Karaman’ın İlk Kitapçısı: Halit Tartan

Bugün ilk ve orta dereceli okullar açıldı. Her okul açılışında çocukluğuma giderim. Kitap, defter, kalem ve diğer okul malzemelerini almak için beklemeye sabrımın olmadığı günler. Nasıl unutulur? O günlerin gözde mekânı Tartan Kitabevi. Üç kuşağa hizmet vermiş bir küçücük iş yeri. Şimdi yerinde yeller esiyor.

► Tekin Sinan Tartan

“Toprak Damlı Evlerin Babaları” adlı kitabı okurken hatırladım. Karaman’ın yakışıklı abilerinin birincilerindendi. Bir trafik kazasında öldü. Henüz elli yedisindeydi. Erken biten bir ömrün yaşamından, oğlu Tekin Sinan Tartan’ın yazdıklarını okurken, rahmetli Halit Tartan’ın öyle özellikleri karşıma çıktı ki “vay canına!” demekten kendimi alamadım.

Anı Bisküvi’nin kurucularından İbrahim Rıfkı Boynukalın “Toprak Damlı Evler” serisiyle önümüze Karaman’ın hatıra defterini açıverdi. Rıfkı Bey, Karaman’ın unuttuğu saman sarısı yapraklardan oluşan defterlerin üzerindeki tozları üfleyiverdi. Böylece onları eriyip kaybolmaktan kurtardı ve yakın geçmişin değerli insanlarının yaşam öykülerini önümüze serdi.

► Halit Tartan

Rıfkı Boynukalın, her yıl Türk Dil Bayramı’na armağan olmak üzere bir kitap hazırlar ve bu eser Anı Bisküvi Kültür Yayınları arasındaki yerini alır. Bu eserleri hazırlamasının sebebini “Tamamen Karaman sevgisi ve hasretliği” diye açıklar.

Anı Bisküvi’nin, 747. Türk Dil Bayramı anısına bastırıp ücretsiz dağıttığı kitap “Toprak Damlı Evlerin Babaları” oldu. Kitapta 48 isme yer verildi. “Toprak Damlı Evler” serisi, “Toprak Damlı Evlerin Çocukları 1, Toprak Damlı Evlerin Çocukları 2, Toprak Damlı Evlerin Anaları” ile devam etti. Serinin dördüncü kitabı “Toprak Damlı Evlerin Babaları” adıyla hazırlandı. Bu serinin iki kitabının editörlüğü bana nasip oldu. “Toprak Damlı Evlerin Çocukları 2” ile “Toprak Damlı Evlerin Anaları” kitaplarında hem yazılarım var hem emeğim.

“Toprak Damlı Evler” serisi, Karaman’ın bir dönemini, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren şehrin gelişimini ve şehir sakinlerinin yaşamlarından önemli kesitleri kayıt altına alma görevini üstlenmiş bir külliyat. Belgesel niteliğinde. Edebi yönü bir yana, şehrin sosyo kültürel ve ekonomik alt yapısından esintiler taşıyor.

Karaman bu eserlerin kıymetinden habersiz. Şimdilik. Bu iddialı itham cümlesini boşuna yazmadım. Toprak Damlı Evler serisi şehrin mahreminden, aile bireylerinden, onların yaşadığı ortamın ve evlerin içinden toplanan malzemelerden oluşuyor. Bu çalışmayı, bireylerin kalbî duygularından süzülen, hafızanın özenle sakladığı anların samimi aktarımından devşirilen hatıraların bir havuza akıtılmasına benzetiyorum. Bir başka örneği olmayan ‘ortak anılar’ ‘dönemsel olaylar’ bütünü… Kişilerin özel anlatımından hareketle, farklı kesimlerden çok sayıda bireyin ortak düşüncesini göstermeye ve sağlıklı değerlendirme yapmaya imkan sağlayan bir yöntem tercih edilmiş.

