosyal medya maymunlarına özenirse vay halimize!
Haberin en komik yanı, “Vatandaşı Kızdırdı” başlıklı son bölümdü. Birlikte okuyalım:
“Ali Erbaş’ın kitabındaki ifadeler vatandaşı kızdırdı. Vatandaşın neredeyse ekmek almakta bile zorlandığı bir dönemde, Erbaş’ın bu yazısı tepki topladı. Vatandaş, “Erbaş sofrasındaki yemek çeşitlerinden dolayı ekmeğe bile yer vermiyordur ama bize ekmek öneriyor” yorumları yapıldı.”
Bu tür haberlerde kullanılan ve “vatandaş” olarak adlandırılan hayali kitleyi bir türlü öğrenemedim (!)Kırk yıl bu mesleği boşuna yapmışım.
Vatandaş, Ali Erbaş’ın kitabını okumuş, okumakla kalmamış, bir de sofrasında oturup ne yiyip içtiğini izlemiş. Sonra gazetenin muhabirini aramış. “Ben vatandaşım” diye kendini tanıtmış ve “Erbaş sofrasındaki yemek çeşitlerinden dolayı ekmeğe bile yer vermiyordur ama bize ekmek öneriyor” yorumunu yapmış (!)
Haberdeki eksiklik gözümden kaçmadı(!) “Erbaş’ın bu yazısı tepki topladı” cümlesinin fotoğrafını koymayı unutmuşlar. Bunca özenilmiş bir haberde “toplanmış tepkiler”in bir kare fotoğrafı olmaz mı?
Siz bu haberleri nasıl yazıyorsunuz? Bu haber dilini hangi büyük gazetecilerden öğreniyorsunuz?
Güzel ülkemin gerçekleri, senaryonun önündedir. Yurdun her yanından haberler sel olup akarken, oturduğunuz yerden yazdıklarınız çoğu kez ayağınıza dolanır. Siz farkına varmasanız da, mesleğin itibar erozyonunun nedenlerinden biri budur. Toplumun sağlıklı bireylerinin gerçekleri duymaya ihtiyacı var. Bize haberin tazesini ve doğrusunu verin.
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camisinde, bir tarihte, cuma hutbesinde şunları söylemiş:
“O gün oku bakayım kitabını” denilecek bize. Amel defterini, oku bakalım denilecek ve önümüze amel defterimiz açılacak. Bakacağız orada ne zaman dürüst davranmışız, doğruluktan ayrılmamışız, ibadetlerimizi yapmışız, kimseye iftira etmemişiz, kimseye haksızlık yapmamışız, hepsini göreceğiz. Ya da Allah muhafaza, söylediğimiz yalanlar, yaptığımız yanlışlar, işlediğimiz haramlar hepsi önümüze gelecek, çünkü melekler yazıyor.”
Algı oluşturma ve yalan haberle okur devşirme peşinde olanları ahlaklı bulmadığımı belirtmek isterim. Bir de doğru haberi yalanlayıp, gündeme getirenlere çamur atanlar var ki, onlara uygun bir sıfat bulabilmiş değilim. Alçak desem çukurun hatırı kalır.
Günün Bilgisi: Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yalan haberler, gerçek haberlere oranla çok daha kısa sürede, çok daha fazla sayıda insana ve daha geniş kitlelere ulaşıyor. Yalan haber, gerçek habere göre yüzde 70 oranında daha fazla retweet (tekrar paylaşım) ediliyor.
“Ekmek yiyin doyun” başlıklı haber de çok okunup, çok paylaşılmış olmalı. Diyanetten fetva çıktı diye vatandaş doymak için ekmeğe mi hücum etti!
Günün Sözü: Gazetecilik ölmez, gazeteci ölür.
Meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarım.