Ölüm Çukuru

“Gençlerimizi merhamet aşısıyla büyütmezsek, merhametin kumaşıyla onları dokumazsak, içlerine bir merhamet mayası atmazsak, ülkemizin yarınları tehlike altındadır.”
(Prof. Dr. Kemal Sayar)

Sivil toplum kuruluşları, dernekler, cemaatler, Karaman’ı tanıtma sevdalıları, turizm heveslileri, çiçekçiler, böcekçiler, sevtapçılar, maytapçılar, Karadağ aşıkları (!), organikçiler, sosyal medya cambazları, hava atma meraklıları, her düğünün davetsiz kamberleri… Nerdesiniz?Daha önce yılkı atları toplanırken de yoktunuz, hayvanlar susuz kaldı, yine yoksunuz. Kendiniz ortada gözükmeyin, tamam. Sesiniz niye çıkmaz? “Karadağ’a gelinceye kadar öyle önemli işlerimiz var ki, yılkı atlarına sıra gelmez” mi diyorsunuz? Hem tanker kiralayıp su taşıyacak değilsiniz ya! Yılkı atlarından, onların suyundan, yeminden siz mi sorumlusunuz?

Herkesin sevdası başka, yönü başka, yüzü başka. Amaç başka, niyet başka. Aşık Veysel’e kulak verelim:

Kim okurdu, kim yazardı?
Bu düğümü kim çözerdi?
Koyun kurt ile gezerdi,
Fikri başka başk’ olmasa.

Gerçekten, yılkı atlarının susuzluk çektiğini duymadınız mı? Duymazdan mı geldiniz? Siz duymazdan, görmezden, bilmezden geldikçe merhametsizlere gün doğacak, vicdansızlar daha rahat at koşturacak.

Şimdi yürekleri sızlatan bir başka olayımız var. Karaman yakınlarında devasa büyüklükte bir ölüm çukurumuz var. Bu çukura düşen canlı, açlıktan ve susuzluktan ölüme mahkûm oluyor. İçinden çıkılmaz bir çukur. Tilki, kedi, köpek, kirpi başta olmak üzere en çok da kaplumbağalar için büyük bir kapan halindeki ölüm tuzağı.

Karınca aslanı olarak bilinen bir böcek türü var. Konya ve komşu illerde yaşayanlar bilir. Bu türün kurtçukları (larvaları) kumda ya da yumuşak toprakta fazla derin olmayan koni biçimli tuzak çukurları kazar. Aynı zamanda yuvası olan bu çukuru karnıyla kazarken başını da kürek gibi kullanır. Kazı ve temizlik işi bittiğinde, yalnız iyice uzanmış keskin çeneleri dışarıda kalacak biçimde çukurun dibine gömülür. Çukurun eğimli kıyısından geçerken aşağıya yuvarlanan bir karınca ya da başka böcek dipte bekleyen kurtçuğa yem olur.

Ölüm çukurunu görünce çocukken merakla seyrettiğim ve çengelli boynuzlarına korkarak baktığım karınca arslanlarını ve tuzaklarını hatırladım.

Orman İşletme Müdürlüğü tarafından, Kılbasan’daki Çakıliçi mevkiinde, 2009 yılında muhtemel orman yangınlarında kullanılmak üzere rezerv su kaynağı olarak dev bir helikopter havuzu yaptırılmış. Karadağ için gerekli bir yatırım. Karadağ’daki ağaçlar, Türkiye’nin özel ağaçları; kasnak meşesi. Endemik tür. Türkiye’de çok az bölgede var. Bu durum dikkate alınmış olmalı.

Yangın söndürme havuzları Orman Genel Müdürlüğü tarafından, orman yangınlarına karşı, su kaynaklarının kıt olduğu, gölet, baraj ve denizlere uzak olan ormanlık alanlara yaptırılıyor. Helikopter yangın havuzları olarak da adlandırılıyor. 1000-1200 tonluk olarak planlanıyor. Pvc membran ya da epdm membran ile yapılıyor. Bir nevi küçük gölet veya devasa havuz.

