“Vay be!” demişim; “Bu kadar oldu mu? Üzerinden 34 yıl mı geçmiş? Zaman bu kadar hızlı mı akmış? Oysa daha dün gibi!”
Hürriyet gazetesinde çalıştığım yıllar. Özal’lı, ANAP’lı günler. Memleketimizi soranlara “ Konya- Karaman” dediğimiz dönemler. Karaman 34 yıl önce 21 Haziran 1989 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 3578 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyet’inin 70. ili oldu. Hafızamız her olayı depolayıp istediğimizde önümüze getiremez. Ama bazı isimler, bazı olaylar var ki, onlar hep sizinledir.
Karaman gezimin son günüydü. Mut yolundan geçerken bir karton üzerinde “KİRAZ” yazısı dikkatimi çekti. Direksiyonda kadim dostum, Karaman’daki rehberim, yoldaşım Ahmet Çelik var. “Burası Ali Pınarbaşı’nın bahçesi” dedi. Fırsatı kaçırır mıyım, Ali Pınarbaşı benim için Karaman’ın en özel insanlarından. Yıllar var ki görüşmedik. Aracı yol kenarına park edip bahçeye indik.
Girişte büyük bir dut ağacı; Gövdeyle dalların arasına file çekilmiş. Olgunlaşan dutlar yere düşüp telef olmuyor. Ne hoş düşünce. Filenin altında yeni toplanmış kirazlar ve tartı var. Bir ağacın gövdesine dayalı büyük bir kartonda “KİRAZDAN YİYEBİLİRSİNİZ HELALDİR” yazıyor.
Bahçenin ziyaretçileri sadece biz değiliz. Ağaçların altında kadınlı erkekli, çoluklu çocuklu gruplar ellerinde poşet, kiraz topluyor. Toplanan kirazlar tartılıyor ve makul bir fiyattan satılıyor. Bir tür, kendin topla, sevdiklerinle ye.
Bu yıl çok bereketli… Ülke genelinde öyle. İnşallah hep öyle olur. Dallar meyveleri zor taşıyor. Mayısın ortalarından Haziran’ın 20’sine kadar yağmur düşmediği gün olmamış. Ben Karaman’da iken de her gün yağdı. Maalesef bazı bölgelerde dolu yağdı ve hasara sebep oldu.
Bahçeye girişte bizi 12-13 yaşlarında bir çocuk karşıladı. Ali Pınarbaşı’nın torunu olduğunu tahmin ederek, “Deden burada mı?” diye sordum. Yanılmamışım, Pınarbaşı’nın torunuymuş, adı Kaan’mış. Dede, bahçenin öte tarafındaymış.
Ağaçların altındaki merdivenlere çıkıp kiraz toplayanlara kolay gelsin, dedik. Bir traktörün hidroliğine seyyar merdiven monte edilmiş. Meyve toplamanın kolay yolu, pratik zeka ürünü bir buluş. Bahçenin bir köşesinde iki kişi bir işle uğraşıyor ve bir hayli yorulmuş gibiler. Selam veriyoruz, aleykümselamı alıyoruz. Birini hemen tanıyorum, Ali Pınarbaşı. O da beni tanıyor. Kucaklaşıyoruz.
Ziyaret edip görüşmek istediğim kişi Ali Pınarbaşı; XVIII. Dönem Konya Milletvekili. Karaman’ın Konya’ya bağlı olduğu yıllarda siyaset yaptı. Hukukçu ve avukat. Benim için Karaman’ın en temiz, en dürüst, en güzel insanlarından. Adını hürmetle andığım güler yüzlü dostlardan.
Yaşı 40’ın üzerinde olanlar Ali Pınarbaşı’nı bilir. Gençleri düşünerek, Ali Pınarbaşı hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Yollarbaşı, 1954 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.
Artık adını siyasetle ilgilenenlerin dışında kimsenin bilmediği ANAP adlı bir partinin ilçe başkanlığını yaptı. 1987 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde Konya Milletvekili olarak TBMM’ne girdi. Türkiye’yi dünyaya açan, dar alanda sıkışıp kalmış bir ülkeyi ayağa kaldıran dönemin siyasi lideri Turgut Özal, “Verin Ali’yi alın Vali”yi dedi. Karaman Ali Pınarbaşı için oy verdi, Karaman il oldu ve vali atandı.
Ali Pınarbaşı Karaman oylarıyla ANAP’tan milletvekili seçilip 29.11.1987 – 20.10.1991 arası TBMM’de yasama çalışmalarına katılırken, Turgut Özal sözünü tuttu. Tarihler, 21 Haziran 1989’u gösterirken Karaman artık Konya’nın ilçesi değil, 70. vilayet olarak ilan edildi.
