Hz. Mevlâna’nın 25 bin 618 beyitten oluşan 6 ciltlik muhteşem eseri Mesnevi “Dinle Neyden” cümlesiyle başlar. Ney, kamıştandır. Bu yazı ise abanozdan yapılmış klarnet üzerine olacak. Bu güzel ülkede ‘Klarnet Kardeşliği” diye bir gerçekliğin örneğini vereceğim. Bir nefesin, ezginin ve enstrümanın neler çağrıştırdığını anlatmaya çalışacağım. Tekirdağlı Katil Hasan’ı, Eyyvah Eyvah’ın Hüseyin Badem’ini, Karamanlı bir saat ustasını buluşturan bir öykü.
Yazının başlığı, bir arabesk filmin ‘Benden Nefret Et Ama Bana Acıma’ repliğinden aşırılmışa benzeyen ‘Klarnetime Gırnata Diyebilirsin Ama Zurna Dedirtmem!’ olabilirdi. Sanki Katil Hasan ile Saatçi Kadir daha çok yakıştı.
Beş yıl oldu, aylardan temmuzdu. Tekirdağ Süleymanpaşa Öğretmenevi civarındaydım. Rumeli Sahiline gidecektim. Denizin sesini dinleyecek, iyot ve yosun kokuları eşliğinde bir köşede kitap okuyacaktım. Hava çok sıcaktı. Köftecilerin önü kalabalıktı. Canım çay çekti. Yüz metre kadar ileride önünde birkaç masa olan küçük bir çay ocağı gördüm. Boş sandalye bulurum umuduyla hızlandım.
Katil Hasan’ın heykelini ilk o gün gördüm. Çay ocağına varmadan Katil Hasan heykeli karşıma çıktı. Katil Hasan, klarnet çalan takım elbiseli bir Roman. Büyük bir kaide üzerindeki heykelde pirinç levhaya nakşedilmiş ‘Katil Hasan’ yazısını okudum. Katil Hasan’ın adını hiç duymamışım. Sonradan Tekirdağlıyım. Nerden tanıyım.
Tekirdağ, nüfusa oranla kişi başına en çok heykel düşen il. Bunu belirtirken niyetim heykel güzellemesi yapmak değil. Heykel karşıtlarına malzeme olsun diye de söylemiyorum. Durum bu. Sadece sahilde bile sayısız heykel var. Büyük bölümü soyut. En çok Namık Kemal heykeli bu şehirde. Çünkü Tekirdağ, ‘Vatan Şairi’ Namık Kemal’in memleketi.
Kendime “Bir katilin heykelini dikecek kadar ileri gitmiş olamazlar” dedim. Katil Hasan heykelini Prof. Dr. Rahmi Aksungur yapmış. Heykeltraş Aksungur’un Ankara Devlet Mezarlığı ve Edirne girişindeki Kırkpınar heykellerini biliyordum. Heykeli Süleymanpaşa Belediyesi yaptırmış.
Katil Hasan çok ünlüymüş. Babadan klarnetçi; rahmetli Mustafa Kandıralı, Selim Sesler, Serkan Çağrı ve Hüsnü Şenlendirici gibi… Trakya’da akla gelen ilk enstrüman klarnettir. Halk, klarnet yerine gırnata demeyi tercih eder. Düğün, dernek her tür eğlencede klarnet çalınır. Orta Anadolu’da bağlama ne ise, Trakya’da klarnet odur.
Katil Hasan 10 yaşında başlamış klarnet çalmaya. “Hayatımı klarnete üfledim” diyerek, fiyakalı ve felsefi laf eden bir usta. Dinleyiciler daha o yaşlarda “yaktın, öldürdün bizi be Hasan!’ derlermiş. Katilliği oradan geliyormuş. Yoksa bugüne kadar kimseye fiske vurmamış. Mecazi anlamda binlerce kişiyi öldürmüş. Klarneti bir nevi makineli tüfekmiş. Doğrudan kalbi hedef alan özel bir tüfek…
Önceleri “Katil” lakabından rahatsız olmuş. Sonra üzerine yapışıp kalınca, çaresiz alışmış. Hayatta iken heykeli dikilen Katil Hasan’ın kimliğinde yazılı olan adı Hasan Gizlenci. Yaşı 70’e yaklaşmış ve 60 yıldır klarnet çalıyor.
Şehnaz Longa
Klarnet severek dinlediğim enstrüman. Şükrü Tunar ve Mustafa Kandıralı hayranıyım. Şükrü Tunar’ı ölüm sahnede bulmuş. Zeki Müren’in konseri sırasında klarnet çalarken kalp krizinden ölmüş. Hazin bir öyküsü var. Aynı zamanda bestekar. Şehnaz Longa’sını dinlemenizi öneririm.