Havuz yapılmış yapılmasına da kullanılıp kullanılmadığını kimse bilmiyor. Ben öğrenemedim. Ancak 2019 yılına kadar havuz suyla doluymuş. Bu tarihte havuzun yakınlarına Hava Radar Komutanlığı için elektrik hattı çekilmiş. Ardından Tarım ve Orman İl Müdürlüğü Mera Birimi, havuzun yapıldığı bölgenin mera alanı olduğu gerekçesiyle Orman İşletme Müdürlüğünü mahkemeye vermiş. İki devlet kurumu arasındaki anlaşmazlık yüzünden havuz işlevsiz kalmış. Su ikmali yapılmıyor. Yıllar içinde bir damla su kalmamış. Yağmur yağınca zeminde toplanan su, sıcaklarda buharlaşıp uçuyor.

Devasa havuz, çevresinde tel örgü dışında önlem alınmadığından, başta kaplumbağalar olmak üzere birçok hayvan için ölüm çukuruna dönüşmüş. Su umuduyla gelen hayvanlar havuza düşüyor ve yalıtım malzemesinin kayganlığı nedeniyle dışarıya çıkamıyor. Bir gün, iki gün, üç gün. Artık kaç gün susuzluğa ve açlığa dayanabilirse dayanıyor, sonra ölüyor. Acı çeke çeke ölmek dedikleri bu olmalı.

Daha önce, bölgede yaşayan kara kaplumbağalarının havuza düştüğünü fark eden duyarlı vatandaşlar, hayvanların bir bölümünü telef olmaktan kurtarmışlar. Geçen hafta yine bir vatandaş oğluyla ve bir grup gençle birlikte havuza inmiş ve çok sayıda canlı kaplumbağa görmüşler. Bunları toplamışlar. Bir su yatağına götürüp su içirmişler. Sonra da doğaya bırakmışlar. Havuzdan çektikleri fotoğrafları görünce içim acıdı. Boş havuza düşüp çıkamayarak ölen onlarca kara kaplumbağası.

Havuzun yakın çevresine set çekilemez mi? Hayvanların havuza düşmemesi için bir önlem alınamaz mı? Doğaya her müdahale doğal hayata zarar vermek zorunda mı? Orman İşletmesi ile Mera Birimi arasındaki hukuki sorun anlaşmayla sonuçlanamaz mı?

Kara kaplumbağaları başta olmak üzere helikopter yangın havuzlarına düşen canlıların ölümünden kim sorumlu? Açlık ve susuzluk sonucu ölen kaplumbağaların günahı kimin omuzlarında?

Yılkı atları için sesini çıkarmayanlar, atlardan daha önemli işlerin peşinde koştuklarına inananlar! Kaplumbağaların feryadını duyuyor musunuz.

Bizi merhamet kurtaracak. Merhamet denilen yüce erdemliliği diriltemezsek, geleceğimiz karanlık demektir.

Not: Ortaokul yıllarımda Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar adlı bir romanını okumuştum. Kara kaplumbağaları çok dikkatimi çekmişti. Ama kaplumbağalar bana Sarhoş Atlar Zamanı filminden tanıdığım İranlı yönetmen Behmen Kubadi’nin “Kaplumbağalar da Uçar” filmini hatırlatır. İran, Irak, Fransa ortak yapımı, 2004 yılında gösterime giren film, ABD işgalinden sonra Irak-Türkiye sınırındaki Kürt Mülteci kampında mayın toplayarak hayatlarını sürdürmeye çalışan çocukları anlatır. Film, uluslararası tüm festivallerden ödül kazandı.

Eski bir Kürt inanışına göre, gölde yaşayan kaplumbağa göklerde süzülen kuşlara özenmiş ve uçmak istemiş. ‘Kaplumbağalar da Uçar’ filmi adını, eğer çok isterlerse uçabilecekleri düşünülen kaplumbağalardan almış. Ayrıca uçan kaplumbağalara filmin içerisinde de sık sık yer verilmiş.

Ahmet Tek