Zihnimin konukları arasında yer alan değer verdiğim her ismin bende bir sözcük karşılığı vardır. Ünlü edebiyatçı Goethe “ışık” ve “güneş”tir. Goethe “Işık, biraz daha ışık” diyerek son nefesini vermiş. Ölümünden bir süre önce de dağların arkasında yitmekte olan güneşi göstermiş ve “Batarken bile büyük” demiş.
Karaman’ın Toprak Damlı Evlerinin Çocukları’ndan biri daha terk-i diyar eyledi. Prof. Dr. Ayhan Tan’ı Gölbaşı Şehir Mezarlığında dün (16 Mayıs 2023 Salı) üç beş dostuyla birlikte toprağa verdik. Bugün de İstanbul’dan Avukat Orhan Tosun’un vefat haberi geldi. Allah rahmet eylesin.
Küçük Prens’te, “her yetişkin insan önce çocuktu” diye basit ve yalın cümle var. Hangi Küçük Prens mi; “Büyüklere hep açıklama yapmak gerekir. Büyükler sayılardan hoşlanır” diyen.
Mansurdede Mahallesi’nde, teneke kutularda boy boy fesleğenler yetiştiren Rabişe Tosun, Ayhan adını verdikleri oğlundan sonra, 24 yaşındayken, 5 Mayıs 1939’da, ikinci erkek bebeğini dünyaya getirdi. O yılların en kârlı işlerinden biri olan helvacılıkla uğraşan Ali Rıza Tosun, oğluna Memiş Orhan adını koydu.
Helvacılık ve Aile İşlermeleri
1980’lere kadar helvacılarda sadece helva çeşitleri satılmazdı. Sucuk, pastırma, kavurma, kıyma, zeytin, peynir ve turşu gibi gıda maddeleri de satılırdı. Helvacı dükkanları, günümüzün şarküterilerinin ilk halidir. Yaz ortasından Ekim ayına kadar deve, büyükbaş veya küçükbaş hayvan kesimleri yapılır, bunlar evde sucuk ve pastırmaya dönüşür, sıygıçlar (kavurma, kıyma) hazırlanır, büyük küplere sirkeler kurulur, derilere tulum peynirleri basılırdı. Her ev birer küçük işletme gibi çalışır, buranın ustası da işçisi de anneler olurdu.
Rabişe Tosun, bir çocuk daha doğurdu, bu kez kızı olmuştu ve adını Zahide koydular. (Zahide Hanım evlendikten sonra Tabban soyadını aldı) Rabişe Hanım, bir yandan çocuklarını büyüttü bir yandan bunca işin altından kalktı. Her yıl fesleğen yetiştirmeyi de unutmadı. Karaman’ın en iyi sirkesini de Rabişe Hanım yaptı. Evde sirke küpleri hep dolu olurdu. Sirke satışından Rabişe Hanım sorumluydu. Dikbasan Camisi’nin mevlitlerde kullanılan bakır kazanları sirke parasından alınmıştı. Caminin haftalık temizliği de Rabişe Hanım ve komşularının gönüllü yaptıkları hizmetlerdendi. Komşuluk, dayanışma ve paylaşım yıllarıydı. Varlığa sevinen, yokluğa yerinenler henüz türememişti.
Konya Yılları
Memiş Orhan, Gazi ilkokulu’nu ve Karaman Ortaokulu’nu bitirdikten sonra, Rabişe Hanım “Oğlum oku, bu dükkâna bel bağlamayın” diyerek, aile bütçesine büyük yük getireceğini bile bile, kocasını ikna etti ve Memiş Orhan’ı Konya Lisesi’ne yatılıya gönderdi. Memiş Orhan, okulun ilk haftasında anne hasretine dayanamayıp Karaman’a döndü. Konya’da okumak gibi bir niyeti yoktu. Onu ikna eden kişi yine annesi oldu. “Okumaktan başka çareniz yok” diyen Rabişe Hanım, bu düşüncesini Memiş Orhan’a kabul ettirdi.
Rabişe Hanım’ın ısrarlı tavrı sayesinde okula devam eden Memiş Orhan, 1957’de Konya Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Meslek seçiminde kimsenin yönlendirmesi olmadı, karar verici bizzat kendisiydi.
Kemancı ve Tenör
Memiş adı, kullanılmaya kullanılmaya unutuldu. Arkadaşları onu Orhan olarak tanıdı. Orhan Tosun’un hayalinde Fransızca öğretmenliği vardı. Başkent’te İtalyan Kültür Derneği’ne devam etti. Burada klasik müzik eğitimi görmüş önemli kişilerle tanıştı. Konya Lisesi’nde keman çalmayı öğrenen Orhan Tosun, tenor sese sahip olduğunu da burada keşfetti. Operaya gitmeyi planlarken, dünya opera sahnelerinin “La Diva Turca”sı Leyla Gencer’in Ankara Konservatuvarı’nda hocası olan Adolfo Camozzo, hukukçu-sanatçı olmasını önerdi.
