Karaman'a yazılan en güzel mektup

Ne bu kardeşim? Mektup mu kaldı? Mektup yazacak kişi de kalmadı, mektubu okuyacak kişi de… Mektup öleli çok oldu. Tüm mektuplar, kefene benzeyen beyaz zarflarıyla defnedileli yıllar oldu. Ölmüşü diriltmenin, geçmişi canlandırmanın imkansız olduğunu bilmiyor musun?

Bilmez olur muyum? Ben mektubuna yanıt beklerken gözüne uyku girmeyen kuşaktanım. Bununla birlikte mektup yazmayı ilk unutanlardanım. Mektuplu şarkılar bile bana çok uzak ve yabancı geliyor. Böyle bir zamanda mektuplu yazı mı olur? Oluyormuş. Karaman’a yazılan en güzel mektubu ahir ömrümde okudum. Karaman’ı, geçmişi, mektubu, nostaljiyi ve okumayı sevenler için gelsin…

Bu yazı, iki bölüm olacak. İlk bölümde Karaman’ın has evlatlarından birinin öz geçmişi yer alacak. Öz geçmişler kişinin iç dünyasına ayna tutan yazılar değildir. Aksine, kuru, yavan, tatsız ve tuzsuz kelimelerden oluşmuş, içerikten yoksun metinlerdir.

Hakkında yazmak istediğim kişiyi ne yazık ki ben de öz geçmişi kadarıyla biliyorum. Daha fazla değil. Oysa aileyi, ailenin bazı bireylerini tanıyorum. Benim son dönemlerde okuduğum en güzel mektubu yazan, nezaketini kaleminden hissedebileceğiniz kişiyi sizlerin de tanımasını istedim. En azından adını, sanını, ailesini tanıyarak, Karaman’ın böyle evlatları olduğu için kıvanç duyacağınızı düşündüm.

Cemil Şenalp, 1940 yılında Karaman’ın Hoca Mahmut Mahallesi’nde dünyaya geldi, ilkokul ve ortaokulu Karaman’da okudu. 1955 -1958 yıllarında İstanbul’da Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenim gördü. 1958 yılında Ankara Kara Harp Okulu’ndan teğmen rütbesiyle ordunun saflarına katıldı.

1968 yılında sınavla girdiği Kara Harp Akademisi’nden 1971 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu. 1979 yılına dek iki Tümen’de Hrk. Eğt. Şb. Md’lerinde bulundu. 1974-1975 yıllarında İtalya-Roma’daki NATO Savunma Koleji’nin 47. Dönem çalışmalarına katıldı. 1976-1977 yıllarında Yüksek Komuta Akademisi’nde (Silahlı Kuvvetler Akademisi) öğrenim gördü. 1979-1980 yıllarında Yüksek Komuta Akademisi’nde öğretim görevlisi olarak bulundu.

1980-1982 yıllarında Afyonkarahisar’daki Yurt İçi Batı Bölge K.lığının Kurmay Başkanlığını yaptı. 1982-1986 yılları arasında Ankara-Kara Kuvvetleri Kh.da Şube Md.lüklerinde bulundu. 1986-1988 yıllarında Ağrı’daki 12. Tümen’e bağlı 7. Piyade Alayı K.lığında Alay K.lığı yaptı. 1988-1990 yıllarında Erzurum’daki 9. Kolordu’nın Kurmay Başkanlığı’nda bulundu. Bu süre içinde Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde “Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi” konusunda doktora yaptı.

1990-1992 yıllarında Bursa’daki 1. Ordu Marmara Güney Birlikleri K.lığının Kurmay Başkanlığını ifa etti. 1992 yılında kadrosuzluk nedeniyle emekli oldu.

1992-1998 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, 1999-2004 yıllarında da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Devrim Tarihi” öğretim görevlisi olarak bulundu.

Bu süre içinde aynı zamanda Genelkurmay Bşk.lığı tarafından kendisine “Harp Akademileri K.lığı Onur Belgesi” verilerek, akademi bünyesindeki ABAM’da (Askeri Bilimler Araştırma Merkezi) ve SAREN’de (Stratejik Araştırma Enstitüsü) yüksek lisans derslerine girdi.