Geçenlerde Karaman’ın en renkli siması, kedilerin babası Kadir Güneş’in vefatının ardından bir yazı yazdım. Meğer ne çok seveni, ne çok dostu varmış. Yazıdan sonra çok kişi aradı. Rahmetlinin bilmediğim yönlerini anlattılar. On parmağında on marifet varmış. Seyahat tutkunuymuş, motosiklet kullanmış, otomobil sürmüş, otobüslerde yedek şoförlük bile yapmış. Sokaklarda kedileri, evinde muhabbet kuşları beslermiş. Karasakal Hoca’nın can dostlarındanmış. Ondan Kur’an-ı Kerim dersleri almış. Dini konulara merak sarmış ve evinde İslami eserlerden oluşan bir kitaplığı varmış. Karaman’ın en renkli abisiymiş. Paylaşanlara binlerce teşekkür.
Karaman’ın En Güzel Sesi: Akif Akyüz
Kadir Güneş ile ilgili mesaj gönderenlerden biri Akif Akyüz’dü. Karaman’ın en güzel sesi Akif Akyüz’dedir. Sesinin rengi, okuduğu her eseri zirvelere çıkartır. O, nezaket timsali ve espri yeteneği yüksek bir dosttur. Gençliğimizin süper şakacısıdır, zeka küpüdür. Akif, müzik eğitimi gördü, üstatlarla meşk yaptı. Konya’daki Şeb-i Arus’larda tasavvuf musikisi korosunda yer aldı. Şakacılığı da şarkıcılığı da amatörlükten öteye geçmedi. Tercihi farklı oldu, mütevazı bir hayatı seçti. Sevgili Akif, rahmetli Kadir Güneş’i yakından tanıyanlardan. Kadir Güneş’in Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmesinde emeği geçenlerden.
Akif Akyüz’e göre, Kadir Güneş’in müzik kulağı ve müzik yeteneği vardı. Dostları ona “Şençalar” derdi. Bu lakap, mızrabı Udi Kadri Şençalar’a benzediği için yakıştırılmıştı. Ud, cümbüş, bağlama, keman, klarnet, kaval ve birçok enstrümanı fevkalade çalardı. Kadir Güneş’in ‘Şençalar’ lakabı, sanatını yurt dışında sürdüren Mehmet Ali Bilgiç’in mirası diye hatırlıyorum.
CSO’da Bir Karamanlı: Atıf Özpeynirci
Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Gazi Eğitim’in müzik bölümünden mezun bir arkadaşım “Saatçi Kadir’in Anısına” başlıklı yazımı okumuş. Rahmetli Kadir Güneş’le ilgili anılarını paylaştı.
Arkadaşım, Gazi Eğitim’de müzik eğitimi aldı. Ben ana enstrümanının keman olduğunu sanıyordum ama klarnetmiş. Keman ikinci enstrümanıymış. Klarneti tercih etme nedeni, o yıllarda Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda yan flüt sanatçısı olarak çalışan hemşehrimiz Atıf Özpeynirci olmuş. (Atıf Özpeynirci’yi yakından tanımadım. CSO’da yan flüt çaldığını anımsıyorum. Kardeşi Diş Doktoru Yusuf Özpeynirci bana ve ev arkadaşlarıma ağabeylik yaptı.)
Emekliliğini yaşayan arkadaşımın anlatımıyla Kadir Güneş’in klarnetli öyküsü şöyle:
“Ankara’da okurken benim ana enstrümanım klarnet idi. Atıf Özpeynirci klarneti seçmeme vesile olmuştu. Rahmetli Kadir Güneş’in klarnete karşı ayrı bir sevgisi vardı. Zaman zaman karşılaştığımızda ayak üstü klarnet muhabbeti yapardık. Bir gün kendisine ‘ben klarneti evin banyosunda çalıyorum, ses daha orijinal çıkıyor’ demiştim.
Gerçekten de böyleydi. Daha akustik olsun diye orada çalışıyordum. Rahmetli kendisi de aynı şeyi uygulamış. Arkadaşlarına anlatınca ‘gırgıra almışlar’ ve benim kendisiyle ‘kafa bulduğumu’ söylemişler. Bir karşılaşmamızda bana sitem etmişti. Oysa yapılan iş böyleydi. Ona yalan söylememiştim. Güzel bir anı olarak kaldı.”
Polisten Zurna Yumruğu
Gazi Eğitimli arkadaşım gençliğinde candan bir insandı. Hâlâ öyle. Her zaman heyecanlı ve telaşlıydı. Kıpır kıpır, neşeli ve tez canlıydı. Kemanına ve klarnetine çok değer verirdi. Ülkede henüz kan gövdeyi götürmezden önce Ankara’da üniversitelerde küçük çaplı olaylar başlamıştı. Başlangıçta “sağ – sol kavgası” olarak adlandırılan olaylar bir süre sonra tırmanacak, ardından 12 Eylül darbesi gelecekti. 1975’den itibaren okulların önlerinde o günkü adıyla toplum polisleri nöbet tutuyor, girişlerde öğrencilerin üst araması yapılıyor ve çantalarına bakılıyordu.