Hukuk Fakültesi’nden çok iyi bir dereceyle mezun olurken, İtalyan Kültür Derneği’ndeki dostlukları sayesinde İtalya’da Perugia’da lisansüstü bursu kazandı. Hukuk Fakültesi hocaları, yaşı küçük olduğu gerekçesiyle Orhan Tosun’un yararlanacağı burs için yaşça büyük bir başka asistanı tercih ettiler.
Karaman’da İlçe Başkanlığı ve Avukatlık
“Ömür, tesadüflerin verdiği malzeme ile yapılır.” Orhan Tosun, kendisine karşı haksızlık olarak gördüğü burs olayının ardından büyük bir kırgınlık ve kızgınlıkla Karaman’a döner. Stajını yapar ve 7 yıl Karaman’da avukatlık hizmeti verir. Bu dönemde CHP Karaman İlçe Başkanlığına seçilir.
Siyasete girmesi onun pişmanlıklarından biri olur. Kendini anlatırken, şunları yazmıştır: “Siyaset, bana göre, avukatlık mesleği ile bağdaşmayan bir görevdir. Siyaset, avukatlara has bir iş ve işlev gibi görülse de, avukatın siyasetle işini bölüşmesi onu mesleğinden uzaklaştıracaktır. Karaman’da 1968 yılında bir partinin başkanı olarak siyasete girmem benim yanlışımdır. Bu yanlıştan 1972 yılında döndüğümü düşünüyorum.”
Orhan Tosun, bunları yazmış, pişmanlığını ifade etmiştir ama kader denilen tezgâh onun hayatını yine siyaset sahnesinde dokuyacaktır. Dostluğuyla gurur duyduğu Bülent Ecevit, onu partisine davet eder. Ecevit’in vefatına kadar hem onun hem partinin danışmanı olur. Tek övüncü, “Fiilen siyasete katılmam istenmişse de hiç değilse ondan uzak kalabildim” sözleriyle dile getirdiği milletvekilliğini istememesidir.
Yeniden Ankara
Orhan Tosun, 1972’de Ankara’ya yerleşti, Çevre Sokak’ın sakinlerinden oldu ve avukatlık yaptı. Merkez Bankası İdare Merkezi’nde 14 yıl Hukuk Müşaviri olarak hizmet verdi. Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda iş yerlerimiz Cinnah Caddesi’ndeydi. Çok yakın iki binadaydık. 2014’te emekliye ayrıldı. Ankara’dan İstanbul’a taşındı.
Ne yazık ki, hiç ziyaretine gitmedim. Çekinmiş olmalıyım, O kuşakla aramızda derin bir uçurum vardı. O kuşak, yaşı kendilerinden küçük olanlarla yakınlık kurmamaya özen gösterirdi. Politik anlamda değil, sosyolojik ve kültürel temelli bir uçurumdu. O uçurum hiç kapanmadı. Tek istisnası Mükrem Erkin’di. O, herkesten farklıydı. Bürokrattı, Ankara Sanatseverler Derneği ile Türk-Japon Vakfı Başkanlığı yaptı.
Karaman’dan.com’da, 3 Nisan 2020’de, “Koronoya Diklenmek” başlıklı, “Toprak Damlı Evlerin Çocukları” adlı kitaba ilişkin eleştirel makalenin bir paragrafında şunları yazmışım:
“Hayatımda hiç karşılaşmadığım büyüklerimden Avukat Orhan Tosun beyefendiyi görmek benim için ayrı bir mutluluk oldu. (Rahmetli Ayhan Tosun abiyle görüşürdüm.) Kendisi bilmese de Tek ailesine iyiliği dokunmuştur. Rahmetli abim Hüseyin’in gazeteciliğe adım atmasına Sayın Orhan Tosun vesile olmuştur. Kendilerine gecikmeli olarak saygılarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum. Uzun yıllar yöneticilik yaptığım kurumda, yıllar yıllar önce yönetim kurulu üyesiydi.”
Tosun Ailesi
Avukat Orhan Tosun, Şermin Tümer’le evlendi ve iki çocukları oldu. Oğlu Mehmet Serkan Tosun ABD’de Nevada Üniversitesi’nde ekonomi profesörü ve Ekonomi Bölümü başkanı. Mehmet Serkan Tosun ve İzmir’de yaşadığını öğrendiğim kız kardeşi Oray Tosun Posacı, Ankara TED mezunudur. Orhan Tosun’un, biri adını taşıyan 3 torunu vardır.
