Onun kadar yüzüne tebessüm yakışan, onun kadar muhatabının gözünün içine derinden bakan, onun kadar temiz ve bakımlı, onun kadar nezaketli, sevecen, sakin, alçakgönüllü, açık sözlü, duygusal, kanaatkar, onun kadar çok yönlü, onun kadar tarz bir başka kişi düşünemiyorum.
İçeriği pek değişmeyen, çoğunlukla aynı konulara değinen yazılarını kaçırmadan okuduğum bir meslek büyüğümdü. Ufku açık insandı. Yalnız bir hayat sürdü. İslami kesimi sanata, edebiyata, güzelliklere davet eden önderlerin ilkiydi.
Tabiatı, sadeliği ve samimiyeti seven, bu sevgisini dile getirmekten yorulmayan bir neferdi. Köylülükten, zevksizlikten, hödüklükten, kabalıktan haz etmezdi. Müslümanın şehirli kültürüyle yoğrulmuş olanına, nezaketlisine, güzel sanatlarla ilgilenenlerine kalbini açmaktan gocunmazdı. Bir kedi severdi.
Türkiye’de her kesime, fanatik muhaliflerine bile kibarlığını, estetik zevkini tescilletmiş bir güzel adamdı.
Mehmet Şevket Eygi adını bilmeyen yoktur. Yukarıdaki cümlelerde bu güzel adamın bazı özelliklerini yazmaya çalıştım. Allah rahmet eylesin. 2019 Temmuz’unda vefat etti. 15 binden fazla olan kitaplarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin kütüphanesine bağışladığını biliyorum. Ama o aynı zamanda bir antika meraklısıydı. Sanat ürünlerine karşı zaafı vardı. Beğendiği eserleri, bütçesine uygunsa mutlaka alırdı. Binlerce objeye sahipti. Gözü gibi baktığı o eşyalar kim bilir şimdi nerelerdedir?
Mehmet Şevket Eygi’yi yıllar yıllar önce üç arkadaş birlikte ziyaret ettik. Bizlere bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Söylediklerini hiç unutmadım. Kulağıma küpe yaptım.
“Pırıl pırıl gençlersiniz. Eğitimli ve meraklısınız. Sizin talibiniz çok olur. Siyaset, cemaat, tarikat… Bunlardan size çok teklif gelecektir” diyerek, hepimizi gönendiren cümlelerle gönlümüzü kazandı.
Kulağıma küpe olan sözleri, iltifatının ardından geldi.
“Sizi birileri iş yerine davet etmişse masasına, masasındaki kalemine, kitabına, düzenine, intizamına bakın. Odasında el dokuma halı var mı? Duvarlarda sanatlı bir tablo asılı mı? İkramı, konuşması, kılığı, kıyafeti nasıl? Birlikte çalıştığı insanlara nasıl hitap ediyor? Bunlara dikkat edin. Bunlara puan verin ve o kişiyi öyle değerlendirin. Eğer bir eve davet etmişlerse yine aynı şekilde çevrenize bakın. Evde kitaplık var mı? Bir hat, tezhip, minyatür gibi eserler duvarları süslüyor mu?”
Dahası var. Ana ben bu kadarıyla yetinmek istiyorum. Rahmetli Mehmet Şevket Eygi, özellikle zenginlerin sanata ilgi göstermesini beklerdi. Sanattan, kitaptan, güzel konuşmaktan uzak insanların yanında bulunmaktan rahatsızlık duyardı.
Rahmetli Eygi’nin bu sözlerini hiç unutmadım. Çok sayıda iş insanıyla tanıştım. İş yerlerini ve evini gördüklerim, birlikte yurt içi, yurt dışı seyahatler yaptığım, aynı sofrayı paylaştığım zenginler oldu. İlk dikkat ettiğim şeyler, Mehmet Şevket Eygi’nin söylediği hususlar oldu.
Sanattan, kitaptan, sohbetten uzak varlıklı insanların zevksiz ve nezaketsiz olduklarını gördüm. Bu hatıramı birçok iş insanıyla, birçok dostumla paylaştım. Sözüne, nezaketine, zevkine itibar ettiğim bir gönül dostum, “ Ne olur bunu yaz. İyiliklere vesile olur” dedi.
Yıllar yılları kovaladı. Hala gittiğim yerde el dokuma halı var mı, duvarda bir sanat eseri asılı mı bakarım. Masada kalem, kitap, ne varsa incelerim. İş yeri sahibinin birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarıyla konuşma tarzına dikkat kesilirim. Gittiğim ve davet edildiğim iş yerlerinin büyük bölümünün fotoğrafları zihnimin albümleri arasındadır. Gördüklerimden çıkardığım sonuç, hayal kırıklığı…
Mehmet Şevket Eygi’nin kıstaslarıyla geçer puan alan iş insanı sayısı çok az. Birçok iş yerinde gördüğüm manzara karşısında halime hep şükrettim:
“Allah’ım, şükürler olsun sana. İyi ki böyle bir varlık tabutunda hapis değilim. Şükürler olsun, bunca servete rağmen yoksunluk ve mahrumiyet içinde kıvrananlardan değilim. Şükürler olsun, sunduğun imkanlar dünyamı da ufkumu da genişletti. İyi ki buna benzer zenginlerden değilim. Beni zenginliği bilmeyen, zenginliğin nimetlerinden yararlanamayan insanlardan yapmadın. Ömrümü kumbara içinde geçirmedim. Şükürler olsun” derim.
