Bu yazı için giriş niteliğinde olmak üzere öncelikle şu satırları dikkate almanızı rica ederim:
- -Şehir dediğin bir büyük emanettir,
- -Yaşadığımız ortamın inceliğinden nasibimizi alırız,
- -Şehirlerin baş eseri olur mu?
- -Yunus Emre’nin türbe kapısının üstündeki yazıyı hiç gördünüz mü?
- -“Allah güzeldir ve güzeli sever” ilkesine inanır mısınız?
“Şehir” dediğimiz çok nüfuslu yerleşim yerleri, bir büyük emanettir. Kendini bilen herkese… Orada yaşayanlara, oraya yakın olanlara ve bulunduğu ülkenin tamamına teslim edilmiş bir emanet… Şehir, medeniyetin bir bütün olarak tezahürüdür. Kadim zamanların birikiminden süzülüp gelenlerdir. Dünden devralınanların üzerine yeni ilavelerin yapıldığı dünyanın gösteri sahneleridir. Biz, şehir kelimesini farsçadan almışız. Arapçada şehir kelimesinin karşılığı medine’dir. Medine, uygarlık, medeniyet demektir.
Karaman, kadim şehirlerdendir. Bize dünden devredilen tarihi hazinelere sahiptir. Bunlardan biri de Yunus Emre’nin türbesidir. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Resim Anasanat Dalı Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Hakan Yılmaz’ın, “Ölüm Estetiğinde: Mezarlıklar ve Yunus Emre Türbesi” başlıklı, çok etkileyici ve yol gösterici bir makalesini okudum. Yılmaz, galiba güzel sanatlarda ruhunu, kalbini, dilini ve kalemini inceltmiş bir kibar insan… Yazısından bunu çıkarıyorum. Öyle naif bir tarzı var… Mesleğinin, eğitiminin karakterine ve yazısına yansıması olmalı…
Yılmaz, uzun yazısının bir bölümünde şu önerilerde bulunuyor:
“2021 yılı Yunus Emre ve Türkçe yılı olarak kabul edildiğinde Karaman’ı işaret eden veriler Türkçe ve Yunus Emre olarak görülürken somut göstergelerden birisi de Yunus Emre’nin türbesidir.
Bugün türbe en iyi hali ile ziyaretçilerini ağırlarken çevresi ile daha da güzelleşebilir, oluşturulacak tesisleri ile ilgi odağı olabilir. Bu yıl bunun için her bakımdan önemli bir fırsattır. Türbe az bir gayret ile muazzam bir külliyeye dönüşebilir. Bu gayret bizde vardır.
Başta valiliğimiz, belediyemiz ve üniversitemiz bu konuda yol başçı olmalı ve Yunus Emre türbesini baş eser olarak sunmalıdır. Çünkü burası bir başşehirdir, burası Karaman’dır.“
Bu değerlendirme ve önerileri okuyan olmuş mudur? Okuyup da hatırlayan ve bir şeyler yapabilmek için gayret gösterenler var mıdır? Ümit edelim. Çok yönlü sanatçılarımızdan ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mezar taşlarını öne çıkardığı bir yazısını hatırlıyorum. “Karacaahmet’te har vurup harman savrulan taşlar arasında öyleleri vardır ki, cumhuriyetin ellinci yılına kadar diktiğimiz şalvarlı poturlu, kasaturalı abideler bunların yanında çocuk oyuncağı kalır. Abide deyince akla gelen kelle kulak, şalvar, kasatura değildir.” diyordu. Taksim Meydanı’na dikilen anıtı sevimsiz bularak, şöyle sesleniyordu:
“Abide her şeyden önce soylu bir geleneğin elle tutulur bir sonucudur... Taksim abidesinin yanı başına ister Karacaahmet’ten, ister Eyüp‘ten, ister Anadolu’nun en soylu mezarlarından bir taş getirip dikelim. Bakalım bunlardan hangisi daha ağır basacaktır?“
Japonya’nın kalkınmasında önemli yararı olan “Kaizen Yöntemi” vardır. Kaizen, Lao Tzu’nun “Bin kilometrelik bir yolculuk, ilk adımla başlar” öz deyişinin uygulamaya konulmuş halidir. Büyük hedefler koyup gerçekleştirmemek yerine küçük, en küçük, yeni söyleyişle minimal adımlar atılmasıdır. Yunus Emre yılı için Karaman’da beklenti çıtası çok yüksekti. Şimdi ortada ne beklenti kaldı ne de çıta… “Küçük adımlar atmaktan geri kalmayalım” düşüncesiyle Yunus Emre türbesinin kapısının üstündeki yazıya dikkat çekmek istedim.
Bir mermer üzerine “Yâ Hazreti Sultan (kaddesellahü sırrahû) Yunus Emre” ifadesi, ta’lik hattı ile yazılmış. Bu taş, türbeye 1948 yılında konulmuş. Tarihi bir değeri olmadığı açık. Bu türbe için yeterli mi? Hiç bu gözle bakıldı mı? Hat sanatı yeniden canlandırıldı. Hattatlar bir süredir ilgi ve itibar görüyor. Yunus Emre yılı bitmeden, türbenin giriş kapısının üstündeki yazı, bir yarışma ile yeniden belirlenebilir. Yukarıdaki yazıyı konunun uzmanlarına gönderdim ve düşüncelerini paylaşmalarını istedim. Özetle, bu hattı Yunus Emre’nin türbesine uygun gören tek kişi çıkmadı. “Çok basit, bazı hataları var ve bir mezar taşı yapımcısının elinden çıkmış olmalı” notunu düşenler oldu.
Rahibe Theresa‘nın sözüdür: “Küçük şeyleri büyük bir sevgiyle yapmak…Tanrı için küçük diye bir şey yoktur.” İnsanlar için de…Önemli olan ne kadar çok şey yaptığımız değil, yaptığımız şeye ne kadar sevgi kattığımızdır. Herkes yaşadığı yerden nasibini alır. Etrafımızdaki incelikler, ruhumuzu da inceltir. Kalın ruhlar, ne bu dünyaya sığar, ne öte dünyaya…
“Bu iş bizim dışımızda. Vakıflar’a aittir” itirazlarını lütfen bir yana bırakın. Karaman’ın öncülerinden biri ilk adımı atarsa, türbenin üzerine öyle güzel bir Yunus Emre yazısı gelir ki, İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısındaki hat gibi yıllarca gözümüze zevk verecek bir esere kavuşuruz. Ya da “Karaman’da her şey bitti, sıra geldi türbe kapısındaki yazıya…” diyerek, ilk adımı, o küçük adımı bile atmayabiliriz.
Karaman’ın baş eseri var mı? Karaman, Yunus Emre türbesini baş eser olarak sunabilir mi? Baş eserlerimizden haberdar mıyız? Biz şehrimizin emanetçisi miyiz? Emanetlerimizi liyakatli ellere mi teslim ediyoruz? Karaman’a sahip çıkmak adına küçük ama ilk olacak adımı atmaya var mısınız? Bu işe Yunus Emre’nin türbesinden başlamak ne güzel olur.
Ahmet Tek