Toprak Damlı Evler serisi için ‘şehir biyografisi’ veya ‘şehir otobiyografisi’ benzetmesi yapılabilir. Karaman’da bu seriyle ilgili eleştirel yazı yazan üç beş kişi oldu. Daha fazlası değil. Kitaplarla ilgili derinliğine konuyu işleyen çıkmadı. Konuşan da olmadı. Kitaplar bir bütün olarak değerlendirilmedi. Oysa kitaplar şehrin geçmişinden izler taşırken, akademik çalışmaya temel oluşturacak önemli verileri de içeriyor. Tez konusu arayanlar için gerçek hazine.

Son kitaba gelirsek; Karaman’ın toprak damlı evlerinin babaları iki satırla olsun övülmeye lâyık değil miydi? Bu kitaplar tartışılmaya, değerlendirilmeye ve üzerinde uzun uzun düşünülmeye değmez miydi? Şehrin damgasını taşıyan bir kitaba bu kadar ilgisiz kalmayı başaracak (!) başka bir şehir gösteremezsiniz. Eli kalem tutan, bu kitapları okuyup duygularını ifade eden bir Allah’ın kulu olmaz mı?

Karaman’ın en büyük eksiği, kalem erbabının azlığı ve yetersizliği. Üniversiteden tık yok. Hocalar, akademisyenler şehrin göçmen kuşları, etliye sütlüye karışmayanları. Suskun kitle. Kimseye görünmeden, şehrin içine nüfuz etmeden yaşayıp gidiyorlar. Yerlisi de yabancısı da birbirine benziyor. Bir şehre bu kadar uzak durmanın bir sebebi, bir anlamı ve mantığı olmalı… Akademisyen lâfı olan, lâf etmeyi bilen ve lâfı dinlenecek kişidir. Akademisyen ufuk açıcı, şehre katkı sağlayıcı olmalı. Yanlış mı biliyorum?

Zaman, biçimi olan, gözle görebildiğimiz bir şeydir. Suya, buluta, rüzgâra ve daha çok bize benzer. Zamana bakabiliriz. Onu görebiliriz. Bir buluta bakarken onu birçok şeye benzetiriz. Bizim benzettiğimize benzemese de o kendisi bir şeydir. Zaman da öyle. Yitip gitmez; içinden dışından, altından üstünden bakarsanız birçok yüzü olduğunu görürsünüz. Anımsama dediğimiz şey bu olsa gerek. Siz hayal veya kurgu da diyebilirsiniz. Hiçbir şey yitip gitmez. Zaman yiten bir şey olamaz. Bizim yitirdiğimiz şeylerden oluşur.

“Toprak Damlı Evlerin Babaları” mezarlık veya ölüler kitabı değil. Mezar resimlerinden, siyah/beyaz fotoğraflardan oluşmuş bir eser de değil. Kitap, yitirdiğimiz, toprağa emanet ettiğimiz babaları, dünya durağındaki son mekanlarında rahatsız etmeden, derin uykularından uyandırmadan bizimle sohbetlerine fırsat veren sihirli bir eser.

“Toprak Damlı Evlerin Babaları” kitabı, babalarımızın bu kubbede baki kalan sadalarının yitip gitmesine gönlü razı gelmeyen birinin, İbrahim Rıfkı Boynukalın’ın emeğinin ve vefasının ürünü. Anı Bisküvi’nin önce Karaman’a sonra Türkiye’ye armağanı.

► Teki Tartan

Kitaptan alıntıladığım isim Halit Tartan. Karaman eşrafından Hacı Sami’nin oğullarından. Nezahat Hanım’ın 36 yıl aynı yastığa baş koyduğu eşi. Remzi Tartan’ın ağabeyi. Tekin Sinan Tartan, Müniran Aynan Çolakoğlu ve Kurtuluş’un babası. 1930 yılında doğmuş. Gazi Mustafa Kemal İlkokulunu ve Karaman Ortaokulunu bitirmiş.

Dönemin zengini, liberali ve aydını, eğitimin önemini bilen Hacı Sami, büyük şehirlerde okumaktan başka hedefi olmayan oğlu Halit’i okula göndermemiş. Kendince haklı sebepleri olmalı. Başka türlüsü akla gelmiyor. Halit Tartan liseye gönderilmeyince öyle üzülmüş, öyle üzülmüş ki, kendini bahçe evine kapatmış. Yemekten, içmekten kesilmiş. Aylarca eve dönmemiş. Güçlükle ikna edip eve getirdiklerinde, bir deri bir kemikmiş, ağzı uçuktan açılmaz haldeymiş. Çorba içmekte bile zorlanmış. (Yıllar sonra lise diploması almayı başarmıştır.)