Kendisi bir Frankofondur. Okuduğunu anlayacak kadar Fransızca bilir. Yayınlanmış birçok kitap ve makaleleri vardır. Evli, iki kız çocuğu babasıdır.

Bu bilgiler, Anı Bisküvi’nin Yunus Emre’nin 700. Ölüm Yıldönümü ve 744. Türk Dil Bayramı için armağan olarak yayımladığı kültür yayınlarının 12. kitabı olan “Toprak Damlı Evlerin Çocukları II” adlı eserden alınmıştır. İbrahim Rıfkı Boynukalın‘ın, Karaman’ın hafızasına en nitelikli birikimleri aktarmanın yöntemi olarak tercih ettiği “Toprak Damlı Evlerin Çocukları” serisi, gelecekte Karaman’la ilgili araştırma yapacak olanlar için kaynak eserler arasında yer alacaktır.

Cemil Şenalp adını, ilk kez bu kitapta gördüm. Evleri evimize çok yakındı. Aile faytonculuk yapardı diye hatırlıyorum. Amca çocukları, rahmetli Ahmet ve Kültür Müdürlüğü’nden emekli Mehmet Şenalp’ı, Ankara’daki Dr. Mustafa Şenalp’ı tanırdım. Ama Cemil Şenalp’ı hiç anımsamıyorum. Cemil Şenalp’ın Toprak Damlı Evlerin Çocukları‘ndaki anılarını bir solukta okumuş ve kaleminin gücünü pek beğenmiştim. Anılarının yer aldığı yazısında, “Benim Halam”, “Güneş İlkokulu’na Kayıt”, “Üzeyir Usta’nın Arabaları”, “Tren İstasyonu”, “Ferit’in Sineması” ve “Karaman’a, Çocukluğuma Veda” başlıklı Karaman’ın yakın tarihinden izler taşıyan bölümler, acıklı ve gerçekçi öyküler tadındaydı.

Cemil Şenalp, kitap yayımlandıktan sonra İbrahim Rıfkı Boynukalın‘a bir mektup göndermiş. Rıfkı abi, mektubun içeriğinden çok etkilenmiş, benimle paylaştı. İyi ki öyle yapmış. Cemil Şenalp’tan İbrahim Rıfkı Boynukalın’a gönderilen mektup, iki kişi arasında özel bir yazışma niteliğinde değildi. Veya ben böyle değerlendirme yolunu seçtim. Mektubu birçok kez okudum. Edebiyat dergilerinin dönem dönem derlediği mektup özel sayılarına girebilecek nitelikte, çok zarif, incelikli bir mektuptu. Bu mektubun Karaman’dan.com’da yayınlanması gerektiğini düşündüm.

Mektup sahibini aramadım, Rıfkı abiden ise izin almadım. Ama bu mektubun yayınlanması şarttır diyerek, okuyucuyla paylaşma ihtiyacı hissettim. Böylesine güzel, duygulu, nezaketli ve edebi bir dille yazılmış bir teşekkür mektubunu bu güne kadar okumadığımı söyleyebilirim.

Yazımın ikinci bölümünü bu mektuba ayırdım. İşte mektup, haksız mıyım?

“Rıfkı Bey kardeşim merhaba!

Göndermiş olduğunuz, “Toprak Damlı Evlerin Çocukları“nın (kısa da olsa) çocukluk anılarını okudum. Öz geçmişlerini okudum. Çocukluk döneminde yaşadıklarını, gördüklerini, işittiklerini, çok sıcak, çok içten, çok nahif bir şekilde anlatmışlar. Büyük kısmı benim çocukluk anılarımla da örtüşüyor. Akrabalarından tek tek, hiçbirine gölge düşürmeden anlatmaları dikkatimi çekti. Kişi adlarına büyük ilgi duyduklarından dolayı, başta aile fertleri olmak üzere taşra hayatından bazı isimleri hep ön plana çıkarmışlar.