Orhan Tosun’un adını son kez, bir gazete haberinde gördüm. 2021’in ortalarıydı ve adı, Bülent Ecevit’in mirasıyla ilgili bir davada Rahşan Ecevit’in avukatı olarak geçiyordu.
Karaman Sevdası
Orhan Tosun, çocukluğunun damak tadını oluşturan Karaman’daki sucuk, pastırma ve sıygıçlara özlem duymamış olabilir mi? Fesleğen kokusunu unutabilir mi? Ben unutmadığını biliyorum. Ankara’daki can dostu, kadim arkadaşı Mükrem Erkin, 6 yıl kadar oluyor; bana “Orhan, Karaman’da yazılarının çıktığı gazeteye abone almak istiyor. Abonelik bedeli neyse ben öderim. Orhan’ın adresine gazete göndertir misin” diye ricada bulundu.
Hiç vakit kaybetmeden, Mükrem Erkin’in yanında Ahmet Cici’yi aradım. Konuyu ilettim. Ahmet Cici paraya tamah etmeyen insandır. “Ben Orhan Tosun’dan para alamam. Uyanış’ı düzenli göndereceğim” dedi.
Sonra ben, bir gönül kırıklığı sonucu Uyanış’a yazmayı bıraktım. Orhan Tosun’a gazetesinin düzenli gönderilip gönderilmediğini takip etme imkânım olmadı.
Orhan Tosun’un Karaman’a sevdası bitmedi. Karaman’ın bir yerel gazetesini okuma arzusu bunun kanıtı sayılmaz mı? Hem çocukluğunun geçtiği şehri, mahalleyi, evi çocukluk aşkı gibi hatırlamayan bir Allah’ın kulu var mıdır?
Karaman’da 1939’da başlayan bir ömrün son durağı İstanbul Kanlıca Mezarlığı oldu. Yahya Kemal Beyatlı’nın meşhur “Eylül Sonu” şiirindeki:
Günler kısaldı… Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlatmakta geçen sonbaharları”
dizelerde sözünü ettiği Kanlıca, Karaman’ın bir evladını bağrına bastı. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Yazıklar Olsun!
Orhan Gencebay’ın şarkısı “Batsın Bu Dünya”,
“Yazıklar olsun, yazıklar olsun,
Kaderin böylesine, yazıklar olsun
Her şey karanlık, nerde insanlık”
diye başlar.
“Yazıklar Olsun” başlığını Orhan Gencebay’ın arabesk şarkısından değil, Türk Dil Kurumu’nun anlamını “Üzüntü ve kınamanın çokluğunu anlatan söz” diye açıkladığı Türkçe Sözlük’ten aldım.
Sitem demek doğru değil, biliyorum; belki bir serzeniş, bir gönül kırıklığını yazmadan edemeyeceğim. Atılım Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ayhan Tan’ın cenazesine katıldım. Bir avuç insandık. Eşi, kızları, kardeşi Yüksel Tan, yakın aile bireylerinin yanı sıra birkaç meslektaşı, yakın aile dostlarından Prof. Dr. Ali Eryılmaz, Doktor Zeki Eryılmaz, Prof. Dr. Mustafa Tan (akrabalık bağı yok), Özcan Genç, Şamil Büyüktalaş, KAREV’den Veli Bozkır, mimar Feridun Erdoğdu, Selami Kunter, Ahmet Semen ve İsmail Koz tanıdığım isimlerdi. Defin sırasında 30-40 kişi kadardık.
Ankara’da Karamanlı sayısı azımsanacak gibi değil. Sendika başkanlığı yapan, bürokraside önemli mevkilerde görevde olan, politikacı, öğretim üyesi ve iş insanı öyle çok kişi yaşıyor ki, onlardan hiç kimse cenazede yoktu. Karaman’dan cenazeye katılmak için gelen kimseyi de görmedim. Maalesef dayanışmamız yok. Herkes birbirine mesafeli. Cenazeye katılmaktan bile uzak duran bir tavır. İnsanın acısını insan alır; hemşehrisi alır.
İlke ve Hukuk
Orhan Tosun’un cenazesine katılım hakkında bilgim olmadı. Ama uzun bir ömür, Karaman’ın en eski gazetesinde tek cümlelik haber oldu: “Karaman eşrafından merhum helvacı Rıza Tosun’un oğlu, Karaman’da geçmiş dönemlerde avukatlık yapan Orhan Tosun 84 yaşında İstanbul’da vefat etti.”
Avukat Orhan Tosun adının bendeki çağrışımı, sözcük karşılığı “ilke” ve “hukuk”tur. Sanatçı kimliği ve entelektüel birikimi onu, akranlarından farklı kılan yönüydü. En iyi dostları arasında Mükrem Erkin ve Özcan Genç yer alırdı. Allah onlara sağlık ve uzun ömür versin.
Ahmet Tek