İş hayatına, Sakarya’daki vatani görevinin ardından Toprak Mahsulleri Ofisi’nde veznedar olarak Konya’da başlamış. Nezahat Hanım’la 1951’de evlenmiş. Murat adını verdikleri bir çocukları olmuş. Zatürreye yakalanan bebek, henüz beş aylıkken ölmüş. Ardından bir erkek çocukları daha olmuş. Adını Tekin Sinan koymuşlar.

Halit Tartan, kısa süre sonra Karaman’a tayin olmuş ve veznedarlık görevini Karaman TMO’da sürdürmüş. Tartan çiftinin Müniran Aynan ve Kurtuluş adını koydukları iki kızları olmuş.

Halit Tartan’ın resim yeteneği varmış. Resme ilgisi onu yağlıboya resimler yapmaya itmiş. Tuvalleri kendisi hazırlarmış. 2-3 santim kalınlığında, 30-35 santim çapında ahşap üzerine birçok yağlıboya eser üretmiş. Bu eserlerinden bazıları 1961 ve 1962 yıllarında Türk Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında Nefise Sultan Kız Meslek Lisesi salonunda sergilenmiş.

Sinan Tekin Tartan, babasının ressamlığını anlatırken şunları söylüyor:
“Bu resimlerden sadece üç tanesini kız kardeşim ve ben anı olarak salonumuzda korumaktayız. Şimdi düşünüyorum da, yaptığı onca resimden elimizde üç tane kaldığına göre ne kadar başarılıymış, hepsini almışlar.”

► Aynan Çolakoğlu

Halit Tartan’ın resim sevgisi, ressamlığı kızı Müniran Aynan Çolakoğlu’na da geçmiş. Gen, kendini gerçekleştirmenin yolunu mutlaka bulur. Aynan Hanım, ekonomi okumasına rağmen resim yapıyor. Karaman’da duvar resimlerinin öncüsü. Ne yazık ki emeğinin farkına varılmamasından dertli. Her sanatçı gibi üretmeye devam ediyor, sergiler açıyor, etkinliklere katılıyor. Atölyesi var. Gününün büyük bölümünü atölyesinde geçiriyor. O Karaman’ın ressamı. Aynan Hanım’a bir sözüm var, henüz yerine getiremediğim bir söz.

► Remzi Tartan

Remzi Tartan, ağabeyinin kişisel resim sergileri açtığını belirterek, el yazısının da ‘inci gibi’ olduğunu söyledi. Remzi Tartan, ağabeyinin çok yönlü bir kişi olmasına rağmen, sanatçı yönünün baskın geldiğini ifade etti. Remzi Tartan’a göre, kardeşler arasında kafası en çok çalışanı, okuma tutkusu olanı Halit Tartan…

Halit Tartan’ın iş yaşamı, kızı Aynan’ın doğumundan sonra eşi Nezahat Hanım’ın eklem romatizmasına (Romatoid artrit) yakalanmasıyla değişti. TMO’da 12 yıl sürdürdüğü veznedarlıktan ayrıldı. Evde yatan, bakıma gereksinimi olan bir eş ve üç çocuk. Mesai saatleri belli olan bir iş artık ona göre değildi. Evine daha çok vakit ayıracağı bir işe karar verdi: Kırtasiye ve gazete bayiliği. İş ortağı rahmetli Kemal Bayat’tı.

Bu ortaklık uzun sürmedi. 1967’de kardeşleri Ahmet, Rüştü ve Remzi ile ortak olup Tartan Kitabevi’ni açtılar. O güne kadar Karaman’da kitabevi yoktu. 32 Farz, Tam İlmihal, Hz. Ali’nin Cenkleri, Büyük Dua Mecmuası, Şahmeran vb. kitaplar, bir bez örtünün üzerinde sergilenerek satılmaktaydı. Seyyar kitapçılar, kalabalık nerdeyse örtüyü oraya serer, kitaplarını orada sergilerlerdi.