Siz dahil, hepsi de çok iyi eğitim almış, hayatta önemli mevkilere gelmiş, önemli görevler üstlenmiş saygıdeğer insanlar. Sizleri okuyunca, Karaman’ın aydınlık yüzünü gördüm. Her biriyle ayrı ayrı tanışmak isterdim. Karaman’ı konuşurduk. Geri kalan hayatlarını konuşurduk. Her birinin yazılmış kapsamlı eleştirel anılarının olmasını umut ederim. Yoksa teşvik edin lütfen! Kimbilir neler çıkar! Öğretmeninin sopasından korunmak için, annelerinin içlerine kalın yünden giysiler giydirilen çocuklar için yapsınlar bunu.

Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji mezunusunuz, ben de bir edebiyat sever kişi olduğumdan sizinle çok iyi anlaşabileceğimizi düşünüyorum.

Rıfkı Bey kardeşim, gençken insanın pek mazisi olmuyor. Fakat yaşlandıkça arkamızda bir mazi birikir ve biz insanlar bunu severiz. Şahsen bu bireysel maziyi toplumun mazisiyle karıştırarak sevdim ben. Anıların insanın içini acıtan yaşlara gelmişizdir artık. Bir kaya gibi göğsümüzün üzerinde oturup kalmış, her biri hüsran beyti gibi mırıldanarak geçen hayatımızın anıları, iyi ya da kötü olmalarından bağımsız olarak acı verirler bizlere. Yaşadıklarımıza bir anlam katarak, doğumumuzdan başlayarak bu hayatı ve içinden geçtiği tüm zamanları her yönüyle ve entelektüel bir bakış açısıyla, geniş açılı bir perspektifle incelemeye çalışmalıyız. Bu arada, yaşadığımız toplumun vicdanı, bilinci ya da belleği olmak gibi bir görevi üstlenmek haddime düşmemiştir.

İnsanların anıları hep kişisel olmuyor. Tarihin yarattığı değerler de bazen en etkili anılar olabiliyor. İnsan yalnızca bir birey olarak kendi hayatını değil, aynı zamanda ayırdında olarak ya da olmayarak, çağının olaylarını ve çağdaşlarının hayatını da yaşıyor.Anılarımızı anlatırken, bireysel tarihimiz ile toplumsal belleğin iç içe geçmesine dikkat etmelidir derim ben.

Bana göre, erken dönem Cumhuriyet tarihi üzerine yapılan araştırmaların en zayıf ve eksik yönü, dönemin taşra yaşamına ilişkin bilgilerin yazılmasındaki yetersizliktir. Yani dönemin taşra hayatına ilişkin bilgiler yeterli değildir. J.J.Rousseau’nun, kıyamet gününde Tanrı’nın katına “İtiraflar” kitabıyla çıkacağını belirtmesi gibi bizler de Tanrı’nın katına bu anı kitaplarımızla çıkmalıyız.

Aslında bir insanın öz yaşam öyküsü, ”Vadideki Zambak”ı anımsatan yol kenarındaki çiçeklerden ya da, tarlaların kıyısındaki utangaç gelinciklerden başka nedir ki?

Evet bitirirken, ben de Goethe’nin Herder’e yazdığı mektupta dediği gibi, ”Hz. Musa’nın Kur’an’da dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: ”Rabbim! Göğsüme ferahlık ver./ İşimi bana kolaylaştır,/ /Dilimden düğümü çöz ki /sözümü iyi anlasınlar.” Selamlar, sevgiler!..“

NOT: Cemil Şenalp’tan ricam; Bizlere Karaman’ı anlatın. Çocukluğunuzun Karaman’ını… Sizin anlatımınız Karaman’ı ebedileştirecektir. Bu kalemin hakkı, bir dönem Karaman’ını yazmaktır. Siz yazarsanız, bize okumak vaciptir. Sizin gibi kalem erbabına az rastlanır. “Karaman’ı yazıyoruz” diyerek yola çıkanların içerikten yoksun, bozuk imla ve anlatımlarından bıkan has okura büyük iyilik etmiş olursunuz.