Karaman’ın Ölmezleri, Karaman’ın Görmezleri!

Bu dünyaya kazık kakan mı var? Her canlı ölümü tadacak. Amenna! Lokman Hekim’in öyküsünü hepimiz biliriz. Lokman Hekim ölümsüzlük peşindedir. Nasıl bir ölümsüzlük? Lokman Hekim’in murat ettiği, peşinde olduğu ölümsüzlük, bireyin bedensel varlığını ilelebet sürdürmesi mi, bir güzel işle adını sonsuza kadar yaşatma arzusu mu?

Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen ve kendisine “hikmet” verildiği bildirilen (Lokman Suresi, Ayet: 12 ‘Andolsun ki vaktiyle Lokmân’a şu hikmeti vermiştik…’) Lokman Hekim’in, ömrünü ölüme çare bulmaya adamış biri olduğuna inanılır. Peygamber mi, veli mi, hekim mi kimliği konusunda ittifak sağlanamayan Hz. Lokman Anadolu’da dertlere derman bulan bir hekim olarak bilinir.

Rivayet edilir ki, bitkiler dile gelerek Lokman Hekim’e kendilerini tanıtırmış. “Ben şu derdin ilacıyım, ben bu hastalığın şifasıyım” diye seslenirlermiş. Hz. Süleyman’ın kuşların, karıncaların ve dahi başka canlıların lisanından anlayıp, onlarla iletişim kurması gibi. Ağaçlarla, çiçeklerle, otla, binlerce çeşit bitkilerle iletişim kuran kişi de Hz. Lokman’mış. Bugün nebatat kelimesinin anlamının ‘bitkiler” olduğunu bilmiyor olsak da Lokman Hekim’i duymayanımız yoktur. (Nebati bitkisel demektir. Belki o vakitler erkeklere Gürgen, Çınar gibi ağaç isimleri verilmiyordu.)

Lokman Hekim notlarını bir deftere yazmış. Bilmiyoruz, doğru mu, yanlış mı? Rivayet. İsteyen inanır, isteyen masal diyerek uzak durur. İster uzak durun, ister yakın, sizin bu tavrınızın, konuşlandığınız yerin Lokman Hekim üzerine anlatılanları değiştirip dönüştürecek gücü yok.

Bu saptamadan sonra devam edelim. Lokman Hekim’in not defterinde her derdin devası, her hastalığın şifası hatta ölüme çare bile varmış. Ama bu defter kaybolmuş. Bir rüzgar esmiş, defter bir ırmağın azgın dalgaları arasında kaybolup gitmiş.

Bu dünyanın tek gerçeği ölüm. İnsanoğlu ölümsüzlüğü hayal etse de, ölümsüzlükten murat, sahip olduğu vücudu ile sonsuza kadar ayakta kalması değildir. Kendisine hikmet verilen bir tanrı kulu, bedenin ölümsüzlüğünün peşinde olamaz.

Lokman Hekim, “her hastalığın, her derdin şifası var. Şifayı arayın” mesajı veren bir hikmetli kul olmalı. Ölümsüzlükten kastı ise geride bir güzel iş, bir güzel eser bırakılması düşüncesi olabilir. Çünkü İslam inancında, kişinin ölümüyle amel defteri kapanır. Ancak Hz. Muhammet (SAV) şöyle söylemiştir: “İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”

Sadaka-i cariye (hayrı devam eden iyilik, hayrı bitmeyen iyilik) herkesin faydalandığı ve varlığı devam ettiği müddetçe sevabı da devam eden hayırlardır. Camiler, okullar, hastaneler, yurtlar, kitaplıklar, yollar, köprüler, çeşmeler, hanlar ve hamamlar bu kapsamdadır. Bunları yapanların, yapımına katkı sağlayanların amel defteri kapanmaz ve onlar öldükten sonra da sevapları devam eder.

Lokman Hekim’in rüzgara kaptırdığı, rüzgarın ırmağa attığı, ırmağın sularının derinliğinde sakladığı ölümsüzlük iksiri, sadaka-i cariyelerin listesi olabilir mi diye çok düşünmüşümdür. Bu düşünce mantığıma daha uygun gelir.

Sizlere “ Karaman’ın Çağdaş Ferhat’ı” ve “Toroslara Kral Yolu Yaptıran Karamanlı” başlıklı yazımda anlattığım akıl almaz bir işin kahramanı ve öncüsü olan Celalettin Ölmez’in, Lokman Hekim’in suya düşürdüğü ölümsüzlük iksirinin yazılı olduğu defterinin bazı satırlarını okuduğunu söylersem inanır mısınız?

Türkçemizde yerleşmiş bir deyim vardır: ismiyle müsemma. Bugünün ifadesiyle, fiziksel yapısıyla veya karakteriyle adı örtüşen demektir. Celalettin Ölmez’in ‘Ölmez’ olan soyadı, fiziksel yapısından değil, eylemleriyle örtüşür oldu. Celalettin Ölmez’in yapıp ettiklerinin ardında, ölümsüzlük iksirinin formülünden ipucu yakaladığına inanmaya başladım.

Celalettin Ölmez’in bir girişiminden yeni haberdar oldum. O girişim de ölümsüzlük iksirinin formüllerinden birine benziyor. Çünkü sadaka-i cariyeden. Celalettin Ölmez, yanına Akçaalan köyünden Salih Arslan adlı bir yoldaş bulmuş. Hayır işinde Salih biriyle ortaklık yapmanın bereketli olacağını düşünmüş. Akçaalan-Bayır köyleri arasında köprüler varmış. Ben görmedim, görmediğim yerden geçmiş de olamam. Köprülerle ilgili bilgi de bulamadım.