Karaman’da ilk kitabevinin öncüsü Halit Tartan oldu. İlk, orta ve lise öğrenciliğimde satın aldığım kitaplarımın büyük bölümü Tartan Kitabevi’ndendi. Doğan Kardeş’le başladığım dergicilik merakım hâlâ devam eder. Teksas, Tommiks, Tenten başta olmak üzere dönemin animeleriyle Nobel ödüllü yazarların eserlerini Tartan Kitabevi’nden alıp okudum. Özellikle Altın Kitaplar; kapak fotoğrafları ve şömiz ciltleriyle dikkatimi çekerdi. 1974’te Ankara’ya gittikten sonra bir daha Tartan Kitabevi’ne yolum düşmedi. Tartan Kitabevi’nin 1974’ten kapanıncaya kadarki dönemini gözümün önüne getiremiyorum.

Karaman’da bir neslin, okuma meraklılarının unutamadığı, kitap satın aldıkları ilk kitabevi Tartan Kitabevi’dir. Kitabevi ile birlikte gazete başbayiliğini de Halit Tartan aldı. 10- 15 alt bayi ile gazete dağıtımını sağladı. Gazetelerin çok satıldığı yıllardı.

Yılın 365 günü, dini ve milli bayramlar dahil, sabahın beşinde gelen gazetelerin alt bayilere dağıtımını yapmak, abonelere gazetelerini ayırmak, (Gazetelere ve dergilere abone olunurdu. Birçok gazete ve dergi erkenden biterdi.) okul sezonunda ilk, orta ve liselerin ders kitapları, defterleri ile kırtasiye malzemelerini hazırlayıp satmak gibi zorlu bir ticari hayatın yanı sıra hasta bir eşe 20 yıldan fazla bakmak, ilgilenmek her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Eşinin tedavisi için çalmadık kapı, gitmedik doktor bırakmayan, ilaç geliştirmeye kadar uzanan bir ısrar. İşte böyle bir karakter, sevgi ve vefa sergileyen kişidir Halit Tartan.

Remzi Tartan anlatıyor: “Babam Hacı Sami bir gün ağabeyim Halit’e, ‘Oğlum durumunu biliyorum. Hasta bir eşe bakıyorsun. İşlerin başından aşkın. Sana bir kız bakalım. Onunla evlen. Hem eşine hem sana baksın” dedi. Ağabeyimin rengi kaçtı, sesi çatallaştı. ‘O nasıl söz baba. Ben onunla evlendiğimde sağlıklıydı. Evlilik hastalıkta ve sağlıkta birlikte olmaya söz vermektir. Eşime bakmaktan şikayetçi değilim. Böyle bir işe nasıl kalkışırım’ diyerek tepki gösterdi. Bu olayı öyle canlı hatırlıyorum ki. Ağabeyim erdemli bir insandı. Eşini terk etmeyi de, onun üstüne biriyle evlenerek vefasızlık yapmayı da aklının ucundan geçirmedi.”

Sinan Tekin, babası Halit Tartan’ı anlatıyor:
“Babam, o yıllarda bilinen, tanınan sağlık kuruluşları, hastaneler, doktorlar hatta Amerikan Hastanesi dahil annemi götürmediği yer bırakmadı. Eşinin sağlığına kavuşması için elinden geleni fazlasıyla yaptı. Eczacılar Odasının her yıl yayınladığı ilaç kataloğunu alır, özellikle romatizma için üretilmiş yeni ilaçların içeriğini okuyup doktor arkadaşlarına da danışarak, o ilaçları getirtirdi. Babam, dedem Hacı Sami’nin ısrarlarına rağmen ikinci bir eşe sahip olmayı reddetmiş, bu baskı nedeniyle aylarca babasına küsmüş, evine, eşine, çocuklarına bağlı, sevgi, saygı dolu bir insandı.”

Halit Tartan, oğlu Tekin Sinan’ı ve kızı Müniran Aynan’ı baş göz etti, oğlundan ve kızından olan iki torununu kucağına aldı. Hayat karşısında dik duran, yaşamından şikayet etmeyen bu erdemli adam, bir gün Konya’dan özel aracıyla dönerken kaza yaptı.