Paranın alamadığı değerlerin bizi nasıl zenginleştirdiğini bilenlerdenim. Parası artanların büyük çoğunluğunun moral değerlerinin azaldığını gözlemledim.
Yoksulluk sınırı var, zenginlik sınırı yok
Zenginlikle mücadele dernekleri olsa, bu insanlara yardımı olabilir diye hayal kurdum. Yoksulluk sınırı var, zenginlik sınırı yok diyerek üzüldüm. Asgari ücret tartışmalarını hatırlayın. Neler neler dile getiriliyor. Niye asgari hayat için kimsenin sesi çıkmıyor? Asgari hayat istemeyi neden düşünmüyoruz? Asgari hayat, asgari ücret kadar önemli değil mi? Asgari hayat için neler gerekir? Hayat yoksa geriye ne kalır?
Asgari hayat için gerekli şeyler bir başka yazının konusudur. Ama acılarımızı, zorluklarımızı, bir yakınımızın kaybı ve üzüntülerimizi hafifletecek sosyal ilişkiler, mutluluklar, bilgi, başkalarından takdir görme, yararlı işler yapma gibi eylemler asgari hayatın olmazsa olmazlarındandır. Biraz tebessüm, biraz neşe, biraz empati, biraz ilgi ve daha binlerce madde. Asgari hayatın koşulları için yabancı yatırımcıya da dövize de ihtiyaç yoktur. Kırmızı ışıkta durmak bile asgari hayat standardı için elzemdir.
Yoksulların yardımına koşan fedakar, hayırsever insanlar var. Zenginlerin yardımına, bir menfaat beklentisi yoksa kim koşar? Zenginlik, kişiye seçkinlik kazandırmaz. Erdem, paranın satın alabileceği metalardan değildir.
Karaman’ın en zengini acaba kimdir?
Zenginlik nedir? İmkan bolluğu mu, her istediğini yapabilme özgürlüğü mü, mal, mülk içinde yüzmek mi? Yoksa, hayatı bir ikram olarak görüp, kulluk bilinciyle, nezaketle, haysiyetli bir şekilde ve estetik duygularla ömür sürmek mi? Asgari hayatı yaşayamayan insan sayısı, asgari ücretli insan sayısından fazladır. Nasrettin Hoca demiş ya, inanmıyorsanız sayabilirsiniz.
Merak etmişimdir, Karaman’ın en zengini acaba kimdir? Kasası ve kesesi dolu olanlar mı, gözü ve gönlü hayata açık olanlar mı daha zengin sayılır? Gerçek zenginlik gönül zenginliği veya gönül tokluğu değil midir?
ISHAK ALATON VE HAYATA BAKIŞ
İshak Alaton, Türkiye’nin önemli iş insanlarındandı. Aşağıdaki yazı ona ait.
Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur. Herhalde iş adamı olduğum için. Ben, “paranın iki kişiliği vardır” derim. Birincisi, para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip yiyecek, giyecek, ev, bark, hatta sağlık satın alabilirsiniz. İkincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz. “Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç, perişan kalmam, çünkü kötü günler için paramı bir kenara ayırdım” dersiniz. Ama para ötesi, yani para üstü bir konu daha vardır. Bunu parayla satın alamazsınız. Bunun adı zevk ve keyiftir. Zevk almak, keyif duymak, ancak kültür ile mümkündür. Resimden zevk almak için sergiler bedava, müzik, kaset ve diskler üç otuz para. Ayrıca konserler de pahalı değil. Tiyatrolar hamburger fiyatına…
Aşk ve sevgi zaten bedelsizdir. Güneşin batışından, denizin hışırtısından ya da bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız, kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz. Güneşi kaç paraya batırabilirsiniz? Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir? Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır. Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür. Para kazanmaya emek verdiğiniz kadar kültür edinmeye de emek verin !..
İster genç olun, ister yaşlı, yaşınızla barışık değilseniz ihtiyarsınız demektir. Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi ihtiyar doğanlar da vardır. Yaşlılar ölüme daha yakın derler. Ama ölüm nüfus kâğıdı sormuyor. Şimdiki tutkulu projem, bir ceviz ormanı yetiştirmektir. Fidanları dikmeye başladım bile. Ceviz fidanı 8 yıl sonra ağaç olup, ceviz verirmiş. Şimdi 76 yaşındayım. Yani 84 yaşımda ceviz kıracağım. Bu kez kendi cevizlerimi…
Not: İshak Alaton, 2016’da vefat etti. Öldüğünde 89 yaşındaydı.
Sözün Özü:
“İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Onu toprak doyurur.”
(Hz. Muhammet sav)“Kişinin kıymeti, istek ve arzularının kıymeti kadardır.” (Hz. Ali)
“Kimseyi elindeki nimetten dolayı kıskanma. Allah’ın ondan neler aldığını bilemezsin.”
(İmam Şaravi)
Not: Övgüyü, takdiri, hürmeti birilerine yaranmak için yapılan şirinlik olarak gören ahmaklar var. Her eylemini bir ödül alma, bahşiş koparma amacıyla yapan bu ahmaklar, herkesi kendileri gibi avuç açan şaklabanlar olarak görüyorlar. Zeka katsayıları ayakkabı numaralarıyla aynı olan bu soytarılar yazılarımda birini övmemi veya eleştirmemi, çıkar sağlamakla eşleştirmeyi yorum zannediyorlar. Öyle de çoklar ki…
AHMET TEK