Celalettin Ölmez ve yoldaşı Akçaalanlı Salih Arslan köprülerin ‘hayır otomatı’ olduğunda anlaşarak, “Bu köprüler yıkılmak üzere, bakanı yok, sahibi yok. Biz bunları sahiplendirelim” diye düşünmüşler. Geçmediğimiz köprüye para ödediğimizi dünya alem biliyor. Geçmediği köprüye sahip çıkan birini ilk kez duyuyorum. Günümüzde belediyeler sahipsiz hayvanları bile sahiplendiriyor. Sahipsiz çakıl taşı kalmadı. Buna rağmen bazen öyle kıymetli eserlerin sahipsiz olduğunu duyuyoruz ki, nutkumuz tutuluyor.

Köprüler, bir vatandaşa teklif edilecek değil ya! Celalettin’le Salih, araştırmışlar, soruşturmuşlar, Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kapısını çalmışlar. Çok değil, beş ay önce. Ocak ayında bir dilekçe yazmışlar. Köprülerin sahiplendirilmesini istemişler. Yoksa yıkılıp yok olacağını belirtmişler. Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, sahiplenme işini ciddiye almış. Dilekçeyi Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Konya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na iletmiş.

İyi niyetle başlanan hiçbir iş yarım kalmaz. Köprü işinde de öyle olmuş. Dilekçeye yanıt, 8 Haziran 2022 tarihinde gelmiş. Koruma Bölge Kurulu Müdürü Cemil Tütüncü imzalı yanıtta, köprülerin uzmanlarca incelendiği belirtilmiş. Ve büyük müjde duyurulmuş: “Köprülerin tescil edilmesine yönelik çalışma başlatılmıştır. Konu kurulumuz gündeminde görüşüldükten sonra ayrıca bilgi verilecektir.”

Şimdi yazının başlığına lütfen bir daha bakar mısınız! Bir yanda ölüme yatmış köprüleri sahiplendirmenin derdinde bir adam. Torosların geçit vermeyen kayalarına kafa tutup kral yolu yaptırmaya, bir şelaleyi tabiat tutkunlarına gösterme heyecanı yaşayan Allah’ın sevgili kulu…

Öte yanda, işin farkında olmayan, küçümseyen, burun kıvıran, görmezden gelenler! Onlar basiretleri bağlanmış olanlar. Onlar güzellikleri görme nimetinden mahrum bırakılanlar.

Su Uçtu Şelalesi için yapılan çalışma Zigana geçidinden, Bolu Tüneli’nden daha kıymetli ve anlamlıdır. Zigana’yı ve Bolu Tüneli’ni devlet yaptırıyor. Bu ülkenin birikimleriyle, imkanlarıyla, borçlanma pahasına. Su Uçtu’yu yaptıransa bir birey. Koca yüreğini ortaya koyan ve ölümsüzlük peşinde koşan bir tanrı kulu.

Karaman’dan.com sitesinden haberi okuyan kısa adı KONTREK olan Doğadan Dostluğa Konya Doğa ve Yürüyüş grubu, Karaman Çukur Köyü Su Uçtu Şelalesi’ni görmeye gelen ilk kafile olmuş. Yakında Mersin’den, Antalya’dan, İzmir’den, Ankara’dan da gruplar gelir. Karaman’dan gelen bir grup olur mu acaba?

Anıt ağaç olarak tescillenen Yunus Emre meşelerini bile merak etmeyen Karaman’ın sivil toplum kuruluşları, Su Uçtu Şelalesi’ ne nasıl gitsin? Çevre Haftası kutlamalarında burada ve Karadağ’da doğanın fedailiğini yapan üç beş güzel insana teşekkürü düşünemeyen bir idare, Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksirini ne yapsın?

Kral yolu bir başka şehirde yapılmış olsaydı, gazetelerin birinci sayfasında yer alır, tv’lerin haber programlarında tekrar tekrar gösterilir, bu işe emek veren insanlar programlara davet edilirlerdi. Ne yazık ki bu işin yapıldığı yer Karaman. Henüz bir ajans veya gazete muhabiri olayı haber yapmadı. Şehirdeki gazeteler bile her hafta vermeleri gereken bu haberi göremedi.

Karaman’ın tanıtımı mı dediniz! Bir daha düşünün. Çevre Haftası mı dediniz! Seneye Allah kerim. Haber mi dediniz! Ulusal medyada yayınlanmış Karaman haberi olarak aklınızda kalan olayı bir düşünün. Sosyal medya mı dediniz! Orda bu işlerin taliplisi olmuyor, kimse beğeni göndermiyor.

Karaman sevdalıları, kadir kıymet bilen güzel insanlar, seçilmiş, atanmış yöneticiler, hayırda yarışanlar! Lütfen çevrenize bakın. Güzel işleri görün, anlatın, yazın, paylaşın. Bir de 16 Temmuz’u unutmayın. Su Uçtu Şelalesi’nin açılışı o gün yapılacak. İncir ikramı olacağını biliyorum ama ağaların eli tutulmaz. O gün şelale şöleni yapılacak. Kavurma, pilav, ayran ikramı olacaktır. “Haydi Şelaleye” kampanyasını kim başlatacak merak ediyorum. Özel aracı olmayanları unutmayın. Onlar mahzun olmasın. Geride boynu bükükler kalırsa şölenin bereketi, tadı, tuzu olmaz.

AHMET TEK