Karlı bir kış günüydü. Günlerden pazardı. Yanında kızı Kurtuluş vardı. Otomobil Kâzımkarabekir yakınlarında bir dönemeçte şarampole yuvarlandı, takla atarak ters döndü. Kurtuluş yaralandı. Tavanı çöken otomobilin bir parçası Halit Tartan’ın başını deldi. 57 yıllık yaşam savaşı burada sona erdi. Eşini, çocuklarını, kardeşlerini ve dostlarını bırakıp gitti. Trafik kazası dünya sayfasını kapattırdı.

► Halit Tartan (Fotoğraf Aİ teknolojisi ile genişletilmiştir)

Halit Tartan, orta boylu, gür ve sık saçlı, renkli gözlü, gözlüklü, kalın ve uçları bükülü bıyıklı, buğday tenli, yakışıklı biriydi. Temiz ve şıktı. Giyimine özen gösterirdi. Giydiği yakışırdı. Heyecanlı ve aceleci bir yanı vardı.

Halit Tartan, Karaman’ın güzel ağabeylerinden biriydi. Keşke adı bir caddeye, bir sokağa veya bir parka verilseydi. Karaman’a ilk kitabevini açan birinin adının yazılı olduğu bir tabela görmek kitap sevgisi taşıyan herkesin doğal hakkı.

Karaman’da yaşayıp, yolu Tartan Kitabevi’ne düşmemiş, Tartan sülalesinden biriyle arkadaşlık yapmamış kişi, inanın Karamanlı değil, Karaman’da yaşamamıştır. İlkokulda da, lisede de Tartan soyadını taşıyan arkadaşlarım, daha sonraki yıllarda aile dostlarım oldu.

Okullar açılırken anılar canlandı gözümde. Bir yanda Halit Tartan, bir yanda Remzi Tartan. Birkaç yardımcı eleman. Elimde kitap, defter, kırtasiye listesi. Listeyi kim almışsa gözüm onun üstünde. On dakika içinde liste hazır. Parayı verip Tartan Kitabevi’nden ayrılıyorum. Her okul açılışında aynı heyecan, aynı yoğunluk. Bir hafta, on gün sonra yoğunluktan eser yok. İşte o zaman yine kitabevindeyim. Gözlerim raflardaki kitaplarda. Artık param neye yeterse.

Tartan Kitabevi’nin bende anısı çok. Halit Tartan’ı da Remzi ağabeyi de unutmak mümkün mü? Kitaplığımdaki kitaplardan kim bilir kaçında Halit Tartan’ın, Remzi ağabeyin parmak izi vardır. Eşya sahibinden uzun ömürlü oluyor. Parmak izi de öyle.

Kıymetli okur, siz mezarlık sakinlerinin kimler olduğunu, dünyaya hangi ayak izlerini bıraktıklarını, hangi işlere öncülük ettiklerini, Karaman için ne yaptıklarını merak eder misiniz? Onlar oraya gitmeden önce başka işlerle uğraştılar. Sizin yaptığınız işlerin ya öncüleri oldular ya benzerini yaptılar. Her şey sizinle başlamadı. Karaman’ın bugünkü halinde mezarlık sakinlerinin payı büyük. Onların emeğini, alın terlerini unutmayın. Toprak Damlı Evler serisi, bu gerçekliğe ayna tutan kitapların ortak adıdır.

Bir başka yazıda “Toprak Damlı Evlerin Babaları” kitabında adı geçen bir başka babayı tanıtacağım. Vefat etmiş babalarımıza Allah rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun.

Not: Makine Yüksek Mühendisi Tekin Sinan Tartan’ın “Toprak Damlı Evlerin Babaları” kitabı için babası Halit Tartan’ı anlattığı yazı ilham kaynağım oldu. Bu köşede kullanılan fotoğrafları iletme inceliği gösterdiği için kıymetli okul arkadaşım Tekin Sinan Tartan’a (Cumhuriyet İlkokulunda benden bir sınıf öndeydi.) ayrıca teşekkür ederim.

Yeni eğitim ve öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.

Ahmet Tek