Gazi Eğitimli arkadaşım büyük çoğunluktandı. Yani olayların dışında kalanlardan… Bir gün okuldan eve döndüğünde gözü kanlanmış, göz çevresi morarmış haldeydi. Gözüne sert bir darbe yediği belliydi. Elindeki siyah, uzunca kutuyu odasına koydu. O, hazinesinin sandığı, klarnetinin kutusuydu. Gözüne ne olduğunu sordum. Sağ veya sol olarak adlandırılan bir grubun üyelerinin saldırısına uğramış veya bir kaza geçirmiş olduğunu düşünüyordum.
Öyle değilmiş. Okula girerken arama yapan polis memuru, kutuyu gösterip sormuş:
-Ne var içinde?
Müzik bölümü öğrencisi; kutuda makineli tüfek olacak değil ya. Bir müzik aleti olduğu malum. Üstelik aramanın yapıldığı yer, Müzik bölümü. Şimdiki gibi X ray cihazları ve metal üst arama dedektörleri yok. Aramalar el, göz ve söz ile yapılıyor. Tüm polisler bu üçlüyle donanımlı (!)
Arkadaşım, ‘klarnet’ demiş.
Polis memuru kutuyu açtırmış ve klarneti gördükten sonra bilgiç bir edayla,
-Ha, zurnaymış, diye yanıt vermiş.
Dostum itiraz etmiş:
-Zurna değil, klarnet!
Polis ısrarlı,
-Zurna işte! diye diklenmiş.
Bizimki kararlı,
-Zurna değil, klarnet! diye tekrarlamış.
Zurna, klarnet inatlaşması birkaç kez yinelenmiş. Klarnete zurna demekte kararlı olan polis memuru, “Sen benden iyi mi bileceksin!” diyerek, birkaç ay sonra mezun olup müzik öğretmenliği yapacak arkadaşın gözüne yumruğu çakmış. Bizde ispatın ve haklılığın yolu öteden beri karşı tarafa kaba güç uygulamaktır. Devlete sırtını dayayıp gücünü göstermek tarihi mirasımızdır. Geleneğimizden taviz vermeyiz.
Öyküyü dinleyince endişem gitti. Rahatladım hatta gülmemek için kendimi zor tuttum.
-Ha zurna, ha klarnet! İnatlaşmanın ne gereği vardı, dedim.
Öyle bir tepki verdi ki,
-Ben klarnetime zurna dedirtmem arkadaş!
Polis memurundan yediği yumruğun benzerini bana atacak sandım.
“Böylece, klarnetine zurna dedirtmemek için dayak yiyen ilk ve tek müzik hocası bizim arkadaş oldu. Bir gün Karaman’ın müzik tarihi yazılacak olursa bu olay unutulmasın. Dayak yiyen çok klarnetçi olmuştur ama klarnetine zurna dedirtmemek için yumruk yiyen başka müzisyen olduğunu zannetmiyorum. Trakya’da bile yoktur. İstediği parçayı çalmadığı için istek sahibinden dayak yiyen hatta öldürülen müzisyenlere yabancı değiliz. Ama müzik aletinin adı uğruna dayağı göze alanı duyduğunuzu sanmıyorum.
Otobüs Durağında Yapılan Dua
Emekli müzik öğretmeni arkadaşımın Kadir Güneş’le ilgili bir başka anısı da şöyle:
“Merkezdeki otobüs durağında beklediğim sırada rahmetli Kadir elinde poşetle gelmişti. Kenara çekildi ve abonesi kediler etrafında toplandılar. Onları doyurdu. Doğrusu gıpta ile bakmış, gıyabında kendisi için ‘Allah razı olsun’ demiştim. İnşallah, Rabbimizin kullarına olan hizmeti rahmete vesile olur. Allah rahmet eylesin.”
Heykeli dikilen Tekirdağlı Katil Hasan’dan başlayıp klarnet ustalarına selam gönderelim, ölmüşlerine rahmet dileyelim. Renkli ülkemin renkli insanları olmazsa bu hayat çekilir mi? Ata Demirer’in “Eyyvah Eyvah” filmindeki klarnetçi Hüseyin Badem’i hatırlatırım. Bir yanda hüzün, bir yanda neşe. Klarnet hep baş köşede.
Tekirdağlı Katil Hasan ile Karamanlı Saatçi Kadir birbirini tanımadı, yolları kesişmedi. Oysa onlar gönül dostları, dünyayı güzelleştirenler tarikatının müritleri. Bu yazı Katil Hasan’la Saatçi Kadir’i klarnet kardeşi olarak fani dünyada yan yana getirdi.
Kuşağının en aykırı, üretken ve klas şairlerinden, dizelerine zeka pırıltıları serpiştiren Küçük İskender “Klarnet” adlı şiirinde “Klarneti sevdim tek tabanca tek hicran” der. Şiir şöyle biter:
“nefesimi verdiğim klarnetin / benim için üzülmesini sevdim! /
Senin suçun yok hayat! /
Ben buraya zaten, sana elveda demeye geldim!”
Bir Öneri: Süleymanpaşa Belediyesi klarnetçi Katil Hasan’ın heykelini dikmiş. Üstelik hayatta iken. Karaman Belediyesi, Kadir Güneş’in adını hayvan barınağına veremez mi? Masraf gerektirmez. Bir tabela yeter de artar bile.
Ahmet Tek