İşte, Karaman’ın il olmasında emeği geçen, alınteri bulunan kişi, bahçesine “KİRAZDAN YİYEBİLİRSİNİZ HELALDİR” yazısını yazan milletvekili Ali Pınarbaşı’dır. İleri geri konuşanlara, biz ne emek verdik diye atıp tutanlara kulak asmayın. Karaman il olduysa bunun en büyük hissesi Özal’dır. Sonra Işın Çelebi’dir ve Ali Pınarbaşı’dır. Üfürükçülere aldırmayın. Ali Pınarbaşı bir adımlık mesafede. Ne öğrenmek istiyorsanız ona sorun. Size tatlı tatlı anlatsın. Kibirden, övgüden zerre bulamazsınız. Mütevazılığı bilmiyorsanız, onun yüzüne, hal ve hareketlerine bakın. O, baştan aşağı mütevazılık örneğidir.
Haşmet Babaoğlu, farklı tarzı nedeniyle keyifle okuduğum köşe yazarlarındandır. Son okuduğum yazısında kirazı yazmış. Yazısının bir bölümü şöyle:
“Bu kâsedeki kirazın kilosu 100 lira markette…
Olacak şey değil.
Haziranın ortasında bu fiyatlar insanın dudağını uçuklatıyor, alışamadık. Daha ucuza manavda ve pazarda vardı ama sanki tatsız gibiydi görüntüsü.
Geçen hafta 69 liraya mı almıştım?”
Ali Pınarbaşı’nın bahçesinde yiyebildiğiniz kadar kiraz bedava, götürmek isterseniz kilosu 40 lira. Karaman’da bu yıl kiraz bolluğu var. Ahmet Çelik’in bahçesinde cinsini öğrenemediğim bir kiraz ağacı, meyve yüklü dallarını yerlere indirmiş. “Meyvelerimi toplayın da hafifleyim”dediğini işittim. Süt dolu göğüs neyse meyve yüklü ağaç odur. Kirazlar çok küçük, koyu kırmızı, mor arası renkte. Aşılanmamış. Aromasına ve lezzetine bayıldım.
Yeşildere TOKİ’de bir akşam misafiri olduğumuz eski belediye başkanı İbrahim Koçak’ın bahçesindeki kirazlar da meyve yükünü taşımaktan bitap düşmüş haldeydi. İbrahim Koçak da bahçesindeki kiraz ağaçlarının yola sarkan dallarına, mukavva kutularından kestiği tabakalara, hani neredeyse birer metre arayla “YEMEK HELALDİR” yazılarını asmış.
İnsanın böyle ince ruhlu ve cömert dostlarının olması ne güzel. Şimdi Kutsal Topraklar’da olan İbrahim Koçak, dallara astığı yazının öyküsünü de anlattı. O gelinceye kadar kiraz mevsimi geçecek mi?
Ali Pınarbaşı, bizi bir kirazın dibinde serili minderlere buyur etti. Bir kâse kirazı yıkayıp önümüze koydu. Sohbet zevkli, bahçe serin… Öyle tatlı bir esinti var ki, “Burası klimalı mı?” esprime Ali Pınarbaşı, “Doğal klima… Vadi sirkülasyon yapıyor. Sürekli esinti oluyor. Esinti sayesinde ağaçları don vurmuyor. Sıcaklarda da böyle serinlik oluyor” diye karşılık verdi.
Ne ilginç rastlantı. Ne ilginç denk düşme. Ali Pınarbaşı, sohbet ettiğimiz 17 bin 500 metrekare büyüklüğündeki bahçesine Turgut Özal’ın öldüğü gün can suyu vermiş. Kaç yıl olmuş, varın siz hesap edin.
Ali Pınarbaşı ile onun milletvekili benim Hürriyet gazetesinde muhabir olduğum yıllarda çok güzel anılarımız da var. Zaman akıp gidiyor. Geride yaşanmışlıklar kalıyor. Hoş anılar unutulmuyor. İşin özü samimiyet. Ali Pınarbaşı, içtendi, samimiydi ve dosdoğru bir milletvekiliydi.
Yanına oturdum, zihnimizde yıllar öncesinden kalan anılar… Ahmet Çelik’ten rica ettik; birlikte fotoğrafımızı çekti. Hayata bağlı, hayatı seven, mutlu, huzurlu, hırstan, rekabetten, yarıştan uzak iki insanın gülümseyen karesi bizi bir daha güldürdü.
Ali Pınarbaşı ile kiraz ağacı altında kısacık sohbet bana çok iyi geldi. O pozitif, yapıcı, hayata tebessüm eden kişiliklerden. Emekle büyüttüğü bahçesinin kirazından tatmak bize de nasipmiş. Kendisine sağlık, bahçesine bereket dilerim. Ne yazık ki o güzelim bahçe imara girmiş. Anlayacağınız bir süre sonra ağaçlar olmayacak, yerinde bilmem kaç katlı binalar yükselecek. Mut yolundan geçenler kiraz toplamak için mola veremeyecek. Bir daha gelebilir miyim, gelirsem Ali Pınarbaşı’nı bulabilir miyim? Kim bilir…
Not: Karaman’ın il oluşunun yıldönümünde Ali Pınarbaşı adının unutulmaması dileğimdir. Vefa bunu gerektirir.
Günün Sözü: Tiyatroda olduğu gibi yaşamda da sahnede ne kadar uzun kaldığınız değil, rolünüzü ne kadar iyi yaptığınız önemlidir. (Quomodo fabula, sic vita non quam diu, sed quam bene acta sit, refert)